петък, 24 октомври 2014 г.

Şoför araçta mahsur kaldı

Kırcaali'de etkili olan sağanak yağış, hayatı felç etti. Kırcaali Kaufland ve Billa market parkı önündeki alan bir anda gölete dönerken, şoförün içinde bulunduğu bir kamyonet suda kaldı. Kamyonetin şoförü aracında mahsur kaldı.


четвъртък, 23 октомври 2014 г.

RAMİS ÇINAR, KİTAP FUARI KONUĞU

Bulgaristan doğumlu ve 1989 yılında Türkiye göçmen olarak yerleşen, günümüzün tanınmış yazarı Ramis Çınar, Edirne Kitap Fuarı'ndaki imza gününde okurlarla buluştu..
Öğrencilere kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, yazar ve şairleri okuyucularıyla buluşturmak amacı ile Edirne Belediyesi tarafından 17-26 Ekim 2014 tarihleri arasında Ekmekçizade Kervansaray’ında “Edirne 2.Kitap Fuarı” düzenleniyor. Pek çok yayınevi ve yazarın katıldığı kitap fuarının bu yılki konukları arasında Ramis Çınar da yer aldı. “Söylenmemiş Sözler”, “Elveda Rumeli & Savaş ve Ayrılık” ve “Aşk, Hayat ve Arayış” adlı romanlarıyla edebiyat dünyasında adını duyuran Ramis Çınar, fuar organizasyonunun ikinci gününde Parafiks Yayınevi standında okurları için kitaplarını imzaladı.
Kitap fuarına giden kitapseverler ayrıca pek çok ünlü yazar ve usta kalemle tanışıp kitaplarını imzalatma imkanı buldu. 26 Ekim 2014 Pazar gününe kadar devam edecek olan 2. Edirne Kitap Fuarı'nda Onur Öymen, Enver Aysever, Kandemir Konduk, Öner Ciravoğlu, Aydın Ilgaz, Mine Engin Tekay, Murat Çavga ve Mustafa Armağan imza günü etkinlikleri kapsamında kitapseverlerle buluşacak.


Jale Filibeli

İZZET ŞABAN, PARAPETİ NE ZAMAN TAKACAK?

Byal izvor, Ardino ilçesine bağlı şirin bir yerleşim yeri.
Bu köyün çıkış yolunda, yayalara ait tehlikeli bir kısmın parapetsiz olması, son günlerde köy sakinlerini bir hayli tedirgin etmekte.

Şimdiye kadar bu bölümden aşağı üç kişi düşerek telef olmuş.
Aynı çevrede birçok küçük afacan bisikletiyle oynamakta, yoğun trafik oluşuyor ve en yakın zamanda, bu bölüm parapete kavuşmazsa, çok daha ağır vakalar yaşanabilir.

Byal izvor muhtarlığının konuya duyarsız kalmasından dolayı, bazı köy sakinleri geçenlerde, Ardino ilçesinin muhtar yardımcılığı görevinde bulunan İzet Şaban ile telefondan görüşmüşler.
Muhtarın yardımcısının cevabı ise hayret verici cinsten olmuş;

"Şimdi oraya ben mi gelip, bu sorunu çözeyim! Ayrıca inşaat işçimiz de yok!

Şimdi sormak gerekiyor, acaba  İzzet Şaban'ı bu koltuğa seçmen neden oturttu ve inşaat resöru sorumlusu yaptı?
Onun görevi yalnız telefondan böyle patavatsızca cevaplar vermekten mi ibaret?
Yarın, o çukura düşüp, birisi hayatını kaybetmiş olsa,savcı bey acaba İzzet Şaban'ı suçlu bulmaz mı dersiniz?

Hele bu yorumdan sonra...

Bu kendini unutmuş, muhtar yardımcısına yalnız şunu hatırlatmakta yarar olacak.
Ardino belediyesinin arşiv defterlerini açsın ve orada görecek ki,1920-1925 yıllarında bu belediye yalnız üç kişi tarafından idare ediliyormuş.
O zamanlar belediye bölge olarak da daha büyükmüş, nüfus bakımından da.
Sayın İzzet Şaban, ya şu an Ardino belediyesinin bünyesinde kaç tane memur ve işçi barınmakta?
Onlarca, hatta yüzlerce  desek yalan sayılmaz dimi...
Madem ki, şu beş metrelik parapeti yerine koyamıyorsunuz, o zaman Ardino Belediyesinin, inşaat resöründen sorumlu muhtar yardımcısına ne ihtiyacı var...

Byal izvor halkı bu  sorunu kendisi de çözebilir.

O zaman belediye ne gerek?


Jale Filibeli

ŞAİR MUSTAFA ÇETE'Yİ UĞURLARKEN...

Bulgaristan'da Türkçe Dil ve Edebiyatına katkılarından dolayı, kilometre taşlarımızdan birisi sayılan, öğretmen ve şair Mustafa Çete rahmetine kavuşmuştur.
Tüm ailesi, dost ve edebiyat sevenlere başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum.
Allah rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun!
Yaklaşık iki ay önce kendisini ziyaretimde, çok önemli anılarını paylaşmıştı bizlerle.Onun anısına bunları bir defa daha yayınlama ihtiyacı duydum.
Ruhun şad olsun büyük usta !
KALBİ HEP AYNI AZİM VE GÜÇTE...
Zaman kavramı, hayatımızın en önemli bir parçasıdır ve birçok örtüleri kaldırabilir. Şiirlerimde, zamanı işlemiş olmamdan olsa gerek, kaderin beni sürüklediği memleketimizin Deliorman topraklarında Türkçe Dil ve edebiyatımızda iz bırakan kalemdaşlarımızın kahve sohbetlerine bayılmamak mümkün değil.
Razgrat ilimizin Dyankovo köyüne düştü yolumuz.
Kısa bir telefon görüşmesinden sonra, 78 yaşını devirmiş olan, Mustafa Çete’nin evindeyiz.
Kırk yıllık dost gibi akıyor sohbetimiz.
Zamanın, yüzünde bıraktığı izler, gizleyemiyor heyecanını.
Geçmişin duraklarında bırakılan anıları tazeliyor adeta.
Gözleri doluyor zaman zaman.
Etrafımızda dolaşan torununa, sıkça kayıyor bakışı ve gülümsüyor yüreğinle, içten…
Ve ekliyor;
“Halen sağ isem, yaşıyorsam
Bunu kalbime borçluyum...
Daha ne kadar yaşarım, bilemem!”
Mustafa Çete, 03.01.1936 yılı, Razgrad ili, Dyankovo köyü doğumlu. İlk ve ortaokulu köyünde ikmal ettikten sonra, 1954'de Razgrad Türk Pedagoji Okulundan ilkokul öğretmeni olarak mezun oldu. Sinya voda, Duhovets ve Dyankovo köylerinde 28 yıl öğretmenlik yaptı.
Bulgarlaştırma sürecinde, öğretmenlik hakkı alındı ve daha sonra inşaatlarda çalıştı. 1989 yılında Türkiye'ye sürgün edildi. Bir yıl orada kaldıktan sonra yurda döndü ve "Hak ve Özgürlük", "Zaman" , "Yeni Sabah" gazetelerinin Deliorman bölge muhabirliği görevini icra etti.
1993 - 2011 yılları arasında, tam 18 yıl boyunca Razgrad Deliorman Edebiyat Derneğinin başkanlığını yaptı, daha sonra Derneğin Fahri Başkanlığına seçilerek halen bu görevini sürdürmektedir.
İlk şiir kitabı, 1995 yılında "Deliorman Melodileri" adı altında yayımlandı, ardından 2001'de "Mavi Çiçekler" – çocuk şiirleri ve 2006 yılında "Şiirle Gülümsesin Dünya" şiir kitapları çıktı.
2008 yılında "Ludogorski Napevi" (Deliorman Nağmeleri), 2009 yılında "Obiçta e Jivot" (Aşk Hayattır) ve 2012 yılında "Şepot na Zvezda daleçna" (Uzaklardaki Yıldızın Fısıltısı) isimli toplam 3 adet Bulgarca şiir kitabı da yayımladı.
2010 yılında, köyü olan Dyankovo için, uzun yıllar süren araştırmalar sonucunda bir tarih kitabı yayımladı. Köyünde yaşamına devam etmekte.
Mustafa Çete
OTOBİYOGRAFİ YERİNE
Ben her şeyi hep geç kazandım,
Yalnız ki erken doğmuşum, ama niye?!
Rahmetli anam da
Yanıt veremedi sağlığında.
(Talih kuşum öyleymiş)
Geç evlendim, erken dede oldum.
(Sağ olsun torunlar!)
Öğrenciliğe erken bastım,
Geç başladım öğretmenliğe.
(Önce okul müdürü kadro kıtlığında)
Şiiri erken sevdim,
Geç çek ettim yaratıcılığa.
(Karaladığım birkaç dize zaten)
Gönüllü muhabirliğe erken başladım,
Geç atandım il muhabirliğine.
(Yine kadro kıtlığından)
Her sabah erken gidiyorum göreve,
Geç dönüyorum eve.
(Kurban oluyorum hedefe)
Ben her şeyi hep geç kazandım…
Tanrım sana ricam:
Erken doğmuşum, geç öleyim!


Derleyen;Yahya Akbulut

сряда, 22 октомври 2014 г.

Çernooçene – Çernooçene Çarşamba Pazarından Görüntüler






BÜYÜK BİRADERLER, 110 SANTİMLİK UFAKLIĞI İGNORE ETMEKTE

Ortam boş gürültüden geçilmiyor, bacayı kırmızı alevler sardı.
Baş İtfaiyeci, "Her şeyin en iyisini ben bilirim!" modunda
ve kimlerle hükümet kuracağını tayin etmekte.

Hakkı olmasına hakkıdır,
fakat yangın söndürücünün bacadan çıkarttığı sinsi
ve tehlikeli duman genizleri acıtmak ta,
gözleri ise kör etmekte…

Uygulanmaya servis edilen yeni senaryo,
vahim ve tedirgin edici,
çünkü aynı anadan doğma siyasi cücelerin
büyük biraderleri – BSP ve Gerb,
110 santimlik DPS ufaklığını ignore ederek,
yıllarca biriken kokuşmuşluğun
sorumluluğunu da kendisine yüklemekte.

Halbuki, asıl büyük biraderlerin suçu ve rezillikleri ağır basmakta.

Neymiş efendim,
Bulgaristan’daki kötü gidişatın tek sorumlusu DPS ve Türklermiş.
Zaten eski stratejinin dayatmasına göre,
Türkleri kullanarak,
ülke karıştırılacak ve yaratılan suni kamplaşma sayesinde,
demokrasinin yerleşmesine izin verilmeyecekti.

Küçüklüğümde, dağ başındaki hücra köyümde,
bizler ayran dibeğinin ve turşu fıçısının çemberlerini sökerek,
şöförculuk oyunu oynardık.
Akşamsı da babalarımızdan bir ton dayak yerdik,
çünkü dibekten ayran sızıyordu,
turşular da bozulmaya yüz tutuyordu...

Ben bu çımbar oyunlarımızı günümüzdeki,
boyunlarımızı bir mengene gibi sıkan ve boğan
şu meşhur ve malum çemberlere benzetiyorum.

DPS ve Türkler mi icat etti bunları?
Kesinlikle hayır!

Bir milyon dolarlık zırhlı aracı,
çember ustasının altına Türkler mi satın aldı,
yoksa Bulgarlar mı? 

Aynı aptal Bulgar komünistleri vaktinde,
kendi etnosunun temsilcilerini bombalayarak havaya uçurmadı mı
ve bunu da Türklerin hanesine yazmadı mı?

Toplumu cepheleştiren Türkler olamaz,
çünkü onları DPS denen avlunun içine
Bulgar komünistleri soktu ve sonunda belalarını da buldular.

Şimdi, sanki Boyko ve şürekası cennetin kapılarına dayanmış,
ama bir tek DPS ve Türkler bunları cehenneme sürüklemekte.
İşte bu fitne havası yaratıldı toplumda.
Bunun vebali asla Türklere yüklenemez!

Toplumdaki birlik ve beraberliği korumak,
karşıt bit toplum yaratmamak için,
üslup ve davranışlar değişmeli.

Bulgaristan, Bulgarlar için ne kadar önemliyse,
Türkler için de o derece önemli...


Mümin Topçu

вторник, 21 октомври 2014 г.

Göçmenler lokma hayrı yapıyor

Bulgaristan’ dan 1989 senesi ve sonrası Türkiye ye göç eden  Bulgaristan Türkleri, burada vefat eden akrabaları için Mevlit okutup lokma hayırı yapıyorlar. Böyle bir mevlit geçen Pazar günü, Bursa’dan  gelen Kemal Ahmet tarafından, babasının 52'si için okutuldu. Mevlide köylüler ve davetliler katıldı.
Türkiye’ye göç eden türkler, bölgemizde düzenlenen Geleneksel Köy Mevlütleri için de büyük yardımlarda bulunuyorlar.

понеделник, 20 октомври 2014 г.

CAMİAMIZA ACİL YARDIM ÇAĞRISI

Selver Sevgül VehiB, Mestanlı'da yaşayan, 22 yaşında genç bir Türk kızı.
Geçen sene, annesini kanser iletinden dolayı kaybetmiştir.
Ailesinin ve yakın çevresinin maddi durumu elverişli değil.

Yakın zamanda Selver'e "MS" (Multiple skleroz) hastalığı teşhisi konuldu.
Şu an yatılı olarak hastanede tedavi görmekte.
Uzun tedavi süreci boyunca oluşacak yüklü masrafları karşılayabilmesi için
acilen parasal desteğe ihtiyacı var.

Buradan büyük Bulgaristan Türk Camiası'na çağrıda bulunuyoruz.
Ülkemizde veya yurt dışında yaşayan bütün insanlarımız, siyasetçilerimiz,
zengin iş adamlarımız, göçmen derneği yöneticilerimiz, lütfen bu genç
kızkardeşimizin hayatının kurtarılmasına yardımcı olsunlar!

Yardım kampanyası için açılan banka hesap numarası;

- IBAN:BG29STSA93000021313572, BIC: STSABGSF

Selver Sevgyul Vehib

събота, 18 октомври 2014 г.

BG AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜ TEBLİĞİNE CEVABEN ...

20 Eylül 2014 tarihinde yapılan POMAK DERNEKLERİ FEDERASYONU – PODEF genel kuruluna davet edilmişlerdir. Ama genel kurula bir katılım sağlamamışlardır. Genel kurul ile ilgili bir bilgi talebinde de bulunmamışlardır.
Bu durumda PODEF genel kurulu ile ilgili görüş açıklama zorunluluğunda olmak ve nereden geldiği belli olmayan ( aslında belli) bilgiler doğrultusunda görüş belirtmek anlamsızdır ve belli bir amaca yönelik iyi niyetli olmayan bir yaklaşımdır.
Türkiye’de 25 ilde, iki buçuk milyondan fazla Pomak yaşamaktadır. Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü savunmakta ve katkı sunmaktadır. Devletiyle, devlet kurumları ile, diğer sivil toplum kuruluşları ile uyumlu ve verimli ilişkiler ve çalışmalar içindedirler. Pomak kimlikleri ile ilgili dil, kültür, tarih konularında çalışmalar yapmakta ve hiçbir sorunla karşılaşmamaktadır. Türkiye’de ve her yerde POMAKLAR POMAK’tır. Bizler Türkiye’de yaşayan TÜRKİYE’Lİ POMAKLARIZ. Diğer ülkelerdeki Pomak kardeşlerimiz dahil olmak üzere birlik ve beraberlikten yanayız.
PODEF tam bağımsız bir kuruluştur. Yol göstericimiz akıl, bilim ve Pomak kültürüdür. Hiçbir kurumun iç işlerine müdahil olmadığımız gibi kendi çalışmalarımıza müdahale edilmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. PODEF içinde bir siyasi kriter yoktur. Her siyasi düşünceden insanlar mevcuttur ama PODEF içinde siyasi çalışmalar yapmayız. Hangi kurumlarla görüşeceğimizi ve neler görüşeceğimizi tabii ki biz belirleriz. PODEF’in çalışmaları, Pomak kimliğinin gelişmesi için dil, kültür, tarih ile ilgilidir.
Bizlerin bildiği, konuştuğumuz AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜ ile, tebliği yazan irade arasında büyük bir çelişki vardır. Tebliğdeki yaklaşımı, iradeyi, ifade şeklini şiddetle reddediyor, kabul etmiyoruz. Kurumsal ilişkilerin böyle yaklaşımlar ve davranışlarla sağlıklı olması beklenemez.
AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜ nü sağlıklı ilişkiler kurmaya, kendilerinin bilgi kanallarını gözden geçirmeye, Pomakların birliği ve bütünlüğü için çalışmaya davet ediyoruz.
Hiçbir güç Pomakların kimlik çalışmalarını engelleyemez, birlik ve bütünlüğüne zarar veremez.
Buna izin vermeyeceğiz.
POMAK DERNEKLERİ FEDERASYONU – PODEF

YÖNETİM KURULU

четвъртък, 16 октомври 2014 г.

PODEF'İN KURULUŞU HANGİ ÇEVRELERİ RAHATSIZ ETTİ

"Pomakların ideolojik, örgütsel ve tarihsel merkezinin Paşmaklı (Smolyan) ve Rodoplar olduğu bazına dayanarak, tüm Pomaklar tarafından tanınmış ve Pomakların eski yönetim yapısının mirasçısı olarak kabul görmüş bir kuruluş olarak, 20.09.2014 tarihinde Türkiye Bursa’da yapılan Pomak derneklerinin Genel Kurulu ile ilgili görüşümüzü açıklama zorunluluğu doğmuştur. AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜNÜN 05.10. 2014 tarihinde Trigrad’da yapılan, Yönetim Kurulu toplantısında, PODEF Genel Kurulundan gelen bilgiler doğrultusunda, tüm bakış açılarını değerlendirerek, sizlere hitaben, şu görüşlerimizi özellikle belirtmek istiyoruz:
Türkiye’deki Pomak örgütlerinin, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında eskiden Pomaklara uygulanan asimilasyon sürecinin etkisinde kalmış olup, eski alışkanlıkların etkisinde kaldıkları için ciddi örgütsel ve ideolojik sorunlarının olduğunu tespit ettik. Türkiye’deki Pomak dernekleri, hala POMAK etnik kavramını tanımlamakta zorluk çekiyorlar ve bu antik çağ halkın benzersiz POMAK tanımlamasını güçlendirmek istemiyorlar. PODEF Genel Kurulunda, “Pomak Türkleri” deyimini güçlü kılan kişilerin ve kuruluşların ağırlıklı olduğu görülmüştür. Diğer yandan PODEF’in Yönetim Kuruluna, Türk Milliyetçi Partisi mensupları alınmıştır.
AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜ olarak şunu beyan ediyoruz:
- Pomaklar eski çağlardan kalma bir halktır. Pomaklar yaşadıkları herhangi bir ülkede milliyetçi olamazlar, Onlar sadece Pomak vatansever olurlar ve bununla gurur duyarlar. Tüm Pomaklar, anadili Pomakça’yı konuşurlar. Türkiye’deki Pomak derneklerinin yönetim kademelerine Pomakça bilmeyen ve konuşamayan kişilerin alınması kabul edilemez. Bu kişiler, Türkiye Cumhuriyeti tarafında yürütülen asimilasyonu kabul etmiş sayılırlar ve Türkiye’de Pomak etnik kimliğinin güçlenmesine engel olmamalıdırlar. Pomaklar dünyanın her neresinde olursa olsun, gerçek Pomak olarak, kendi kimliklerini korumalıdır. Türkiye’deki Pomak örgütleri, Pomakların Türkiye’de ayrı bir etnik grup olduklarını, resmi olarak tanınmaları için, henüz devlet kurumlarını ikna edememişlerdir. Pomak örgütlerinin, Pomakların etnik kimliklerine karşı hareketler, haklarına saldırı veya asimilasyon eylemleri yapılması dışında, herhangi bir devletin siyasi süreçlerine katılmaları kabul edilemez.
- PODEF açıkça belirtmeli ve hareketleriyle kanıtlamalı ki, Türkiye devletiyle bir bağlantısı olmadığını, Türkiye devleti veya Türk gizli servisleri tarafından yönetilmediğini, aynı şekilde Bulgaristan gizli servisleriyle bağlantısı olan Türkiye’deki BAL- GÖÇ örgütüyle hiçbir ortak yönü olmadığını;
- PODEF’ e Bulgaristan’da HÖH/DPS ile görüşme ve müzakere yürüterek Bulgaristan’daki siyasi süreçler hakkında görüş belirtme yetkisi verilmemiştir ve buna hakkı da yoktur. Hatırlatmak isteriz ki, HÖH/DPS, eski rejimin gizli servisi DS tarafından kurulmuştur ve Bulgaristan’da yaşayan Pomaklara hiçbir yardımı olmamıştır. HÖH/DPS, Bulgar ve Türk gizli servisleriyle birlikte, Pomak etnik kavramının güçlenmesine karşı çalışmaktadır;
- AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜ, Bulgaristan’da artık POMAKLARA, “ Bulgar- Muhamedanlar” veya “Bulgar- Müslümanlar” denmemesi konusunda başarılı olmuştur. PODEF’in, Türkiye’deki POMAKLARA, “ Pomak Türkleri” denmemesi için mücadele vermesi gerekiyor. Bu Sizin temel göreviniz;
- POMAKLAR her zaman Avrupalı olmuşlardır ve daima Avrupalı kalacaklar. Türkiye’deki Pomaklar, bu Avrupa halkının çocuklarıdır. PODEF, Türkiye’deki POMAKLARIN Avrupalı görünümünü güçlendirmek için büyük gayretler içine girmelidir, aksi takdirde Asya’da yeni ve genç bir etnik kimlik ortaya çıkacak. Onun adı da, “Pomak Türkleri” olacak. Ancak Türkiye’deki Pomak örgütlerinin gayret ve çabalarıyla, bu karamsar tahmin engellenebilir.
Dünyadaki Pomakların tek bir yönetim merkezi vardır. Bu merkezi de AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜ temsil ediyor. PODEF yönetimine, bu değişmez gerçeği hesaba katmanızı ve Türkiye’de yeni, gerçek bir POMAK FEDERASYONUNUN kurulmasını önlenmesini öneriyoruz.

AVRUPA POMAK ENSTİTÜSÜ Başkanı: Efrem Mollov"

***

Bu açıklamayı okuduktan sonra, bazı notlar düşmemiz zaruri oldu.

Pomak Dernekleri Federasyonu'nun (PODEF), Bursa'daki kuruluş kongresini, ben ve medyamızın istihbarat şefi Ali Ay ile beraber izledik.
Şimdi anlıyorum ki, sn.Efrem Mollov, bu malüm kongreye katılmamasına rağmen, Merinos Parkı'ndaki o unutulmaz ilk coşku ve heyecan havasını hiç solumadan, araştırmadan ve görmeden, olay ve gelişmeleri çok farklı yönlere çekme gayretine girişmiş. Tebrik yerine, tenkit mesajı göndermiş...

Kendisinin kaleme aldığı satırlarla, o kongre salonundaki konuşmaların ve alınan kararların  arasında hiç bir organik bağ göremedim.
Bundan dolayı bazı hususları yorumlamadan geçemem.

- Smolyan (Paşmaklı) şehri, coğrafi olarak Rodop dağlarının merkezi konumunda, fakat tarih boyunca burası Pomaklar tarafından resmen bir merkez olarak tayin edilmedi.
Ayrıca burada Pomakların eski bir yönetim  sisteminden bahsedilmekte. Böyle bir yapının varlığından söz etmemiz mümkün değil. Son seçimlerdeki seçmen oylarını incelediğimizde, galiba, Nevrokop bölgesindeki Pomakların sayısı daha fazla.

- Ayrıca, günümüzde en fazla Pomak asılı vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşamakta - resmi kaynaklara göre, bu rakam iki buçuk miliyonu  aşmakta. Türkiye'deki Pomak derneklerinin üye sayısının fazlalığı dikkat çeken başka bir önemli husus oluşturmakta. Bütün Balkan devletlerinde ise Pomakların sayısı çok daha küçük bir rakamla ifade ediliyor. Oralarda ciddi bir yapılanmadan da bahsedilemez...

-  Avrupa Pomak Enstitüsü, Hamburg merkezli bir resmi kuruluş. Bulgaristan'daki varlığını, sn.Efrem Mollov yönetimindeki örgütle göstermekte.

- Türkiye'deki PODEF ile Avrupa Pomak Enstitüsü arasında şimdilik herhangi bir resmi irtibat kaydedilmedi, ortak hareket kararları da alınmadı.

- Sn.Mollov, Türkiye'de Pomaklara karşı uygulanan asimilasyondan bahsetmekte. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel sürecinde, azınlıklarına karşı bazı yanlış uygulamalar olmuş olabilir, fakat  bir tek Türkiye'de yaşayan Pomaklar günümüze dek bütün etnik örf ve adetlerini, dilini ve kültürünü muhafaza etmeyi başarmıştır.Türkiye'deki Pomaklar, günümüzde de koyu birer müslüman. Kullandıkları anadilleri de eski ve arkaik bir dil olarak yaşatılmakta. Kimse ne dinlerine ve dillerine karışmıştır, ne de etnik kimliklerine.

- Ya diğer Balkan devletlerindeki ve özellikle Bulgaristan'daki Pomakların akıbeti ne biçimde gelişmekte?

- Bunların bir kısmı, "Rodina"gibi örgütlerin gönüllü aktivisti oldu ve Pomak kökenini reddetmekte, diğer bir kısım, kendilerini Bulgar olarak görmekte, hatta gönüllü olarak dinini değiştirenler var. Pomak asıllı sahte papazlar bile ortalıkta etek savurmakta...
Yakoruda bölgesindeki Pomaklar kendilerini Türk olarak tanımlarken, Pazarcıklı çingeneler ise nedense vahhabiliğe umut bağlamışlar!
Boşuna çıkmamış bizim topraklardan şu söz;
- "Nerde Yambol, nerde İstanbul!"

Demokrasilerde kimsenin din ve etnik seçimine karışamayız.
Zaten bu  haddimizi de aşar. Ama, sn.Mollov'un kendi çevresini görmezlikten gelip, Türkiye'deki Pomakların toplumsal durum ve duruşuna dil uzatmasını bayağı yadırgadım, çünkü bizler doğruya doğru, yanlışa yanlış demek mecburiyetindeyiz. Tabi ki, bu ne Türkiye'deki, ne de Bulgaristan'daki  toplumsal gelişmelerin analiz ve  tenkit edilemez anlamına gelmez...

Lafın kısası,Türkiye'deki Pomaklar bir asır boyunca ciddi anlamda ne bir asimilasyon görmüştür, ne de herhangi baskı ve zulüm. Bulgaristan'daki Pomakların ise bu esnada 12 kere zoraki bir şekilde isimleri değiştirildi...

- Bazılarını çok rahatsız eden, "Pomak Türkleri" kavramı ise çoktan buralarda tedavülden kalktı.
Ayrıca, çok kalın ve derin tarih kitaplarını karıştırdığımızda görüyoruz ki, nedense Bulgarı da, Pomağı da hep  eski Türk kökenli olarak karşımıza çıkmakta.

- Pomakların, öz ve gerçek tarihlerini, kendilerinin yazma zamanı gelmedi mi?
Belki bir tek o zaman, "Pomak" kelimesinin  "pomaga" etimolojisiyle bir bağlantısının olmadığını anlamış oluruz...

 - Türkiye'deki Pomaklar, bu saatten sonra, kendi etnik yapısıyla ilgili devlet kurumlarını bu konuda ikna etme gayretinde bulunmaz.
Zaten devletin en üst kademesine varınca, kendilerinin varlığını tanımlamakta. İsterseniz, sizlere televizyon açalım, okullarda anadilinizi okuyun ve öğrenin boşuna denmemekte...

- Ya Bulgaristan'daki Pomaklar aynı hak ve özgürlükler statüsüne  kavuştu mu?

- Sonuçta, PODEF, Türkiye menşeli  bir sivil toplum kuruluşu.
Her Türkiye vatandaşı arzu ettiği siyasi partiye üye olabilir, ayrıca anadilini bilmemiş olsa bile PODEF yönetimine de girebilir...
Bu örgüt Pomak kimliğini yok etmek için değil, onu var etmek ve yaşatmak için kuruldu. Bunu sn. Mollov'da çok iyi biliyor...
Galiba, asıl bu gerçek, bazı Balkanlı uyanıkları rahatsız etmekte...

- Bir de PODEF'in, Türkiye devletiyle bir bağlantısının olmaması koşulunu koyuyor, sn.Mollov.
Türk gizli servisi tarafından yönetilmemesi buyruğunu da unutmuyor.
Bunlara gülüp geçelim!
Sakın ha, PODEF, BALGÖÇ gibi kabul görmüş bir göçmen kuruluşu ile irtibata geçeyim demesin!

- Sn.Mollov ve dava arkadaşlarına sormak isterim, acaba Bulgaristan'daki 1972 yılı olaylarında, Türkiye'deki göçmen dernekleri kimlerin gasp edilen hak ve özgürlüklerini savundular?
Dahası da,1989 yılından sonra, Türkiye'ye göç eden Pomaklara, acaba BALGÖÇ neden sahip çıktı?

- Artık insanlık ve kardeşlik mi öldü, sn.Mollov?

- BALGÖÇ'ün, Bulgar gizli istihbarat örgütüyle olan bağlantısını  ve ayrıca Türk istihbaratının, Pomak etnik kavramının güçlenmesini ne şekilde engellediğini, ispatlamak yine, sn.Mollov'a düşmekte.
Belli oluyor ki, kendisi bu konulara hepimizden daha fazla  hakim...

Avrupa Pomak Enstitüsü'nün basın açıklaması ile bağlantılı yorumlara açığız.

Umarım ki, yakın zamanda bu köşede PODEF örgütünün  yorumlarını da okuruz.


Mümin Topçu

вторник, 14 октомври 2014 г.

Dacia Kamyonu Fiat'a çarptı

Haskovo- Kırcaali karayolunda, bir şirketete ait Dacia yük kamyonu, seyir halinde, 38 yaşındaki bir bayanın yönetimindeki Fiat marka araca çarptı. Kazada bayan sürücü yaralanırken, iki araçta da maddi hasar meydana geldi.
Kaza; Çernooçene'nin Patitsa (Ördekler) köyü kavşagında  meydana geldi. Özel bir şirkete ait kamyon, bu gün saat 10,30’da, sollama sırasında seyir halindeki Fiyat marka otomobile yandan çarptı. Kazada kamyonun çarptığı; K 52 71 AX plakalı araçta ve kamyonda  maddi hasar meydana geldi. 



понеделник, 13 октомври 2014 г.

Cambaşalı (Duşinkovo) Başpehlivanı Niyazı İbiş oldu

Cebel belediyesine bağlı Cambaşalı (Duşinkovo) köyünde Yarım Bayramı kutlandı. Kutlamalara Cambaşalılar, çevre köylerden misafirler,Türkiye’den ve Yunanistan’dan vatandaşlar katıldı. Yarım Bayramı münasebetiyle Cambaşalı'da türbesi bulunan İshak Baba için mevlit okundu. Bayramın kutlandığı 2. gün, Pazar günü  (bayanlar dahil)  bir çok güreşçinin kıyasıya mücadelesine sahne oldu. Duşinkovo köyü eski okul bahçesinde yapılan güreşlerde başpehlivanlık unvanını Komotini’den  Niyazi  İbiş  kazandı.









събота, 11 октомври 2014 г.

FATOŞ, HEYD PARK KÜRSÜSÜNDE...

Fatoş. Heyd Park kürsüsünde...
Fatosh Kambesheva
8 Ekim, 21:07
"Гласувайки за ДПС българските турци изгубиха надеждата да живеят спокойно в България. С вашия електорат , драги ми ДПС, насадихте изкуствена омраза между българи и турци. Лошо ли ни беше когато българите толерираха езика ни и ни разрешиха да го изучаваме като свободно избираем ? Но не, вие искате той да е задължителен. Лошо ли ни беше когато ни отвориха джамиите и си изповядвахме религията ? Но, не, вие сложихте мегафоните и ги надухте до максимум децибели да дразните християните. Лошо ли ни беше когато България призна пенсиите на двойните граждани в Турция ? Какво ви пречи , драги ми ДПС, в този рахатлък ? За какво използвате на митинги турския език ? Защо събуждате заспалия звяр на българина ? Кой ви дава право да говорите от мое име, от името на туркиня която е против вашата въшлива политика ? Кой ви даде право ? Циганите които ги купихте за 20-50 лв. или автобусите от Турция ? Говорете от името на циганите и от името на турците живеещи в Турция. Не използвайте моята вяра и етнос за вашите кирливи дела !!! Аз съм Български Гражданин с турско потекло и вяра мюсюлманска, а не продажна сган от ДПС. Престанете да насаждате омраза между българи и турци !! Вършете си работата за която ви плащаме с нашите данъци и с нашия труд. Оставете българските турци да живеят в мир със своите съседи и приятели ! Оставете ни на мира !!!"
***
Genç, eğitimli ve ileri görüşlü bacımız Fatoş Kambaşeva'nın Bulgar medyalarındaki görüşlerini okuduk, gıyabında çarşaf çarşaf gelen yorumları da gördük...
Hanımefendi, DPS ve DS'nin, Türkiye'ye ünüversite eğitimi için gönderdiği ilk gruplardan. Türkçesinin düzgün olduğundan hiç şüphemiz yok. Bundan dolayı,kendisinin görüşlerini bir de Türk medyalarımıza taşıyoruz.
Genelde her farklı görüşe saygı duyarım, fakat kendi düşüncelerimi de belirtmekten asla kaçınmam.
Fatoş hanım, seçim sonuçlarına değinirken, toplumdaki siyasi kargaşanın sorumlusu olarak bütün okları nedense sadece DPS'ye karşı çevirmiş.
Güya, Bulgaristan Türkleri, DPS'ye oy vererek, Bulgaristan'da rahat ve huzur içinde bütün yaşama ümitlerini yitirmişler.
Ayrıca, sadık ve sabit seçmen kitlesi sayesinde, aynı parti, Bulgarların ve Türkler arasındaki nefret ve kinin palazlanmasına neden olmuş.
Şahsen ben bu görüşe katılmıyorum, çünkü bu iki etnik grubumuz arasında, o denli bir tehlikeli kin ve nefret duyguları gözükmüyor.
Aslında, bunun için bir neden de yok!
Bir tek DPS'nin suçlanmasına da gerek yok!
Sağduyulu Bulgaristan toplumu, kendi başına, neyin nereden ve hangi sebeplerden dolayı geldiğini çok iyi bilmekte.
Öncelikle şunu belirteyim. Ben yıllar boyu aynı bu siyasi oluşumun büyük zaaflarını ortaya çıkarmakla uğraşmaktayım. DPS'nin gerçek bir demokratik Türk partisine dönüşmesini, eski sistemin bütün olumsuz uzantı ve etkenlerinden sıyrılıp,
insanımızın dertlerine derman olmasını savunmaktayım.
O, hayal ettiğimiz rahat ve huzurlu hayattan mahrum kalmamızın bir tek suçlusu yalnız DPS olmamalı, çünkü ülkedeki diğer partilerin bütün kuruluş ve gelişim aşamalarında, DPS'yi yaratan güçlerin varlığı hissedilmiştir ve daha en az çeyrek asır bu böyle devam edecektir, eğer ülkemizde yeni birer İvaylo veya Şeyh Bedrettin isyanı ortaya çıkmazsa...
Ayrıca, bu yazıdan, öyle bir hava seziliyor ki, sanki ülkemizdeki Türkler bir etnik topluluk olarak, Bulgaristan topluluğundan ayrılmış veya bir tek onun büyük sıkıntı ve sorunları bulunmakta.
Sözünü ettiğimiz o rahatlık ve huzur, sanmayın ki DPS olmamış olsaydı, aramıza çoktan yerleşirdi.
Böyle bir varsayımda, eski ve hala ayakta direten totaliter güçler, başımıza bambaşka sinsi oyun senaryoları ile musallat mı olmayacaktı dersiniz?
Bunların amacı apaçık ortada;
- Ne pahasına olursa olsun, ister Bulgaristan devlet olarak yok olsun, ama kendi cepleri veya İsviçre'deki banka cüzdanları dolu olsun!
Anlaşıldığı gibi, buradaki maksat, bir tek Türklere istisnadan toplumsal işkence çektirmek değil.
Türkleri, topluma yanlış bir şekilde tanıtarak ve kullanarak, diğer etnosları da sömürmek ve tüketmektir
Bulgaristan idarecileri, yıllar boyu olduğu gibi, kendi halkına karşı bütün boyutlarıyla adeta bir soykırım uygulamaya devam etmekte.
DPS, diğer mevcut siyasi partilerin de olduğu gibi, birilerinin elinde maşaydı ve onlarla aynı kaderi paylaşmaya mecburdu.
Gönül ister ki, bu ve diğer partilerimiz, artık maşa ve köle olmaktan kurtulsun...
Bizim Fatoş hanıma göre, Bulgarlar güya bizim Türkçe okumamıza izin vermiş ve bu konuda tolere ediliyormuşuz.
Bilindiği gibi, ülkemizde bir çok etnik grup yaşamakta ve özellikle Bulgarların diğer etnistelerden herhangi bir üstünlüğü yok,olamaz da. İşte bu anlayış toplumda yerleşmediği müddetçe, aramızdaki ucuz didişmeler ve kargaşalar da kesinlikle sürecektir.
Ayrıca, Ana Dili'mizin mecburi okutulmasını ise öncülükle Bulgaristan Türk Topluluğu kendisi karar vermeli.
Onurlu ve şerefli bir topluluk olarak, biz kimseden ne icazet, ne sadaka istiyoruz, ne de arka mızın sıvazlanmasını arzuluyoruz.
Bulgaristan'da Türkçe eğitimin serbest veya mecburi olmasından dolayı ülkemizde önemli bir siyasi veya ekonomik değişimler katiyen olmayacaktır, ama en azından bütün çocuklarımız öncelikle Ana dillerini öğrenirse, kendilerini ömrü boyunca ezik veya kompleksli hissetmezler.
Ayrıca bu şekilde Türk olduklarını da asla unutmazlar!
Camilerimizi kullanmakta ve dinimize ibadet etmeyi biz kesinlikle Bulgar etnosun temsilcilerine borçlu değiliz, kimseye de bir diyet borcumuz yok.
Doğru, komünist Bulgarlar ve Türkler, hep beraber, camilerimizi kapatmaya ve dini ibadetlerimizi, örf ve adetlerimizi yasaklamaya yeltendiler, ama sonunda kahraman Bulgaristan Türk Topluluğu, topyekun totalitarist güçlere karşı savaşa kalkıştı ve sert mücadelesi sonucunda, yalnız kendi özgürlüğünü değil, bütün o kahpe sosyalist rejimi çökerterek, bütün diğer etnoslara özgürlüğünü bağışladı.
Bundan dolayı, asıl Bulgar etnosu bize minnettar olmalı!
Megafondan çıkan ezan sesinin amacı hristiyan kardeşlerimizi rahatsız etmek olamaz.
Kilisenin zangoçu da müslüman kardeşlerinin keyfiyetinin kaçması için asıl mıyordur, çanların uzun ipine.
Göçmenler çifte vatandaş statüsünde. Doğal olarak, Bulgaristan, bunlara hak ettikleri emekli maaşlarını ödemekte. Hatta bu konuda devletimiz göçmenlere karşı borçlu olmaya devam ediyor, çünkü Türkiye'de emekli olanların, Bulgaristan'daki ödenmiş sigorta primleri hala Bulgar Merkez Bankası'nın kasalarında yatmakta...
Fatoş hanıma göre, rahatlık içinde yaşamaktayız.
DPS'yi mitinglerde Türkçe konuştuğu için sorgulamakta.
Her ülkenin yasaları korunmalı, fakat bu yasaları mevcut olan siyasi partiler hazırlamadı mı?
Madem ki, özgürlüklerden ve demokrasilerden yana tavır alıyoruz, o zaman bütün etnosların Ana Dillerini kullanmakta özgür kılınmalı.
Acaba bizler, yasalarımızı, neden öncelikle Avrupa Birliği mevzuatlarına göre ayarlamayı unuttuk ki...
Yine Fatoş hanıma göre, mitinglerde DPS'nin Türkçe konuşmaları, Bulgarın içinde uyuyan canavarın uyanmasına neden oluyormuş...
Benim bir çok Bulgar arkadaşım var, ama daha kendilerinde herhangi bir canavarlık belirtileri göremedim.
Bir Bulgar olsam, Fatoş hanıma kesinlikle dava açardım bu benzetmesinden dolayı...
Sonuçta Bulgar da insan!
Ama Türk'te!
Fatoş hanım, DPS'nin bitlenmiş siyasetine karşı.
Ben de karşıyım!
Ama, aynı zamanda yarım milyon insanımız bu partiyi desteklemekte...
Türkiye'den gelen seçim otobüslerine de değiniliyor.
Evet, otobüsler hareketliydi, ama bence diğer siyasi partiler de erbap olsun ve onlarda onlarca otobüs dolusu sempatizan taşısın.
Fatoş hanım, DPS'ye, Türkiye'deki göçmenlerin adına konuşma izin veriyor.
Benden ise bu yönde izin yok. Sanki izin isteyen var!
Umarım yarım milyon çifte vatandaşımız da benim gibi düşünmekte.
Seçimlerde DPS'ye oy veren 60 000 seçmen hariç...
Yazısının sonuna doğru, Fatoş hanım, bazı şahsi hezeyanlarına dem vuruyor, ama biz burada keselim notlarımızı.
Belli ki, fena takmış DPS'ye kafayı!
Ne de olsa bir kere çıkmış Hayd Park'ın özgür kürsüsüne!
Asıl tehlikeli olan ise, DPS'yi yaratan ve maşayı tutan gizli eldir.
Bu el kesildiğinde, belki kendimizi de buluruz!
Vaktinde, Çe'yi öldürenler, korkularına yenik düşüp, bileklerinden onun ellerini bile koparmışlar ve köpeklere yedirmişler...

Mümin Topçu

четвъртък, 9 октомври 2014 г.

KAMYON SÜRÜCÜ KURSU ARACINA ÇARPTI

Kircaali Belomorski bulvarında kamyonun çarptığı kurs aracında sürücü adayı ve direksiyon eğitmeni havif yaralandı.
Edinilen bilgiye göre, Belomrski bulvarı üzerinde seyir halinde bulunan direksiyon hocası ve sürücü adayı yaya gecitleri dedigimiz zebra cizgileri önünde yayaya yol vermek icin durdu. Bu arada inşaat şirketine ait ve inşaat şantiyesine malzeme taşıyan bir kamyon, sürücü kursu aracına arkadan çarptı. Çarpmanın etkisiyle kurs aracının arka kısmında ağır hasar oldu. Olay dün akşam saatlerinde meydana geldi. Kazayla alakalı tahkikat sürüyor.
 

сряда, 8 октомври 2014 г.

2.5 TON KURBAN ETİ ÇÖPE GİTTİ

Kurban Bayramı'nda geçen yıllarda Bulgaristan'dan izin verilen kişi başı 5 kilo et getirilmesi bu yıl tamamen yasaklanınca, sınır kapılarında tonlarca ete el konuldu. Kapıkule Sınır Kapısı’nda 3 günde yaklaşık 165 kişiden 2.5 ton kurban et toplanırken, 85 kişi kurban etlerini vermemek için Türkiye’ye giriş yapmadan döndü.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, özellikle Bulgaristan’daki hayvanlarda görülen 'Mavi dil hastalığı' ardından Kurban Bayram’ında yurt dışından et getirilmesini tamamen yasaklamıştı, ama bazı uyanık siyaset simsarları, Bulgaristan'daki seçimlere oy kazandırma uğruna, binlerce çifte vatandaşı boş vaatleriyle kandırmış oldu.

Jale Filibeli,

Kapıkule

понеделник, 6 октомври 2014 г.

HEM BAYRAM HEM SEÇİM HEM…KUYRUK

Türkiye'de yaşayan göçmenler Bulgaristan'da yapılan erken genel seçimlerden dolayı hem bayram ziyareti  hem seçim için Bulgaristan’a geldiler.  Bayramın ilk ve ikinci gününde Kırcaali ve köylerinde kalan vatandaşlar akraba ziyaretinde bulundular, bazıları kurbanlıklarının kesimini kaldıkları köylerde tamamladılar.
Bayramın üçüncü gününde göçmenler, Kırcaali Emniyetine bağlı pasaport şubesi önünde, senelerdir iktidarda bulunan partiler tarafından, kolaylaştırılması gereken bir iş yerine daha da zorlaştırılan, pasaport işmeleri kuyrugunda, beklediler.




BOYKO BORİSOV ; DPS İLE KOALİSYON HÜKÜMETİ KURMAYACAĞIZ

Bütün seçmenlerimize, parti üyelerime ve yöneticilerime çok teşekkür ederim.
Hep beraber, muhatabımız olan BSP'yi büyük bir farkla çökerttik.
Bir buçuk yıldır ülkenin bütün mevcut mekanizmaları bizi yok etmek için çaba gösterdi, fakat Bulgaristan halkı, 2013 yılında ve Avrupa Birliği seçimlerinde olduğu gibi, tekrar bize güvendiğini ispatladı.
Seçimlere katılım azlığı, Gorni Lom'daki facia ile bağlantılı.
Son hafta bizim için çok zor geçti.
15 vatandaşımızı yitirdik ve yastaydık.
Seçmenin siyasilere verdiği not ortada.
DPS ile koalisyon hükümeti kurmayacağız.
Bu parti ile beraber çalışmamız mümkün görünmemekte.
İyi sonuçlarından dolayı, kendilerini tebrik ediyorum, fakat onlarla beraber olmayacağız.
Hatta yurt dışı sonuçlarıyla bu parti BSP'yi bile geçebilir.
BSP, yeni liderine rağmen yine başarılı olamadı.
Reformcuların sonuçları da zayıf çıktı.
Yarınki toplantımızda, kiminle görüşeceğimize karar veririz.
Bu durumda, nasıl bir hükümet kurabileceğimiz belli değil.
En kötü senaryo ile karşılaştık.
Bütün riskleri üzerime alarak,devleti yönetmeye hazırım,çünkü biz en hazırlıklıyız.
Büyük sorumluluğumuzun farkına varıyorum.
Şimdi diğer siyasi güçlerin görüşlerini beklemekteyim.

Jale Filibeli

Sofya

неделя, 5 октомври 2014 г.

AYNI YÖRÜK OBASINDANIZ, İNATÇI KATIR HEYBESİ KARDEŞİYİZ...

Seçim günü odaklandığım noktada,
bir tarafım tatlı kandırmacalara inanırken,
diğer kesimim, balın bile zehir barındırdığını,
kulağıma fısıldamakta.
Bizim en büyük düşmanımız,
doğrudan doğruya kendimiz olmamak.

Çalan, çırpan haramzade yine revaçta.
Helalzazede ise yine mahsun
ve öksüz bırakılmış durumda.

Her zaman olduğu gibi,
ölçünün ibresi kahpe paradan  yana,
Maneviyat,  kuş tüyü misali
havada uçuşmakta.

Maddiyat gerçek servetimiz oldukça,
yanlış ve tenha yolların
karanlık pususu
kınalı keklik gibi avlar bizi.

Kimliğimiz zaten yara bere içinde,
bütün değerlerimize sahip çıkmak
için acilen pansuman gerek.

Okyanusta kaybolmuş yağmur damlası rolü
bize göre bir numara büyük gömlek.

Aramızdaki irtibat diyaloğu
gerçek düşmanı aratmayacak cinsten.
Bir kalbi kırmak en kolay iş.
Onarabilmek ise çok zor...

"A" partisi sempatizanıymış!
"B"partisi militanıymış!
Aşk partisi kahramanıymış!

Sonuçta aynı yörük obasındanız,
ve inatçı katır heybesi kardeşiyiz.

Güya topluluğumuzun  neferiyiz,
yakında esamemiz bile okunmaz.
Herifin teki,
gariban ve çaresiz biraderin
onurunu çiğnesin,
arkamızdan atıp tutsun,
ben de insani sınırları aşmam,
emi...

Zaten bir sabır taşı Bulgaristan Türkü!

Ona,
Ergenekon ve Asena efsanesi yerine,
düne kadar "gelişmiş komünizm"
ve Lenin öğretisi  aşılandı.
Askerlik eğitiminde
Türk ordusuna karşı zehirlendi.

Sonra, demokrasi şafağında bile
alfabesiz bırakıldı.

Asimilasyonun diğer adı plüralizm oldu.
Bulgaristan'a olan sevgimiz tam,
ama "çok kültürlük" namına,
şimdi köklerini mi kesmeliyiz
kutsal Türk ağacının?

Bizim tarlamız
bölücülük tohumlarına kısır!

O zaman;
"- Sevgi tohumları ekelim ki,
sevgi çamurları yetişsin!"

Yesevi'den bir öğüt.


Mümin Topçu

сряда, 1 октомври 2014 г.

VEFAT İLANI

Hürriyet ve Şeref Halk Partisi’nin kurucu Başkanı Sn. Kasım DAL’ ın değerli eşinin babası Sn. Osman FEVZİ hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakın dostlarına baş sağlığı diliyoruz.
Merhumun cenazesi 02.10.2014, Perşembe günü öğlen namazına müteakiben Varna ilinin, Suvorovo Belediyesine bağlı Halaçlı köyünde toprağa verilecektir.

Tüm dostlara ve HŞHP ailesine önemle duyurulur.

KAMUOYUNUNA ÖNEMLE DUYURULUR

Son günlerde, Balkanlar'a yönelik yayın yapan Rumeli TV ve diğer bazı yerel, bölgesel televizyon, radyo medya kuruluşlarının Bulgaristan’da eski komünist sistemin ve DS'nin (Bulgaristan’da Türklere yıllarca baskı yapan ve zulmeden eski rejimin gizli istihbarat servisi) ajanlarının kontrolünde olan bir siyasi oluşumu desteklemeleri ve yayınlarında sadece bu oluşumun taraftarlarına söz hakkı vererek, basının anayasası olan  ‘tarafsızlık’ ilkesine gölge düşüren yayın politikaları bu açıklamayı zaruri kılmıştır.

Bilindiği gibi, söz konusu eski DS ajanlarının kontrolündeki bu partide bizler de yıllar boyu siyaset soydaşlarımızın geleceği için mücadele verdik. Ancak 2009 yılında Bulgaristan’da eski DS dosyalarının açıklamasından ve bu partinin kontrolünün tamamen eski DS ajanlarının kontrolünde olduğunun gün yüzüne çıkmasının ardından yayımladığımız deklarasyonla partimizin bu komünist rejim artıklarından temizlenmesini istedik, bununla da yetinmeyerek, yıllarca insanlarımıza kan kusturan bu yapının HÖH kadroları içine sızmış unsurlarıyla mücadele ettik. Ancak, stajlarını 1989 öncesinde Türk milleti üzerinde yaprak ayak oyunlarında, psikolojik operasyonlarda ustalaşan bu ekibe karşı yürüttüğümüz bu mücadele sonucunda doğruyu söyleyenler milletten yana olanların parti kadrolarından tavsiyesiyle sonuçlandı. Bu durum bizi yıldırmadı, geçmişi temiz, alnı açık, arkadaşlarımızla yolumuza HŞHP çatısı altında devam ederek, siyaset kavramına güvenini yitirme noktası gelen insanlarımıza yeni umut verdik. Bu konuda Türk ve Bulgar kamuoylarını aydınlatmayı bir borç bilmekteyiz.
Türkiye kamu oyununun, Rumeli TV ve diğer bazı yerel, bölgesel televizyon, radyo medya kuruluşlarının destekledikleri malum parti yıllarca Bulgaristan’da iktidar olmasına rağmen, Bulgaristan Türkleri ile ilgili şu tarihi gerçekleri öğrenmesini istiyoruz:
- Bulgaristan’da, 1992 yılından beri Türkçe ders kitabı basılmamaktadır.
- Bulgaristan’da 1992-93 eğitim-öğretim yılında yaklaşık 110 bin Türk öğrenci anadili olan Türkçe dersini alırken; bu günlerde bu sayı birkaç bini geçmemektedir. Kırcaali, Şumnu, Razgrad, Eskicuma, Silistre ve Dobriç gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı il merkezlerinde tek bir Türk çocuğu bile Türkçe eğitim görmemektedir.
- Bulgaristan’da, Türklerin yoğun olarak yaşadığı köy ve kasabalar en fakir bölgelerdir. Aynı bölgelerin yerel yönetimleri yıllardır söz konusu eski DS ajanlarını kontrolündeki malum partinin idaresinde olmalarına rağmen, bu bölgelerde yaşayan Türkler ekonomik ve siyasi baskılardan dolayı halen göçe zorlanmaktadır. 1989 yılında bu göç asimilasyon politikaları nedeniyle Türkiye’ye doğru olmuş, günümüzde ise ekonomik gerekçelerle Batı Avrupa’ya yönelmiştir.
- 1989 yılından beri DS ve onun şimdiki uzantıları, Bulgaristan’da yaşayan Türk ailelerini günümüzde hala parçalayarak dünyanın çeşitli yerlerine göç etmeye zorlamaktadırlar. Türk ailelerinin parçalanmalarına sebep olarak, insanlık suçu işlemektedirler.
- 1989 yılından önce Bulgaristan’da Türkleri siyasi görüşlerinden dolayı ihbar edenler, ‘cami önlerinde ibadet edilmesin’ diye nöbet tutanlar, Türkçe konuşmaya müsaade etmeyenler, Türkçe konuşanlara ceza fişi kesenler, Türk evlerinde kurban eti arayanlar, kadınların şalvarlarını kesenler, yine kadınların başörtülerini ve erkeklerin ‘Türklüğü çağrıştırıyor’ diye başlarındaki kavukları yerlere atanlar şimdi söz konusu partide belediye başkanı, milletvekili veya aynı partinin yönetimindeki belediyelerinden ihale alan iş adamı olarak karşımızdadırlar.
- Kurban Bayramı’nın ikinci günü yapılacak olan Bulgaristan genel seçimlerinde, söz konusu eski DS ajanlarının kontrolündeki partinin milletvekili adayları listesinde, başta parti başkanı Lütvi Mestan olmak üzere, 11 eski DS ajanı bulunmaktadır. Yukarıda belirtiğimiz hususların Rumeli TV ve diğer bazı yerel, bölgesel televizyon, radyo medya kuruluşlarının yönetimlerince bilinmemesi imkânsızdır. Hangi gerekçeyle veya hangi maddi çıkarlar olursa olsun, Bulgaristan’daki bu eski DS ajanlarının kontrolündeki bir partiyi taraflı olarak desteklenmesini açıkça kınıyoruz ve bu taraflı yayınları yapanları yüce Türk milletinin vicdanına bırakıyoruz.
Kamuoyuna, göçmen ve soydaşlarımıza önemle duyurulur. 

Hürriyet Şeref ve Halk Partisi
Türkiye Temsilciliği

29.09.2014

четвъртък, 25 септември 2014 г.

"SADIK TÜRKLER" VE "HAİN TÜRKLER" KAMPLAŞMASI BİZİ NEREYE SÜRÜKLEMEKTE

Seçim gününe ramak kala,
kimsenin siyasi tercihini yönlendirmeye niyetim yok.
Çoğunluğun gönlü kimden yana olduğu zaten ortada.
Seçim sonuçları şimdiden ilan edilmiş durumda.
Türk Topluluğu'muzun iradesine saygı ve hürmet beslemeliyiz!

Önümüzde dağ gibi biriken sorunları ise
hep beraber çözmek zarureti baskısı üzerimizde.
Belki de tartışarak ve didişerek,
ama illakin, o, doğru zirvelere ulaşmalıyız...

Hatta şimdiden asıl bunlara yönelsek daha iyi olmaz mı?

Kırcaali bölgesindeki Türk bacılarımız,
seçim arefesinde pek hareketliler.
Önümdeki isim listesinden anlıyorum ki,
bütün yerleşim yerlerinde çeşitli aktiviteleri mevcut.

Düşünüyorum da, acaba neden aynı bu güçlü eforu,
kendi öz çocuklarının Ana Dil eğitimi için harcamıyorlar.
Yukarıdan böyle bir emrin asla inmeyeceğine göre...

Artık hiç korkmadan ve tereddüt etmeden,
önümüzdeki engellerden bahsetme zamanı.


Eski devlet nomenklatür sistemine karşı
Türk kardeşlerimizin bağlılığı devam ettiği müddetçe,
ne Bulgaristan devleti, ne de Türk Topluluğu
özlem duyduğumuz ve hasret kaldığımız  demokrasiye geçiş yapabilir...

Hatta göz boyamak için, derin strateji mahsulü olan
sözde Türk partileri olmamış olsa bile...
Biraz derinleşmiş olsak, göreceğiz ki bu partilerin
bel kemiği bir tek sözünü ettiğim nomenklatürlerden ibaret...

Bu nomenklatür listelerinden ulu orta pek bahsedilmez.
Güya devlet makamının çok güvendiği ve sadık
sandığı vatandaşlarımız bunlar.
Devletin gözü önünde temel taşı Türkler sayılır onlar.
Bunun karşılığında dolgun maaşlı koltuk makamlarına kavuşulur.
Bunların ömür boyu asla arkaları yere gelmez,
hatta dokuz sülalesinden bile,
ne bir hamal çıkar,
ne  de kıçı çıpıldak bir çoban,
ne de gurbet kuşu...

Ana Vatan'a göç etme alışkanlıkları bile yok
şu en az yarım asır devlet memesini yalayan kadrolu sürüngenlerin...

Strateji buyruğu gereği,
günümüzde topyekün Türk partilerine dahil oldular.

Sakın ola, bu partiler, gerçek Türk ruhu taşıyan, özgürlükçü,
isyankar ve öncü Bulgaristan sevdalılarının eline geçmesin...

Aynısı Müftülük sistemimiz için de geçerli!
Bir asırdır bizim müftülerimiz hep subay rütbeli nedense...

Halbuki, aynı özgürlük savaşcılarımız,
Bulgaristan'ın totalitarizimle vedalaşmasını sağladı!

Günün birinde yine onlar kurtaracak bu ülkeyi!

Demek ki, yeterli dozda garantilenmemiş bu hür idare,
madem ki, günümüzün Avrupa Birliği realitesinde bile,
ülkemizdeki köhne devlet nomenklatürü hala dimdik ayakta
ve hiç utanmadan"şeref tribünlerinde" boy göstermekte.
Bizler ise hala onların ayak hizasında,
gönlü kırılmış karınca misali,
hala kımıldamaya bile cesaret edemiyoruz
ve çaresiz şaşkınlığımızda,
kendilerine şirin gözükmek namına,
var gücümüzle alkış tutmaktayız...

Belki de korucu başı olan Hüsmen dayıyı
200 levalık maaşından mahrum bırakmazlar hesabı...

Evet, en küçük ilçemizde bile bu nomenklatür listelerinde
en az 500 Türkün ismini görebiliyoruz.
Bunların hısım ve akrabalarını, iş ve aş garantiledikleri dostlarını,
Türkiye'de yaşayan yakınlarını da hesaba katarsak,
yukarıdakı rakkam birkaç misli daha büyüyecek.

Bulgaristan Türkü,
her zaman memleketi Bulgaristan'ın sadık ve inançlı vatandaşıdır.
Faşist Volen ve şürekasından
bile daha güvenilir ülkesinin gerçek patriotudur!

Bundan dolayı bu suni ayrımcılıklara artık son verilmeli,
çünkü bu ülke topraklarının yasal sahiplerinden birisi de
Türk etnosudur.
Diğer etnoslarla aynı hak ve hukuka sahiptir!
Ya da sahip olmalıdır...


"Sadık Türk" veya "Hain Türk" kamplaşmasına müsaade etmemeliyiz!
Demek ki, bu mantığa göre hain Ahmed Doğan sadık Türk olabiliyor.

Avni Veli'ler, Sabri İskender'ler, Şükrü Topçu'lar
veya Mustafa Mert'ler ise hain Türk listesine dahil edilebiliyor!!!


İşte bundan dolayı, 19 Mayıs'ta Cebel'in özgürlük meydanında
"hain Türklerin" isimlerinin anılması bile yasaktır günümüzde.

Onlar bu meydana adım bile atamazlar!
Zaten atmamak için de tövbeliler...

Ülkemizi günümüzün bataklığına,
bu klasikleşmiş tabloyu görmeyi  arzulayanlar
sürüklemedi mi?

Buradaki niyetim bu konuyu  tartışmaya açmak değil,
fakat sözünü ettiğim, adeta kemikleşmiş eski nomenklatür sistemin
günümüz realitesinde artık kesinlikle yeri olmamalı.

Bursa'daki bir göçmen derneği başkanı,
kalkıp ta, ömrü boyunca bu sözünü ettiğim nomenklatür sistemin
ve göz boyamak için türemiş siyasi oluşumların
militanı olan yakın akrabasına destek çıkmamalı, çünkü kendisinin
sülalesini de memleketinden aynı nomenklatür zihniyet kovdu.

Eski devlet sistem ve zihniyetini  desteklediğimiz müddetçe,
Bulgaristan'daki  Türklüğün esamesi okunmasına bile izin verilmez.
Bu sistem Türk varlığını yok etmek için kurulmuştur.

Bu sisteme göre; Türkler göç etmeli!
Bu sisteme göre; Yavrularımız dilini öğrenmemeli!
Bu sistem göre; Gençlerimiz benliğinin ve kimliğinin köklerine inmemeli!
Bu sisteme göre; Yaşıtlarımıza da bir tek susmak ve itaat etmek kalıyor!

Bazıları şimdi hemen köpürecek;
- Güya Bulgaristan'da "demokrasiyi", kendileri sağlamış!
- Avrupa Birliği mevzuatlarına göre bütün insan hakları garanti altına alınmış...
- Türkçe eğitim serbest bırakılmış.
- Türk kültürünün gelişmesi önündeki bütün engeller kaldırılmış.
- Türk okulları ve ünüversiteler açılmış...
- Hele şu seçimlerden sonra ülkemiz adeta gül gülüstanlık olacakmış...

Üle bea üle, ama bunlar  yalnız kalın kaplı protokol kitaplarında yazılı kalmakta.

Bizler hala göstermelikten, göz boyamaktan,
birilerine şirin gözükmekten ötesine geçemiyoruz.

Siyasi partilere sızdırılmış olan sadık nomenklatür sistem üyeleri ise,
var gücüyle derin devletin emir ve arzularını yerine getirmeye devam etmekte.


Mümin Topçu

понеделник, 22 септември 2014 г.

KİMLİĞİMDE TÜRK UYRUĞUM DA YAZILSIN

"SEÇMENİN HÖH'E MANİFESTOSU OLSUN" yazımızdan dolayı, Avrupa'da ikamet eden gurbetçi bir kardeşimizden, haklı bulduğumuz  isabetli  bir yorum aldık:

"Bu manifestoya ben de şu görüşü eklemek arzusundayım.
Ben Bulgaristan pasaportumda uyruğum Türk olarak belirtilmesini istiyorum, çünkü Avrupa'da Türk olduğumu hiç bir resmi kurum önünde ispatlayamıyorum.
Bu yönde elimde Bulgaristan'dan aldığım herhangi bir resmi belge bulunmuyor, böyle bir evrak alma imkanlarımız da bulunmuyor.
Bu  anlamda sadece Türkçe isim taşımamız yeterli değil!
Avrupa'nın yetkili resmi makamları bu konuda bizden belge istiyorlar.
Nereden ve kimden bu tür evraklar temin edebiliriz?

Buradan HÖH yetkililerine bunu duyuruyorum!"

събота, 20 септември 2014 г.

SADECE YAPABİLECEĞİMİZ İŞLERİ ÜSTLENELİM

Taraf tutmadan, çıkar gözetmeden, sadece sanatın ötelerde topluma getirebileceği yaraları düşünerek, yaratıcı kişilere kucak açan, gerekli ortamı sağlamaya çalışan örgütler, kuruluşlar, deyiver yok şimdi Bulgaristan’da.

Oysa demokratikleşme sürecinin başında ideolojik sersemliklerden en sonunda kurtulacağımızı sanmıştık.

Kurtulursun be, herkes benlik davasında - ışığı benim alnıma vurmuyor sa Güneş de kim oluyormuş yani?!..

Hatta benliğimizin aşırı tuzlu, tıknefes denizlerinde boğulmak üzereyken yaratıcı gücümüze kanat açan bir şeyler göremiyorum...

Yaklaşık yarım yüzyıllık sosyalist rejimin yasal duruma getirdiği birçok alışkanlıklar bugün de yürürlükte mi ne, yapabileceği işle uğraşanlar hala çok azdır Bulgaristan’da...

“Mal deliye kaldı” deyimini çok severim, sık sık kullanırım ama, aslında insan yüzüne çıkacak ne malımız, ne de kendi ellerimizle kendi bileklerimize koyduğumuz kelepçeleri koparıp atacak delilerimiz var.

Çünkü az akılla delilik olmaz.

Bir yandan Niçe “Sağ olma da ne olursan ol, uygar sanma kendini, bu büyük yazığı işleme, hayat senin bilemeyeceğin ölçüde karmakarışıktır, hayatı eğitim değil, sanat sevdirir kişilere” derken, öte yandan Ben Conson şunu eklemiş: “Sanatın en büyük düşmanı bilgisizliktir.”
Bir de bilmeyenler grubu var ki, işte onlardan çok korkuyorum.
Atıp tutuyorlar, indirip bindiriyorlar, ama savurdukları bayrakların gölgesinde olsa olsa nezleye yakalanırsın...

Şimdi bu konuştuklarımız pek o kadar önem verilecek şeyler de değil aslında bence.

İşi ciddiye alacaksak, çoktan söylemiş büyükler: İnsan insanın cehennemidir.

Yazarlar arası ilişkiler, uluslararası ilişkilerden çok daha zordur...

Şiir dediğimiz sessiz bir şarkı mıdır, özgür bir haykırış mı bilemiyorum.

Ben şiirin ne olmadığını bilirim, ne olduğunu değil...

“Dağlı ve Deniz”le başlayan şarkıların tadı tuzu dudaklarımda.

 N’apalım, türküyü seven, sazın nazına, kızın sözüne katlanmak zorunda.

Teller koptu koptu eklendi yıllar içinde, yeni sevgileri ayak izlerinde gören gözlerimi, unutulmuş sözlerimi arıyorum şimdi.

Susuzluğun, uykusuzluğun boğazını sıkarak, süzdüğüm, süzebildiğim sözcükleri, kendim için kurabildiğim hapishanenin bitmeyen duvarına yerleştiriyorum.

Ve diyorum ki Naci’ye: “Hâlâ kaçabilirsin, davran bakalım!” Ama adam beğenmiş orayı galiba, kaçıp gidemiyor bir türlü...

Benim kabadayılığım kendime kadar.

Kimin hangi dağlarda kaç keçisi varmış, bu durumu düşünmedim hiçbir zaman, işime girmez.

Anlattıkları kadar kötü çocuk değilim, bilinçli olarak kimsenin tavuğuna kış dediğim yok.

Kendimle de bir güzel hesaplaşmış, anlaşmış, dengeyi bulmuş durumdayım çoktan.

Edebiyatçı olarak ondan istediklerimi yerine getiremedi Naci Ferhadov, anlayışıma uygun, beğenebileceğim şiirler yazamadı. Ama... toplumsal ya da kişisel nedenleri varmışmış, olsun beş para etmez nedeni...

E, ne yapalım şimdi, asalım mı adamı?..

Aldığım yaralar bana yeter de artar bile.

Bu konuyu sular durulduktan sonra “dağları ben uslandırdım, şu dağları ben yarattım, şunları da babam bana miras bırakmış” gibilerinden atıp tutan arkadaşlarla tartışmaya hiç niyetim yok.

Ben, yazdığım satırları inanarak yazdığımı biliyorum, tek bir tanesini bile inkar etmiyorum...

İlle ne var, bazı şiirlerimi şimdi okurken yüzüm kızarıyor...

Beni öldüren, yıllar yılı gerçeklerden uzak tutuluşumuz, bilgisizliğimiz, 1990’lı yıllarda yasaklar kaldırıldıktan sonra öğrendiklerimizi 60’lı yıllarda üniversitede okurken bilseydim, kesinlikle Bulgaristan’da olmazdım şimdi. 20-25-30 yaşım istenilmediği yerde kesinlikle yaşamazdı.

Oysa, Bulgaristanlı Türklerin Bulgaristan’ı bırakıp gitmelerine oldum olalı karşıyımdır.

Ön yargılar beni pek pek ilgilendirmez, ama dillere düşmenin nedenini çıkaramadım gitti. Belki de şu: ilgili çevrelerin hoşuna gidecek, kulağını okşayacak yalanlar uydurmak da yetenek ister. Şimdi ne desek yalan...

Son yıllarda yayımlanan şiir kitaplarının sadece sayısı kabarıp gidiyor galiba.

Ne yazık, tüm niyetlerime karşın birçoklarının içinde, radyoda “Kültür, Sanat, Edebiyat” programı yapımcısı olarak, dinleyicilerime sunacak bir iki şiir bulmakta güçlük çekiyorum.

O derin uçurumlara atılanlar gül yaprakları değil anlaşılan, bana gelen sesler - sınırlarımıza sığmayan rezilliğimiz. Hele de ön söz yerine, ya da son söz olarak sayfalar aşırı döktürülen o yaşam öyküleri yok mu, deli oluyorum okurken.

Bu adamlar bu çileyi çekerken biz neredeymişiz acaba?

Bildiğim kadarıyla Türkçeyi öğrenmeyi kimse kimseye yasaklamamıştır, yasaklayamazdı, bu yolda Bulgaristanlı Türklerin aşılmış dorukları vardır.

Gene de, Türk Dili ve Türk Edebiyatı okunmaları bile törenle, şölenle söz alıp konuşmaya başlayınca, biz, bilmediğini bilenler, utancımızdan başımızı sokacak sıçan deliği arıyorsak, günahı onların boynuna.

Ben hep onu söylerim, sadece yapabileceğimiz işleri üstlenelim, derim.

Ve bir kez daha anımsatmakta yarar var sanıyorum: “Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat son bulur” demişti Recaizade Mahmut Ekrem...

İstediğim bir uçurtmalık gökyüzü, başımı tavana vurmadan doğrulabilmek için...

Mehmet H. Doğan’ın deyimiyle, şairin asıl yurdu dilidir, bir yandan bu dilden beslenirken bir yandan da bu dili zenginleştirir, bu dilin sınırlarını zorlar...

Biz, şimdilik güzelim Türkçemizin kurallarını çiğniyoruz sadece.

Dilimize sahip çıkalım, şiir, öyküsü kendiliğinden gelir arkadan...

Naci Ferhadov,

Ardino'nun sesi