понеделник, 25 август 2014 г.

EDİRNE'DE GENÇ YETENEKLERE EĞİTİM SUNULDU

Uzun yıllar uygulanan baskı ve yasaklardan sonra, Bulgaristan Türkleri'nin kültürel yaşantısında son zamanlarda belirli bir canlanma hissedilmekte. Şumnu, Kırcaali, Rusçuk, Burgaz ve Varna gibi kentlerde faaliyet gösteren Türk Kültür Dernekleri ve bir çok başka yerel Kültür Ocağı'nda, unutulmaya yüz tutmuş zengin folklor geleneklerimiz ve başka çeşitli sanat dalları hayat bulmakta. Kültür Bakanlığı, yerel valilikler ve belediyeler bu tür kültürel faaliyetlere her zaman yeterince finansal kaynakça bulamazken, imdada komşu ve kardeş Türkiye Cumhuriyeti'nin çeşitli resmi kurumları yetişmekte.

Geçen hafta serhat şehrimiz Edirne'den yine güzel bir haber aldık. Geleneksel "Akademi Rumeli 2" etkinliği çerçevesinde, 8 ülkeden 150 üstün yetenekli öğrencinin 25 sanatçıyla bir araya geldiği etkinlik başarıyla sonuçlandı.

Osmanlı coğrafyasından gelen 150 öğrenciyi karşısında görmekten mutluluk duyduğunu belirten Edirne valisi Dursun Ali Şahin;
"Milletlerin kaderi üzerinde yaşadıkları coğrafya ile belirlenir. Balkan coğrafyasının bir parçası olan Edirne, zor günler geçirdi. O zora karşı hürriyetler kopara kopara, dayana dayana alındı. Onlarda yeterli değil. Bugün, 10 sene, 15 sene öncesine kadar bir Balkan coğrafyası yoktu karşımızda. Artık sesini duyurabilen, kendisinin Türklüğüyle övüne bilen bir coğrafya var. İşte bizde o coğrafyanın ismini telaffuzla övünüyorum, onlarla gurur duyuyoruz" diye konuştu.

Yurt dışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül ise 150 öğrencinin farklı ülkelerden gelse dahi aynı kültürü ve aynı geleneği bilen insanlar olduğunu ifade etti. Öğrencilerin ülkelerine Türkiye'den selam götürmesini isteyen Bülbül, "Yeni cumhurbaşkanımızdan yeni başbakanımızdan selamlar götürün. Konya'dan Hazreti Mevlana'dan gittiğiniz yerlere selamlar götürün. Kırşehir'den Ahi Evran'dan selamlar götürün. İstanbul'dan, Fatih'ten, Kanuni'den selamlar götürün" şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından 150 üstün yetenekli öğrenciye ve 25 sanatçıya sertifikaları verildi. Kapanış dolayısıyla Sanatçı Erol Büyükburç ve Balkanlı sanatçılar konser verdi.
Yunanistan, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Romanya, Gagavuzya, Kırım ve KKTC'den gelen 17-25 yaş arasındaki öğrenciler, edebiyat, düşünce, müzik, güzel sanatlar, tiyatro ve sinema gibi alanlarda bir hafta boyunca eğitim aldı.


Jale Filibeli  dombira.eu

неделя, 24 август 2014 г.

DALAVERECİ VE DÜZENBAZ KARANLIK TİPLER VEKİLLİĞİMİZE SOYUNURKEN...

İşi ve gücü bertaraf ettik çoktan.
Durmadan seçimlerle, hükümet kurmalarla, deputat adayları belirlemekle meşkülüz son yıllarda.
Orantısız, değişmez ve kısır siyaset üçgenin ortasında bir türlü dengeyi tutturamıyoruz.
Bir sağ tarafımızla kucaklaşıyoruz, bir sol yanımıza öpücük konduruyoruz...
Şimdi sıra sağda!
Sonra ise sola gelecek!
Kaçışı ve alternatifi yok yani!
Bu işi gelişi güzel diye tanımlamak akılsızcadır bence...

Aslında, bu şekilde bizler de, kırmızı perdenin arkasında gizlenen dikta iktidarının ahlaksız
ve patavatsız oyun stratejisinden sadece birer biçilmiş kaftanız...
Sırma kaftanlar neyimize bizim yırtık donlu popomuza?
Artiz milletiz bea!
Ama bu sefer ki oyun çok farklı ve trajikomik!
Finalde bütün gariban palyaçolar ve seyirciler yine çok ağlayacak!
Denetimsiz ve kontrolsüz, hukuk düzensizliklerinden ve adalet duygusundan yoksun geçici iktidarlardan sonra,
her zaman olduğu gibi elimizde boş bir kase kalıyor,
balı ise doyumsuz güç ve iktidar yalamış oluyor mu?

Demek ki, günümüzün politikası, kimin neyi ve ne zaman yediğinden, kaptığından ibaret!
Görülen o ki, evimizin beyaz sakinleri güçlerine güç katarken,
siyah olanların popoları ise hep yorgandan dışarı ...
Eksen ve şuur kaybına uğrayan ülkemizde, siyaset, titiz bir şekilde yazılan senaryo gereği çoktan kirlendi.
Burada Bulgar veya Türk halklarını zerre kadar suçlayamayız, çünkü yeni ve bir güçlü siyasi oluşum peydahlamadığımız müddetçe,
ülkemizde bir tek komunyagaların varislerinin kestiği parmaktan kan akacak...

Yeni bir domuz çobanı İvaylo ve isyankar bayrağı açacak yeni bir şeyh Bedrettin ortaya çıkmadığı müddetçe bu böyle devam edecek.
Şimdilik bir tek Oktay'ımız kahramanca gladyatör meydanına çıktı ve Şipka dağına tek başına topunu taşımakta...

Çoğumuzun mantığı yerlerde sürünmekte, gönlümüzce ve sorumsuzca hareket ediyoruz, fevri reflekslerimize boyun eğmekteyiz.

Toplumsal bir isterinin kurbanlarıyız biz.

Belki de, bundan dolayı evrensel yaşam standartlarının ve insan haklarının ne kadar gerisinde kaldığımızı düşünmeyi bile ihmal etmekteyiz.
Düşünsek bile, çoktan oluruna bırakmadık mı her şeyin?
Hiç bir medet ummadığımız, sırf inat ve keyfimiz olsun diye, koşar adım gidip oy vermelerle acaba neyimizi tatmin etmekteyiz.

Peevski gibileri mi ülkeyi kurtaracak???

Vaktinde Hitler'in saçma ideolojisine de körlemesine taptılar, Stalin'in ölümüne de ağladı milyonlar...
Sonunda ne oldu?

Ülkemizde hak ve hukuktan bahsetmezken.
Her alanda yozlaşmalar boy gösterirken.
Dalavereci ve düzenbaz karanlık tipler vekilliğimize soyunurken.
Bir ömrümüz de bu yalan dolan nifak tohumları ekili topraklarda geçmiyor mu?
Bütün kırılmalar ortada!
Bulgaristan'ı nasıl bir gelecek bekliyor?
Bu sorunun cevabını bilen var mı?
Yazsın Dombıra'ya...


Mümin Topçu dombira.eu

COFİ'NİN ANISINA 80 SPORCU YARIŞTI

Ardino'da düzenlenen 12'ci Uluslararası Masa Tenisi Turnuvası'nın bütün branşlarında Yalovalı (Türkiye) sporcular birinci oldu.
Ünlü Ardinolu sporcu  ve antrenör Turgut Adem -Cofi'nin anısına düzenlenen geleneksel masa tenisi yarışmasına bu yıl Türkiye,Yunanistan ve Bulgaristan'dan 80 küçük yaşta sporcu katıldı.


Jale Filibeli

DPS/HÖH MERKEZ YÜRÜTME KURULU ÜYELERİ VE MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP

1984 yılı Bulgaristan'da Türk halkı, haklarını savunmak için ayaklandı, sokaklara indi. Türk halkı öldürüldü.
Mahpuslara tıkıldı.
Belene adasına kapatıldı.
Sürgüne gönderildi.
Binlercesi işten atıldı.
Sonunda bir milyona yakın Türk doğdukları toprakları terk etmek zorunda kaldı.
Türk halkı Bulgaristan parlamentosuna hükümet ortağı olabilmeleri, sorunlarını çözmek için 25 yıldır milletvekilleri göndermek için koşulsuz DPS/HÖH harekâtına oy vermekte.

AB kanunları çerçevesinde seçme ve seçilme hariç, Bulgaristan Türkleri ve Pomak Müslümanların ne gibi kazanımları oldu?

Sizlere DPS/HÖH yöneticileri ve milletvekillerine Türk ve Pomak Müslüman azınlıkların 25 yıldır çözülemeyen sorunlarını sizlere hatırlatmak isteriz.

Bulgaristan’da siyasi partiler tarafından DPS/HÖH dahil parlamentoda konsensüs ile kabul edilen son anayasasında Türk azınlığı çıkarılmasına niye onay verdiniz?

DPS/HÖH yönetimi ülkede ikamet eden Türklerin çocuklarına anadilini okullarda
zorunlu olarak okuyabilmelerini sağlayabildiniz mi?

Ülke çapında Türkçe yazılı, görsel yayın yapan medya sağlayabildiniz mi?
    
Var olan Türk tiyatrolarının kapatılmalarını engelleyebildiniz mi?

Zorunlu verilen Bulgar, Slav isimleri nüfuz kütüklerinden sildirtmeyi başarabildiniz mi?

Bulgaristan’da yetişen Müslüman çocuklarına din dersi almalarını niye sağlamadınız?

Türklerin ve Pomak Müslümanların yoğun olarak ikamet ettikleri bölgelerde hayatta kalmaları ve doğdukları toprakları açlık sebebiyle terk etmemek için tedbirler hangi sebeplerle alınmadı?

Asimilasyon politikasına karşı gelip şehit edilen şehitlerin, cezaevlerinde yatanların, Belene adasında sürgüne gönderilen binlerce işinden edilen Türklerin tazminatlarını sınır dışı edilenlerin soysa haklarını alabilmeleri için çalışmalar niye yapılmadı?

Dinsiz, yarım yamalak Türkçe konuşan Bulgaristan Türk gençliğini bu durumdan kurtarmak için neden çalışmalar yapılmıyor?

DPS/HÖH teşkilatı yönetiminde ve kadrolarında barınan eski DS ajanlarını uzaklaştırılmak için niye çalışılmalar yapılmadı?

Kilisenin çanları kulak zarlarını patlatırcasına çalarken neden cami minaresinden yükselen ezan sesini duyulmayacak seviyeye getirmesine çözüm aranmıyor?

Ulusal Bulgar Televizyonunda on dakika Türkçe haber okunmasıyla var olan sorunlar çözüldü mü?

Sayın DPS/HÖH MYK üyeleri ve milletvekilleri,
25 yıldır Bulgaristan devleti tarafından kabul edilmeyen Türk ve Müslüman Pomak azınlıkları koşulsuz sizlere destek vermiştir. 4 dönem hükümet ortağı oldunuz. Önemli bakanlıklar yönettiniz. Buna rağmen var olan sorunları çözmek için hiçbir gayret göstermediniz.  Yıllardır parlamentoda azınlığız olayın arkasına saklandınız.

Bulgaristan’da ve yurt dışından ikamet eden Türk ve Pomak Müslümanları sizden umudunu kesmiş bulunmaktalar.
Bulgaristan vatandaşları olarak 25 yıldır görev alan DPS/HÖH Merkez Yürütme Kurulun DS dosyalı üyelerini ve milletvekillerini halk onaylamıyor yerlerine kimselere tabi olmayan gençler arzu ediliyor.
Bundan dolayı milletvekili adaylarını parti başkanı değil halk tarafından belirlenmesi tercih ediliyor.
Sizlere 25 yıl daha oy verilse Türklerin ve Pomak Müslümanların kaderlerinde ne değişecek?

 05.Ekim 2014 yılında Bulgaristan'da gerçekleşecek olan parlamento seçimlerinde sizler DPS/HÖH yöneticileri ve Milletvekilleri, hangi gerekçeyle Türklerden ve Pomak Müslümanlarından oy isteyeceksiniz?
Ismet Topaloglu

събота, 23 август 2014 г.

KÜLTÜR OCAĞINDA TÜRKÇE ÖĞRENDİLER

Milli Eğitim bakanlığına bağlı okullarımızın ve öğretmen derneklerimizin yapamadığını, Dobriç'te bulunan Mevlana Kültür Evi başardı. Bu Türk Kültür Ocağı'nın yetkilileri tarafından tertiplenen Türkçe öğrenme yaz kursu başarıyla tamamlandı. Tecrübeli öğretmen Sabri İsmailov'un emekleri boşa gitmedi ve küçük afacanlar artık Ana Dili'nde yazmayı ve okumayı biliyor.

Jale Filibeli

понеделник, 18 август 2014 г.

İNKUBATORUN ÇATLAK YUMURTALARI...

"Ağabeylerim, ablalarım, kardeşlerim, olabildiği kadarı sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bizim muhtarların, başkanların evlerinin önüne kadar asfalt döşeli yolları var, kendi keyfiyetleri için, özel arabaları için...
Ben onları kıskanmıyorum, arzu ederlerse bahçe ve tarlalarına kadar asfalt döşesinler.
Ama gelin ve görün ki, bizim Dedino köyünde kış aylarında, asfalt döşenmemiş toprak yolumuz, traktör tarafından temizlenmiyor ve bizim okul çağındaki öğrencilerimiz iki ay boyunca  okuluna gidemiyor.
O, evlerinin önüne kadar asfalt döşeyenlerin sayesinde, bizim çocuklarımız cahil kalmakta!
Sekiz yıldır bu böyle devam ediyor!
Köy yolumuza asfalt döşeneceği vaatlerinde bulunan bir çok yetkililer oldu, ama bunların hepsi yalancı çıktı.
Doktor olmayı arzulayan benim küçük kızım, bu kış yine okuluna gidemeyecek!
Lütfen, bu çağrılarımızı ve feryadlarımızı işitin ve bizlere yardımcı olunuz!"

Birkaç zamandır sanal alem, Ardino ilçesinin Dedino köyündeki bu yol rezaletinden dolayı çalkalanmakta.
Olay çoktan sınırlarımızı aşmış durumda!
Bugün Kuzey Amerika'da, Belçika'da, Almanya'da ve Türkiye'de yaşayan onlarca Ardino bölgesinde doğup yetişen insanımızın gündemini bu köyümüzün yol problemi belirlemekte.

Gerçekten, nasıl olup ta günümüzde okul çağındaki öğrencilerimiz, yalnız karla kaplı bir yoldan dolayı, iki ay boyunca okuluna  gidemiyorlar?
Bu onların anayasal hakkıdır!
Bu rezalete ön ayak olanlar büyük cezalara çarptırılabilir!
Halbuki, bu güzel ilçemizin muhtarının, özel fotografçısının çektiği dev gibi fotografları her gün Kırcaali medyalarında boy göstermekte.
Sanki herif ilçe muhtarı değil de, bir moda dergisinin konu mankeni!
Acaba hangi sebepten dolayı bunca yıldır bu soruna bir çare aranmadı ve bulunmadı?
Ardino ilçesinin acaba bunca yıldır neden bir deputatı bile yok mecliste?
Acaba vaktinin Tozçalı isyanına bir ceza mı konuldu?
İlimizde halkımızın menfaatlerini göz önünde bulunduracak gerçek siyasi güçler ve liderler olmuş olsa, bugünlerde giderler  ve işte bu köyde millet vekili adaylarını belirlerlerdi.
İnkubatorun yumurtladığı vekil aday listesinde, Ardino muhtarının ismi de saklı...

Bu işler kapalı inkubator ortamlarında gerçekleştiği müddetçe, bizim öğrenci çağındaki yavrularımız cahil kalmaya devam edecektir...
Bu yazımızı yayımlayacağımız saatlerde, Dedino sakinlerinden haber aldık.
Güya bu köy yolunun tamiratı en yakın zamanda başlayacakmış.
Seçim öncesi bir uydurma ve aldatmaca palavrası da olabilir bu!
Dedino halkı,olayın takibini elden bırakmamalı ve kamuoyununu bilgilendirmeye devam etmeli.
İşte böyle, sayın okuyucular, "demokrasinin" 25'ci yılı arifesinde, küçük bir köyün ahalisi, sanal alem sayesinde, sesini cümle aleme duyurmayı başardı!

Mümin Topçu

неделя, 17 август 2014 г.

OLANLAR OLDU, TORBALAR DOLMADI GALİBA?

Geçenlerde Kırcaali’deki ofisimizde bulunduğum saatlerde, özel telefon numaramdan tanımadığım birileri aradı beni, önce kendilerini daha tanıtmadan, benimle görüşme talebinde bulundular, konu ise son günlerde yayımladığımız bazı yorumlarmış.

Okuyucularıma beslediğim saygı ve sevgiden dolayı, hiç tereddüt etmeden, merkez caminin oradaki randevuya gittim, ama bekleyenim filan yoktu. Kaydettiğim numarayı tekrar aradım, fakat nedense Kırcaali’den uzaklaşmışlar benim anonim konuklarım. Şu numaradan beni aramışlardı; 00905324356562. İstihbarat şefimiz Jale Filibeli için bu telefonun sahibini anında çözmek hiç sorun olmadı zaten.

Evet, benim adım Rafet Ali. Adım, adresim, işim ve soyum belli!

Ya sizler kimlersiniz, bana ses yükselten ve akıl vermeye kalkışanlar, hatta tehdit etme cüretinde bulunanlar?

Ben dobra insanımdır, siyasi tercihlerimi de asla kimseden gizlemem.
Daha Belçika’da yaşadığım yıllarda sıkı bir Tayip’çi oldum ve şimdi her seçim zamanında Bursa’ya gider ve oyumu AKP’ye veririm.
Geçenlerde yine bunca yol katettim  ve Tayip Erdoğan için oy kullandım.

Bulgaristan siyaset yelpazesinde ise antidoganizmi seçtim, hatta daha yıllar öncesi Kırcali.eu medyasını bu uğur doğrultusunda yarattım, çünkü şehrimizdeki o malum yandaş gazete gerçekleri yazmıyordu.

Lafın kısası, kendi inanç ve doğruluk duygularım yön verir bana. Bulgaristan’daki Türklerin partisine gelince. Ben bu siyasi gücün demokratikleşmesinden ve şeffaflığından yanayımdır.

Her zaman çevremdeki iki yüzlülere karşı belirli ve sağlam bir duruşum vardır.
Rant kapılarından hiç bir zaman uzaklaşmayan  sözde siyasi cüce ve fırıldaklar ise her zaman beni karşılarında bulur.
Bu basiretsizler genelde beni gördüklerinde ya süratla uzaklaşırlar, ya da gidip arkamdan dedikodu üretirler. Bana diş geçiremedikleri anlarda ise sülalemden sayılan bir hayırsızın ismine takılıp kalırlar. Halbuki onun sayesinde benim ailem vaktinde Ana Vatanımız Türkiye’ye göç edemedi. Rahmetli babam her gün karakola gidip imza atıyordu, yani sıkı kontrol altında ve ev hapsinde tutuluyordu. En sonunda üzüntü ve kahırdan erken yaşta vefat etti…

İşim icabı, ben her çeşit düşünce ve mevki sahibi şahıslarla görüşmekteyim. Bazen bazı göçmen aktivistleri öyle bir havalar atıyorlar ki buralarda, sanki bizim Türkiye’nin siyasi gündeminden hiç de haberimiz yok…

Bizim buralarda ekmek yok ya, biz yeşil çayırlarda ot otlamaktayız…

Ayrıca kendilerini bizlerin birer kurtarıcısı ve can simidi olarak ilan etmeyi de ihmal etmediklerinde ise adeta pes diyorum. 

Ben normal bir insan olarak gülüp geçiyorum kendilerine!

Dediğim gibi, ben Tayip Erdoğan’a yanımda kimseye laf söyletmem! 

Bir de Atatürk’e! 

Son günlerde, birden bire yüzlerine sıkı AKP taraftarı ve Tayip Erdoğan sevdalısı maskesi takanlar, düne kadar Kırcaali sokaklarında benimle aynı Tayip Erdoğan için sert bir şekilde tartışıyorlardı ve onun Türkiye’ye ne kadar zararlı olduğunu bana izah etmeye kalkışanlardı..

Demek ki, bunlar kara kedi misali, her zaman dört ayak üstüne düşen cinsten.

Bizler ise her zaman yüzüstü zemine çakılanlardan!

Yutmazlar be kardeş bu tiyatro oyununu!

Şimdi ise aynı şahsi bir rant ve çıkar peşinden koşturanlar, yedi kişinin eline birer Tayip posteri tutuşturmakla çok büyük bir iş bitirdiklerini sanmakta.

Sanki Tayip Erdoğan’nın ve AKP’nin bu tür şaklabanlıklara hiç ihtiyacı var…

Belli ki, kendileri açısından yalnız medyalara haber olabilmek önemli, yüzlerce defa amelleri doğrultusunda isimlerinin ve fotograflarının paylaşılması ise daha da önemli.

Şimdilerde çıkmış bir kadıncağız ve kendini acil elden bizim yeni Jeanne d'Arc'ımız ilan edivermiş.

Emel ve Filiz'imiz ne güne duruyor ki bizim?

Halbuki bakıyorum, düne kadar Ankara’daki MHP genel merkezinden çıkmayan bu kadın, bir gecede sıkı Tayip’çi oluvermiş.

Ayrıca Cebel’deki Bahri Baba’nın karargahına Türkiye’den heyetler de götürmekte.
Seçimler yaklaşıyor, bu  kadının iyiliklerini sakın unutma Mestan çavuş!

Bizim çocuklarımızın Ana Dil konusunu ise çeşitli Türk Dünyası toplantılarında çoktan çözmüş bu kadın, ama nedense bu işin sırrını bir tek biz anlayamadık gittik.

Şimdi bu takım fırıldaklara karşı dil uzattığımız için ben suçluyum tabi ki.

Onlar ise masum birer melek ve büyük hümanist.

Acaba geçen yıl neredeydi bunlar, sayın Bürge ve takımı buralarda totalitarizmin uzantılarına karşı mücadele ederken?

Olanlar oldu, ama torbalar dolmadı galiba?

Benim bildiğim Ankara'nın  boş laflara ve vaatlere karnı tok!

Zaten aldığım bir duyuma göre, bütün fırıldakların ve yalakaların bu kalenin kapısından girmesi yasaklanmış…

Yeni Türkiye’de galiba adetler değişecek!

Rafet Ali,
Kırcaali
Huseyin Burge / Kırcaalı

KASIM DAL; BİZİM SORUMLULUĞUMUZ ALTERNATİF SUNMAK

Reformcu Blokun Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Bulgaristan genelinde yüzde
6.45, Kırcaali İli’nde de 836 oy almasını neye bağlıyorsunuz?

Sebebini söyleyeyim, biz fazla büyük kampanya yürütmedik. Maalesef tercihli oyun geçeceğine ben pek ihtimal vermiyordum. Sadece Kırcaali’de değil, Razgrad’da da aynısı, Şumnuda’da aynısı, Burgaz’da da aynısı. Kırcaali’deki 800 oydan 600’ünü HŞHP’li arkadaşların çalışması sayesinde aldık. Fazla da çalışmadık, çünkü insanlar çok korkuyor.

Yani HÖH'ten korktukları için Reformcu Bloka oy veremiyorlar?

Avrupa seçimlerinde Hürriyet ve Şeref Halk Partisinin (HŞHP) adayı dördüncü sırada olduğu için fazla çalışmadık.

HŞHP, Reformcu Blokun bir parçası oldu; partiniz, o blokta Türkleri temsil eden bir parti profilini koruyabilecek mi?

Koruyacak tabiȋ. Biz uzun ve ince yolu seçtik. Kısa yolu seçseydik her şey bambaşka olurdu. Her zaman A plȃnı B plȃnı vardır. Biz de sağ kanatta yer almak için Reformcu Bloka girdik. Çünkü Bulgaristan’ın geleceği Reformcu Blokta.

Peki ya genel seçimlerde nasıl sonuç bekliyorsunuz?

Bu seçimlerde Reformcu Blokla meclise kesin gireceğiz. Radan Kınev’in Reformcu Blokun sözcülüğünden istifa etmesi biraz sorun yarattı. Ama kendi aramızda görüşüp anlaştık. Fakat öte yandan onun istifası iyi oldu. Şimdi Reformcu Blokun başında olacak. Vatandaşların Bulgaristan’ı Hareketinin (DBG) Genel Başkanı Meglena Kuneva ve Bulgaristan Halk Tarımcılar Birliğinin (BZNS) Genel Başkanı Nikolay Nençev burada olsaydı bu sorun daha çabuk çözülecekti. Onlar geç vakte kadar toplantıdaydılar.

Kırcaali’den milletvekili çıkarabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Halkımız desteklerse çıkarırız. Oy kullananların kendi üstüne düşen sorumlulukları var. Bizim siyasȋ parti olarak sorumluluğumuz alternatif sunmak. Bu hükümet, Ataka ile ortak oldu. Böyle bir hükümete söyleyecek söz bulamıyorum. Bunun etik ve ahlȃkȋ yönünü düşünün. Bir yandan Bulgar Sosyalist Partisi, öte yandan Hak ve Özgürlükler Hareketi, bir de Ataka’nın desteği. Bu hükümet kuruldu kurulalı her gün skandal çıkıyordu. HÖH’lü Delyan Peevski’yi gizli servisin başına getirebilmek için Devlet Millȋ Güvenlik Ajansı (DANS) Kanununu değiştirdiler. Hak ve Özgürlükler hareketi oy satın aldı.

Sizce HÖH oy kaybetti mi?

Nasıl oy kaybetmemiş.

Oy kaybetti mi derken ciddi ölçüde oy kaybetmekten söz ediyorum.

Oy haritasına bakarsanız görürsünüz ki Hak ve Özgürlükler Hareketi 2013’ten beri yüzde 50 oy kaybetti. Mesela 2009 yılında 618 bin oy almıştı, ama biraz düşürdüler. 610 bine indirdiler. HÖH’ün oyları 300 bine, hatta 280 bine düştü. 600 bin olduğu zamanlar HÖH’ü ben yönetiyordum. Ivraca’da (Vratsa), Montana’da, Varna’da, Pazarcık’ta, Eski Zağra'da, Filibe’de, İslimiye’de (Sliven) nasıl oy satın aldıklarına bakın. Hem de yüklü paralarla. Oralarda HÖH’e kimse oy vermiyordu. Bütün oylarını Çingene mahallelerinden satın aldılar. Çingeneler, Boyko Borisov’u oyumuzu sana vereceğiz diye aldattılar. Sonra da oyunu HÖH’e verdiler. Delyan Peevski sadece Eski Zağra için 5 milyon leva harcadı. Ben sorarım size bunlarla nasıl başa çıkabiliriz? Bizde bu kadar para yok. Bu yüzden de görevini lâyıkıyla yerine getiren savcı olması gerek, polis olması gerek. Bu çıban bir gün patlayacak. Türklere yazık oluyor. Hak ve Özgürlükler Hareketi eşittir Türkler diye algılanıyor. HÖH; hırsızların, dolandırıcıların partisidir. Türkleri de HÖH’le aynı kefeye koyuyorlar. Ben Türklerle ilgili çizilen bu imajı silmek istiyorum.

HÖH’ün günahları Türklere yazılıyor diyorsunuz yani?

Evet. Türklerin çalışkan, dürüst diye bir imajı vardı. HÖH bu imajı kirletti. Eskiden Bulgarlar “Türk dostun olsun” derdi. Şimdi ne oldu. Yanına bir Türk geldi mi “Aman dikkatli ol bu Türk sana kazık atabilir” diyorlar. Annesi öldü. Allah rahmet eylesin. Bu adam bir maşa. Bir dediği bir dediğine uymuyor.

Ama en çok Türk HÖH’te var.

Maalesef öyle. Eskiden ben de en çok HÖH’e çalıştım. Şimdi bana da gittiğim yerde “Kasimcim iyi de sen geldin bize; ayrılmayalım, bölünmeyelim dedin” diyorlar. İyi de ne zamana kadar böyle devam edelim. Biz meydana çıkalı beri HÖH de iyi çalışmaya başladı. HÖH'ü biz teşvik ettik. Rekabet oldu mu daha iyi çalışılıyor. Yunanistan’daki gibi 120-130 bin, Makedonya’daki gibi 80 bin, Kosova’daki gibi 20-30 bin Türk olsak bölmeyelim diyeceksin.

"Kasim eskiden HÖH'ü savunuyordu, partinin eleştirilmesine bile izin vermiyordu" diyorlar.

Eleştirsinler. Ben eleştirilere açıkım. Ben 17 yıl boyunca oradaydım. Her zaman da doğruluk için savaşıyorum. HÖH bizim davamızdı. Ben HÖH’ün şirket haline geleceğini nasıl bilebilirdim ki? Biz partiyi kurarken ideallerimizin üzerine kurduk. Fakat dosyalar açılınca kimin ne olduğu ortaya çıktı. Bunu ben 17 sene sonra söylemişim. 25 yıl sonra bunu Almanya’nın istihbaratı söylüyor. Şöyle diyor: Rusların çalıştığı birinci parti Hak ve Özgürlükler Hareketi, ikinci parti de Bulgar Sosyalist Partisi.

İyi de dosyalar 2006 yılında açıldı, siz ise HÖH’ten 2011 yılında ayrıldınız.

Dosyalar Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısı 1 Aralık 2006'da kabul edildi. Komisyon bir buçuk yıl sonra çalışmaya başladı. Ben dosyaları 2009’un sonunda elime aldım. O zamana kadar vermezlerdi. Dosyalar Nikolay Svinarov’un bir odasında dururdu.

Fakat 2007’de milletvekillerinin gizli dosyaları açıklanmıştı.

Ayrıntılı bilgi yoktu. Okuyamıyordun. Ben onların isimlerini daha 91 yılında biliyordum. Ama ne yaptıklarını bilmiyordum. Rahmetli Kadir Celil Kadir “Ben kimseye zarar vermedim” diye yemin etti. Ben çıkıp da bunu davul zurnayla mı duyurayım. Oradaki ajanlar benimle göz göze gelmesin diye Ahmet Doğan, HÖH’ün Merkez Kurulunu toplamazdı. Ben hatamı kabul ediyorum. HÖH’ün birlik ve beraberliğine birilerinin katkısı varsa benim en çok olmuştur. Fakat tekrar söylüyorum bu gerçeği gördün mü niye durasın ki orada. Ben size sorarım HÖH bir Türke yardım ediyor mu? Gerekirse Ataka’nın da desteğini alarım ama Türklere yardım ederim, kitap da basarım. Siz biliyor musnuz 1993’ten beri bir tek Türkçe ders kitabı basılmadı. Bunu da Lütfi Mestan’ın, yani ajan Pavel’ın yüzüne söyledim. Sen iki dönem eğitim komisyonu başkanı oldun, neden kitap basmadınız dedim. Türkiye’de basılmış kitaplar buraya sokulmuyor. Niye izin vermiyorsunuz diye sordum. Geçen yıl Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi İsmail Aramaz 2 bin adet yardımcı ders kitabı bastı. Hayriye Memova da bu konuda yardımcı olmaya çalıştı. Avrupa’dan da yardım gelmiş. Ben bunu Ankara’da kurultayda öğrendim. Duyduğum kadarıyla Emine hanımla Fikriye hanım Şumnu’da bu konuda çalışıyorlar. Ders kitapları onaylanmış, basılacak.

Türkçe sorununu kanun yoluyla çözmeye çalıştınız mı? Bu konunun üzerine gittiniz mi?

Türkçeyle ilgili sorunları şimdi görmeye başladık. Bu konunun üzerine gidince partide çok büyük kavga oldu. Bunu Ahmet Hüseyin ile Ayruş Hacı’ya da sorabilirsiniz. İvan Kostov hükümeti döneminde meclisten azınlık hakları ile ilgili Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçevesi Sözleşmesi geçti. Biz Avrupa Birliği’ne girince her şey düzelecek sandık. Yok öyle şey. Hak verilmez, hak alınır. Mücadele etmemiz lâzım. Ama zamanla gördüm ki çok yanılmışız. Dosyaları okuyunca gördüm ki, Ahmet Doğan Türklere karşı eğitilmiş, Türklerin asimile olması için, Bulgaristan’da bir tek Türk kalmasın diye eğitilmiş. Komünist partisinin yaptığını biz ne yazık ki Ahmet Doğan’la yapmışız. Bunu gördükten sonra da orada kalınmaz.

Kasim bey basından okumuştum, Vecdi Raşidov, Ahmet Doğan’ın sizi ve eşinizi ispiyonladığını söylüyor. Siz de duymuşsunuzdur. Doğru mu bu söylenenler?

Evet doğru. Ahmet Doğan, Haziran 1986'da Ruşen Rıza'yı da ispiyonladı.

Yani Ruşen Rıza buna rağmen HÖH’te kaldığını söylüyorsunuz?

Ne yapalım, bazılarının iradesi yok.

HÖH’te kimler kaldı, partiden kimleri uzaklaştırdılar?

HÖH ilk önce Türklük yaşatılsın, Türk kültürü yaşatılsın diyen arkadaşları uzaklaştırdılar. Hapishanede yatan otoriteli arkadaşlar vardı. Hepsi HÖH’ten kovuldu. Necmettin Hak’a hep sordum “Neden bir akşamda kaçtın” dedim. Biz 4 Ocak 1990’da Varna’da partiyi kuracağız diye karar aldık. Daha sonra Sofya’ya gittik. 1 ay açlık grevi de yaptım. HÖH’ü 33 kişi kurduk.

HÖH’ü kuran 33 kişilik heyetin 31’i DS ajanı çıktığını okumuştum.

Durun şimdi, olayı ben şöyle anlatayım. Türk Millȋ Kurtuluş Hareketi (TMKH) kuruldu. Ben kurucu üyelerinden biriyim. O hareketi 18 kişi kurduk. Ben en genç kurucularından biriydim. 11’i Tolbuhinden (Hacıoğlu Pazarcık), biz Varna bölgesinden 5 kişiydik (biri Pir-i Vadi (Provadiya) şehrinden, diğerleri Hallaçlı (Drındar) köyünden), 2 de Şumnu’dan vardı. Rahmetli Veterniner Haldun bey de vardı. Hareketin, yani gizli örgütün kurucuları hapse atıldı. O 18 kişiden 12’si DS ajanı çıktı. Haziran 1986’da 18 kişi mahkemeye çıktık. 22 Aralık 1986 yılında beraat ettik. Hareketimiz parçalı parçalı 23 Ocak’a bağlayan gece 23 Ocak 1985 tarihinde kuruldu. Ruşen Rıza öğrenci olmasına rağmen hareketimize o da katıldı. Biz Varna’daydık, Necmettin Hak’lar Tolbuhin’deydi. O zamanlar daha Ahmet Doğan yoktu.

Ahmet Doğan’ı örgüte kim davet etti?

Ahmet Doğan’ı Dobriçliler (Hacıoğlu Pazarcıklılar) davet etti. Daha doğrusu Ahmet Doğan’ın dayısı Mümin Mustafa davet etti. Mümin Mustafa ile Necmettin Hak kardeş çocuklarıdır. 33 kişi toplandık. Rahmetli Salim Pasajov geldi. Kırcaali’den İsmet İsmail geldi, Hüsniye Recep geldi. Fakat Ali Topal yoktu. Ali Topal’ın şimdiki adı Ali Öztürk. Şükrü Şerifov yoktu. Emin Hamdi oradaydı. En aktiflerin gelmediğini görünce çok şaşırdık. İkisi eksikti, oysa tarihi beraber belirlemiştik. Varna’ya bağlı Damlalı köyde toplantılar yapıyorduk, her yeri geziyorduk. Biri çıktı “Kasim siz burada iyi hoş konuşuyorsunuz, ama bildiğim kadarıyla Necmettin şimdi kahvesini İstanbul’da içiyor” dedi. “Geçen hafta burada Şumnu’daydı o da böyle konuşurdu. Sen de mi öyle yapacaksın” dedi. Bunu duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Mehmet Berkant’ın önüne çıkmışlar, yolunu kesmişler, korkutmuşlar. Bunu Ahmet Doğan bilirmiş, ama ben bilmiyordum. Şükrü ile Ali bir gecede pılını pırtısını toplayıp kaçmış. Onları "Sizi tekrar hapse atacaklar" diye tehdit etmişler. Onlara devlet darbesi olacak demişler. 29 Aralık 1989’da Bulgar Komünist Partisinin (BKP) Merkez Komitesi Türk adlarını geri verme kararı almıştı o zaman. Oraya gittim, Emin’den başka kimse kalmamıştı. Bizim bütün toplantımızı kaydetmişler. Varna’da partiyi kurduktan sonra ben, Ahmet Doğan, İsmail İsmet ve Hüsniye Recep trenle Kırcaali’ye yola çıktık. Treni Perperek köyünde durdurdular. Karda kışta Perperek’ten Kırcaali’ye 20 kilometre yol yürüdük. Kırcaali’ye geldiğimizde bir binada toplantı yaptık. Kırcaali’yi unutamam. Hayatımın en güzel kuru fasulyesini Kırcaali’de yedim. Ondan sonra Mestanlı’ya gittik. Ahmet Doğan’la sonra Kayacık’a (Dimitrovgrad) gittik. Cebimizde hiç para yok. Son stotinkalarla ısınalım diye 2 konyak aldık. 1 leva 20 stotinka verdik. Beni sorgu için aldılar Razvigor’a götürdüler. Bu arada söyleyeyim Hüseyin Hafızov’la da aramız çok iyidir. Uzun zaman Başmüftülüğün sekreterliğini yaptı. Kendisi Pomaktır. Aytos’un köylerindendir. İyi çocuktur ama işte HÖH’ten teklif gelmiş, oraya geçti, kendisinin bileceği iş. Konumuza dönelim, HÖH’ü kurarken bana hep tehditler geliyordu. Barsaklarımı asacaklarını söylüyorlardı.

Kimler tehdit ediyordu?

Bilmiyorsun ki, telefondan arıyorlardı. Oğlum hasta, gazeteler beni belden aşağı vurmak için bunu bile kullanıyordu.

Partinize gelen paraları yürüttüğünü söylüyorlar. Buna ne diyeceksiniz?

Yok öyle bir şey. Benim hesap veremeyeceğim bir şey yok.

Eskiden HÖH’ü eleştirenlerin veya kusurlarını söyleyenlerin karşısında duruyordunuz diye de eleştiriyorlar sizi, yani HÖH’ü savunuyor diye.

Ben her zaman eleştiriye açıktım. Bölünmeyelim diye HÖH’ü savunuyordum. Biz HÖH’ü aslında hep eleştiriyorduk. Hep kavga yapıyordum. Remzi Osman burada olsa da söylese. Çoğu susuyordu. Benden başka Ahmet Doğan’a karşı gelen yoktu. Ben siyasȋ hayattan elimi çektim. Şahsȋ sorunlarım var. Şimdiye kadar başkalarını düşündük de nereye vardık. Büyük oğlum İsmail’in küçüklüğünde yanında değildim. Bensiz büyüdü. Baba sevgisi nedir bilmez. İsmail dedesinin adını taşır. Küçük oğlum 2000 yılında geldi dünyaya. O da bensiz büyüdü. Artık çocuklarıma daha yakın olacağım. Kimseye de açıklama yapmaya mecbur değilim. Ama HÖH’lüler bizim faaliyetlerimizden korkuyor. Bir olay anlatayım. Bekir Bozdağ geldi. HÖH’lüler “Kimseye haber verilmedi” dediler. Ataka’lılara “Bu ziyaret gayrı resmȋ” dedirttiler. Bunlar doğru değil. Bozdağ’ı Başbakan Yardımcısı Zanaida Zlatanova ağırladı. HÖH’lüler gelmedi, boykot etti. İnsanları da tehdit ettiler. Başka bir olay daha anlatayım: Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliev 1989 yılındaki Mayıs Olayları’nı anmak için 20 Mayısı seçti. Şehitler Şumnu İli’ne bağlı Yusufhanlar (Pristoe) köyünde anılacaktı. Bunu ilk defa Cumhurbaşkanı yapıyor. Belediye başkanı ile köy muhtarı son güne kadar geleceğiz diyor. Sonra yukarıdan biri “gitmeyin” diye talimat veriyor, onlar da gitmiyor. Onlar sadece 4 Mayısta etkinlik düzenliyor Yusufhanlar köyünde. Onu da parti işlerine kullanmak için yapıyor. İnsanlara anma törenine gitmeyi yasak etmişler. Etraf köylerden birkaç insan geldi. Belediye başkanı nasıl orada bulunmayacakmış. Olacak şey mi?! Şimdi ismini söylemeyeceğim. Bir Bulgarın bir köye çok hizmeti geçmiş. O adam anma etkinliğinde bizim yanımıza da gelmedi. Adam Peevski’nin bölgesinden. Doğruyu söylemiş diye adamı izole etmişler. Adama merhaba diyen yok. Adamın tek suçu “Bunlar doğru olanı yapıyor” demiş. Kurultayda imamları bile HÖH’lüler seçiyor. Biz bir siyasetçi olarak bu rezalete karşı halka bir alternatif sunuyoruz. Bu yüzden de korkmadan bizi desteklemelerini istiyoruz.

Niye korksunlar ki, sonuçta oylama gizli yapılıyor?

Nasıl gizli yapılıyormuş. Ben benim seçim bölgem Eski Cuma (Tırgovişte) ile bir örnek vereyim. Mesela orada 1200 oyla belediye başkanı seçilecek. Belediyede çalışan 50 kişi çalışıyor. Bunları belediyeye yeteneklerine göre atamıyorlar. Arkasında 10 kişi var mı diye bakıyorlar. Yani en az 10 seçmen bulabilecekler mi diye bakıyorlar. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ellerinde liste vardı. Bakıp diyorlar senin listende ki 10 kişiden 5’i gelmemiş. Bir yolunu bul anları getir diyorlar. Gerçek bu. 50 kişiyi 10’a çarp, ne kadar oldu. 500 kişi. 360 kişiyi de geçici olarak işe atamışlar. Eder 860. O 360 kişiden de birer kişi istemişler. Oldu 1220. Böylece gerekli olan 1200 oy çıkarıldı. Program da yerine getirildi.

Yani belediyede oy getirene iş veriyorlar.

Evet, aynen öyle. İş adamlarını da bağlamışlar. Onların kontrolu dışında iş yapılmıyor. Geçen yıl bizi Killi’ye (Benkovski) sokmadılar. Belediye başkanı otobüslerimizin belediyeye girmesine izin vermedi. Yerel yönetimin izni gerekiyormuş. Bu konuda skandal çıktı, kavga yaptık. Bir başka örnek daha vereyim. Cebel’de Mihaylevski üçlü koalisyon döneminde sokak lambalarını bedava düzelteceğim diye söz vermiş. Belediye Başkanı Bahri Ömer “Bırak düzeltme” demiş. Avrupa Parlamentosu seçimleri de çok ilginç geçti, ama ben pek yakından takip edemedim.

Birçok insan buna rağmen HÖH’ün Türk partisi olduğuna inanıyor ve oy veriyor. Buna ne diyeceksiniz?

HÖH yönetiminin Türklükle hiçbir alȃkası yok. Onları Türklüğe karşı eğitmişler diyorum ya.

Peki ya bu konularda bilgisi olmayan geçlere veya HÖH’e körü körüne inanan yaşlılara bunları nasıl anlatacaksınız? Sonuçta onlar HÖH’ün Türk partisi olduğuna inanıyor ve oyunu HÖH’e veriyor. Bu insanları size oy vermeye nasıl ikna edeceksiniz?

Şimdiye kadar anlattıklarımızı anlatarak. Siz inanmak istemiyorsanız ben ne kadar da anlarsam doğru değil diyeceksiniz. Ama bir örnek vereyim. Ben Şişecam şirketini Bulgaristan’a yatırım yapmaya çağırdım. Şirketin başına gelmedik kalmadı. Bunu yaptığım için Ramadan Atalay başta olmak üzere HÖH’ün yönetim kurulunda bana güldüler. Kim uğraşacak Türk iş adamı getirmekle demişlerdi. Ama ben ne yaptım. Bulgar belediye başkanını topladım, savcıyı topladım, mahkemenin başındakileri, bölge emniyet müdürünü topladım. Razı mısınız değil misiniz diye sordum. Biriniz başka telden çalırsa bu iş olmaz dedim. Kimse itirat etmedi. Bulgaristan’a 900 milyon levalık yatırım geldi. Orada çalışanların yüzde 80’i Türk. Biz bunu Kırcaali’de de yapacağız, ama belediye yönetimi buna izin vermiyor.

Bu Kırcaali’de de denendi mi?

Denendi tabiȋ. HÖH’te “Türk iş adamı çağırdığı için ve dosya meselesini fazla kurcaladığı için Kasim’in kellesi gidecek” diyorlardı. Zaten Dosyalar Kanunu 1997 yılında meclisten geçti. Bu kanunun en büyük özelliği bütün dosyaları Dosyalar Komisyonuna getirdi ve siz bile gidip görebilirsiniz. HÖH’lüler kanunu geçirebileceğimize ihtimal vermezdi. Biz bir oyun yaptık. BSP’li Tatyana Donçeva’yı yanımıza çektik. Demokratlardan (DSB’li) Atanas Atanasov desen zaten Dosyalar Kanununun geçmesini isterdi. Rumen Petkov bana bön bön bakarak “Biliyorsun değil mi, bütün dosyalar açılırsa devlet mevlet diye bir şey kalmayacak” diyor.

Yani Bulgarları korkuturken kullandıkları propagandaları sizin yanınızda kullandı.

Evet. 6 Aralık 2006’da Dosyalar Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısı meclisten geçti. Fakat o zamanın İçişleri Bakanı Rumen Petkov, dosyaları 9 ay bana vermedi. Petkov bana telefon edip “Komisyon bana mektup yazarak baskı yapıyor” diyor. Komisyon o zaman ona baskı yapıyordu. Adam hapis bile yatabilir. Ben de ona kanunu uygula dedim. Petkov da bana “Yok, sen dosyalardan kim çıkacağını biliyorsun” diyor. Ben de ona “Benim bilmem ayrı konu, sen görevini yap” dedim. Meğerse bana telefon ederken başında HÖH’ün başkanı varmış.

HÖH’ün Onursal Başkanı Ahmet Doğan mı?

Yok, bugünkü Genel Başkanı Lütfi Mestan. Şunu da belirteyim, 2001 seçimlerinde tamamının ismi çıktı. Bizim getirdiğimiz kanunla ise herkes gidip görebiliyor. Bazı dosyalar yok edilmiş bile olsa 3-4 yerde izi kalıyor. Ciddi bir araştırmacıysan mutlaka bulabilirsin. Yani dosyaların yok olma şansı yok. Tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi her şey not edilmiş. Osmanlı devleti bir köyle ne kadar insan yaşıyor onların ne kadar hayvanı var. Köyde yaşayayanların kaçı Müslüman kaçı değil. Her şeyi not edermiş. Bir gün olası bir savaş sırasında ne kadarını alıp da ne kadarını halka bırakacağını, askerini nasıl doyurabileceğini bu şekilde hesaplarmış. Bu notların da en az 3-4 yerde kalıntısı var. Konuya dönelim Hristo Hristov diye bir gazeteci var, onun desebg.com diye bir sitesi var. Orada her şey çıkıyor. Bizim de desteğimiz oldu. Hristov’un sitesini kapatmak istediler. Adamı bundan dolayı tehdit ettiler. Bu arada kurduğumuz teşkilȃttaki 12 ajandan birisi daha 1971’den beri DS ajanıymış. Benim çok sevdiğim birisiydi. Bunu gördüğümde elim ayağım kesildi.

Benim aklıma Necmettin Hak geliyor. Sözünü ettiğiniz kişi Necmettin Hak mı?

Daha fazla konuşmak istemiyorum.

Yani “Necmettin Hak değil” demiyorsunuz?

İsteyen gidip yoklasın. 5 gazeteci zamanında bana “Kasim açtırma şu dosyaları, yoksa hayal kırıklığına uğrarsın” dedi. Ben gerçekten de hayal kırıklığına uğradım. Gidip yüzlerine söyledim, "Ajan olduğunuzu öğrenince kötü oldum" dedim. 18 kişiden 12'si ajan. Bu çok büyük bir rakam. Ben bu ajanların isimlerini bile duymak istemiyorum. Ben HÖH’lülerin ne olduğunu gördükten sonra o çöplüklerin arasında nasıl kalabilirim ki. Hiçbir şey yapmasam bile en azından bu gerçekleri söylemeliyim. Ben bunların ajan olduğunu bilmezken bile HÖH yönetimi bunların ajan olduğunu biliyordu. Büyüklük yanlışları görmekle ölçülür. Yanlışları görüp de susmakla değil. Ben de susabilirdim. Babam bana her zaman “Dininden dönmeyle sonradan görmeden her zaman kork” derdi. Remzi Osman bana “Şumnu’da seni çok seviyorlar, koltuğunu niye riske atıyorsun” dedi. Ben Şumnu’dan 97’de milletvekili seçildim, öbürleri gibi mecliste büyümedim. Onlar Sofya’da otururken ben HÖH teşkilȃtını teker teker gezerdim. Bulgar bölgelerine de giderdim, Türk bölgelerine de. Ben stratejimi belirledim, yönetim de onayladı. Beni öldüreceklermiş diye HÖH’te mi kalsaydım. HÖH’te kalacaksak biz niye savaştık. En kötüsü dinimiz gitti, dilimiz de gitti. Bu iki şeydir bizi ayakta tutan. Bizim işimiz bitmiş. Her gittiğim köyde gördüğüm gençler ya sarhoş ya kafadan kontak. İnsanların bu halini görünce geçen yıl hasta halimle seçim kampanyasına katıldım. HÖH ise geçen yılki genel seçimlerde benim seçim bölgem olan Eski Cuma’da (Tırgovişte) 1 milyon 300 bin leva harcamış. Bende o kadar para yok. Peevski seçim kampanyaları için çok para harcıyor.

90’lı yılların başında komünist dönemde işlenen suçlarla ilgili dava açıldı. Sizin bu konuda bir çalışmanız oldu mu?

Maalesef vakit geçsin de unutulsun diye bakıldı. Tek bir kişi Varna’da mahkemeye çıkıp ceza aldı. 1 Mayıs Olaylarında Pir-i Vadi’de bir kişiyi dayaktan öldürdüler. Kurban feci haldeydi. Ben görünce fena oldum. Onu öldüren kişi yargılandı. Ama dayak atanlar 2-3 kişiydi. Diğerleri Ukrayna’ya kaçtı. Askeriyede çalışan Kolev adında biri vardı. Öldürdüler o adamı. Kolev katillere neyi nasıl yapacklarını söylerdi. Ama katillerden biri şu an askerî savcı. Bunlar olurken ben 1993 yılına kadar HÖH’ün Varna İl Başkanıydım.
Bulgaristan Türkleri, Türk adlarını almalarına rağmen Bulgar adları hȃlȃ belediye kütüklerinde duruyor. Buna ne diyeceksiniz?

Evet doğru. Bizi yıllardır hep uyuttular. Dediğim gibi Avrupa’ya girince her şey düzele cek sandık. Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya girerken HÖH azınlıkların temsilcisi olarak Türklerin hakları korunuyor diye imza attı.

HÖH diyorsunuz ama isim vermiyorsunuz, kim attı o imzayı? Ahmet Doğan mı...

2007’de başkan oydu. Azınlık haklarını geçirme konusunda Ahmet Hüseyin’le, Ayruş Hacı’yla tartışmıştık. Meclisten geçmesi gerektiğini söyledim. 1997’de SDS’nin tek başına bunu yapacak gücü vardı. “Ama biz bunun için savaşmışız, nasıl meclisten geçirmeyeceğiz bunu” dedim. İkisi de git gide Ahmet Doğan’ın suyundan gitti. Ben de onlara “Hepinize bir etek takıp sizi çevre yoluna bırakacağım” dedim. Sonuç olarak SDS ile birlikte oyladık, meclisten geçti, bu yüzden de HÖH yönetimiyle kavga ettim. Bu konuyu Anastasiya Mozer’le de görüştük. Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçevesi Sözleşmesi konusunu konuşmak için SDS’lilerle de görüşmeye gittim. Giderken yanıma Ahmet Hüseyin’i de aldım. Ahmet Doğan ise buna çok kızdı. Elindeki dosyaları bile fırlattı. Adam “Benim anam da babam da DS” diyor. Doğan'ın görevi Bulgar Sosyalist Partisiyle çalışmak, o partiyi yalnız bırakmamak. Adam bunun için eğitilmiş.

Aydın Osman | T HABER

Fотоğraf: Tsvetalina Balutova 

сряда, 13 август 2014 г.

Harmanli kasabasına para kazanmaya gitti, evi soyuldu!

Tütün işinde çalışmak için Harmanli kasabasına giden Kırcaalili Ürküş Mehmet’in evi soyuldu.On günlük bir aradan sonra dün gece evine dönen Ürküş Mehmet,  bazı değerli eşyaların eve giren hırsızlar tarafından çalındığını anladı. Emniyete başvuran Ürküş Mehmet, bir an önce hırsızların yakalanmasını istiyor. Video izle..

вторник, 12 август 2014 г.

KAHRAMANLARIMIZ UNUTULMASIN!

 
Bakıyorum da son zamanlarda, bazı şer odakları kolektif halde ülke sınırlarını aşıp ta başka toprakların kahraman evlatlarının anısı önünde eğilmekte. Halbuki, Bulgaristan Türk Topluluğunun ana davası uğrunda ise saysız bilinen veya bilinmeyen yeterince şerefli kahraman, şehit, gazi ve mücahit mevcut.
Geçenlerde totaliter sisteme karşı ilk çıkan isyana önderlik eden, bundan önce ise kurdukları örgütlerle korkusuzca ve cesaretle bizlere bayraktarlık yapan, merhum Avni Veli Özgürel'i yitirdik. Sessiz sedasız defnedildi o! Hatta bir çoğumuz hala onun kabri nerede olduğunu bilmez veya ilgilenmez...
Bizlerin, kahramanlarımızın önünde boyun borcumuz bulunmakta. Minnetarlık ve şükran duygularımızı belirgin bir şekilde açığa vurmadığımız müddetçe, kendi hayatlarını ve geleceklerini yok pahasına sayarak, bizlerin özgürlüğü ve gelecekte var olmamız için var gücüyle mücadele edenlerin anısı önünde mahcup olmaya devam ederiz. Bize karşı gösterilen ihtimama ve alakaya karşın bil hasa minnetarsızlık damgası yememiz bir utanç belgesidir.
Müteber ve en güzide kahraman kardeşlerimizden birisi şair ve özgürlük savaşçımız Avni Veli Özgürel'dir.
Dombıra. eu ve Kırcali.eu medya mensuplarının inisiatifi ve ev sahipliğinde dünkü gün merhum kahramanımız mezarı başında anıldı. Ünlü Bulgaristan Türk ülkücüsü ve özgürlük militanı Irfan Beyti Aptullah'ın büyük katkılarıyla gerçekleşen bu merasimde bir çok duygusal anlar yaşandı. Ne komünistlerin esaret yıllarında, ne de uzantılarının daha sonraki iktidar yıllarında, iyi ve mutlu bir gün görmeyen Avni Veli Özgürel'i, kendi öz yurdunda, Cebel'inde istenmeyen adam ilan etme cüreti gösterilmişti. Tek suçu; Türk ruhu,gururu ve şuğuru taşımak! Bir de, kendi vatandaşını özgür ve hür görmesini arzulamak !
Şu an Avni Veli Özgürel'in kabri Anadolu topraklarında bulunmakta. Yeşil Bursa'mızın yeşilliğini hiç yitirmeyen servilerinin altında.
Dün onu, Eski Zağara hapishanesinde, birer siyasi tutuklu olarak, aynı koğuşta beraber yattıkları dava arkadaşları ve can dostları 95' yaşındaki Halil Uzunoğlu ve Irfan Beyti Aptullah, Belene gazisi Muhammed Gölcüklü, başka siyasilerimize yataklık yapan Ali Ay ve başka sempatizanları ziyaret ettiler. Mezarı başında dualar okundu, özgürce Türk bayrağı açıldı.
İlerlemiş yaşına rağmen, yürümekte zorluk çeken Halil Uzunoğlu, suskunluğunu koruyarak, kendi elleriyle dava arkadaşının mezarına bir buket çiçek bıraktı ve bu şekilde herkese anlamlı mesaj verdi. Bu yaşlı delikanlı en eski kuruluşlarımızdan birisi olan Rodop Tuna Türkleri Derneği'nin kurucusu ve günümüze kadar başkanlığını sürdürmekte.
Irfan Beyti Aptullah ise daha küçük yaşlarından itibaren komünist düzene karşı Türk Bayrağı açarak isyan eden, bir çok kişisel eyleminden sonra, Türkiyeli bir diplomat kılığına bürünen komünist ajanı Ahmed Doğan tarafından bizzat ele veriliyor.
Muhammed Gölcüklü ve ağabeyi de tanınmış ve cesur mücadele adamlarımızdan. Onlar da uzun yıllar cezaevlerinde ve sürgünlerde bulundu. Muhammed bey, çok üzgündü dünkü gün. Hemşehrisinin mezarı başında göz yaşlarını tutamadı ve şunları ekledi;
"-Bizler asla bu akıbeti hak etmiyorduk! Bugün insanlarımız toplu halde bazı şehitlerimizin anma törenlerine gidiyor, ama kimliklerinde ise Türk isimleri yok. Türk isimlerinden utananlar en iyisi bizim şehitlerimizin ve kahramanlarımızın mezar ve anıtlarını hiç ziyaret etmesinler, onların kanlarını ve kemiklerini hiç sızlatmasınlar! Ne yazık ki,günümüzde gerçek kahramanlarımız unutuldu,artık adları bile bilinmiyor. Özgürlük meydanları kürsülerinde ise gerçek düşmanlarımız birer sahte kahraman edasıyla tepinmekte!"

Mümin Topçu





петък, 8 август 2014 г.

ANA DİLİMİZİ ÖĞRETMEYE HAZIRIM

Ana  Dili eğitimi konusundaki son yazımızdan sonra okuyucumuz Ahmet Sepit'ten çok sevindirici bir mektup aldık. Sizlerle bunu paylaşmakta yarar var diye düşünüyoruz. Yaz tatili sonuna kadar,neden herhangi bir köy ve kasabamızda acilen bir Ana Dil öğrenme kursu  gerçekleşmesin ki. İlgililere duyurulur, ayrıca Ahmet beye ilgisinden dolayı şükranlarımızı sunmaktayız! (Dombıra ekibi)

Merhabalar!
Ben,Türkiye'de İlkokul öğretmeni olarak görev yapıyorum.
Benim annem 1951 yılında İstanimaka'dan, babam ise Koşukavak'tan göç etmişler..
Sizin medyanız sayesinde  Bulgaristan'daki olan bitenleri takip etmeye çalışıyorum. Ama Türkçe okuma yazma konusunda büyük bir sıkıntı olduğunu anladım.
Bu yüzden sizlere bir ilkokul öğretmeni olarak, hiç bir karşılık beklemeden, gelip isteyen herkese okuma yazmayı,  hem de çok kısa bir sürede öğretmek istiyorum.
Biz burada 6 yaşındaki çocuklara 2 ayda okuma yazmayı rahatlıkla öğretiyoruz.
Ben Bulgaristan sınırındaki, Kırklareli'de görev yapıyorum.
Tekrar ediyorum, hiç bir karşılık beklemeden Bulgaristan'da isteyen herkese okuma yazma öğretmek istiyorum. Yeter ki güzelim Türkçeyi, Ana Dili'mizi  doğru ve düzgün öğrensinler.
Saygılarımla;
Ahmet Sepit,
GSM;+905427234779

PIRIL PIRIL BİR TÜRKÇE KİTAP UMUDUYLA YAŞAMAK

Eski hükümet, yeni hükümet derken,
her küçük kasabadan bile 15 vekil adayı sunarken,
yine iki arada Ana dil konusu kayanaşıp gidecek.

Bu acayip ülkede herkes vekil olup yönetmek arzusundan tutuşurken,
bizim küçük afacanlar o özlenen Türkçe Alfabe'yi yine göremeyecek.

Fotograftaki kız yavrusunun gözleri kıvılcım ve umut dolu,
elerinde pırıl pırıl bir kuşe kitap.
Yaz tatili esnasında  kuran kursunda dinimizi öğrenmekten mutlu.

İşte budur Bulgaristan'da özgürlüğün başka adı!

Düşünmeden edemiyorum şu an,
kuran kursları için bu pırıl pırıl, yepyeni kitap ve gerekçeleri
temin eden bütün iyi insanlar ve gönüldaşlar,
acaba ülkemizdeki her Türk öğrencisine,
Ana Dili'nin bütün yazılış ve okunuş güzelliklerini
öğreten birer pırıl pırıl kitap armağan edemez mi?

İster bu kitabı okulunda zorunlu veya gönüllü okusun!
İster evinde karıştırsın!
İsterse hiç okumasın!
Ama kompütırın yanı başında dursun
kutsal sayılabilecek,
özlenen ve sevilen bu kitapçık.

Acaba hiç düşündünüz mü,
fotograftaki sevimli kızı veya
onbinlerce başka yaşıtı nereden bulabilir bu kitabı?
Ana Dili'ni öğrenebilmek için!

Bulgaristan'da bu kitap neden basılmıyor?

Kitapçılarda neden bulunmuyor?

Türkçe öğretmenlerinin elinde neden yok?

Kütüphanelerde neden rastlanmıyor?

Türkiye Cumhurbaşkanı,
bu özlenen kitabı neden göndermiyor?

Soydaş değilmiyiz?

Bu kitaba herhangi bir yasak ta yok!

Hatta Avrupa Birliği mevzuatı,
azınlıktan sayılan en küçük bir etnosun bile
Ana Dili eğitimini ve kültürünü teşvik ediyor,
onurlandırıyor.

Avrupa Parlamento'sundaki vekillerimiz
neden orada yalnız konu mankenliği yapmakta?


Ana Dil'deki eğitimin sorumluluğu kimde?

Bütün ebeveylerde ve siyasi otoritede değil mi?

Her şeyi devlet babadan bekleme alışkanlığımızdan
kurtulamadığımıza göre, madem ki devlet tarafından
bu eğitimin zorunlu hale getirilmesini
arzulamaktayız,
o zaman buna mecbur edelim devlet makamını...

Bu sorun çözüme kavuşmadığı müddetçe,
bizler de, yaklaşan seçimlerde siyasilere tek oy çıkarmayalım.

Öncelikle bu ana problemi çözsünler, sonra gelsinler oy tasnifine...

Ya da vekil adayları birleşerek her ilimize birer Türk lisesi açsın!
Kötü mü olur? Türklük kazanır!

Türk lisesi yok, sana oy da yok, kardeşim!

Halkın milyonları cebe indiriliyor basitçe,
ama tek Türkçe kitaba para bulunamıyor...

Bunun adı herhalde garibanlık değil de,
eşeklik veya aymazlıktır...


Mümin Topçu  / dombira.eu

четвъртък, 7 август 2014 г.

Suflöre hiç ihtiyacımız yok

Pazar günü Türkiye'de seçim var.
İki komşu devletin vatandaşı olarak,
ben de Bursa'ya gidip oy hakkımı kullanacağım.
Benim gibi bir çok insanımız var.
Son günlerde ilgimi çeken ve beni bayağı rahatsız eden konuyu sizlerle paylaşmak niyetim.

Ben, nasıl kime oyumu vereceğime karar verebiliyorsam, aynı şekilde Bulgaristan'da ikamet edenler de bilir, Türkiye'deki göçmen kardeşlerimiz de. Sonuçta ne körüz, ne de cahiliz!

O zaman ne bu çevremizdeki rahatsızlık verici boş tantana?
Aramızda kuyruksuz kedi gibi dolaşanların derdi ne?

Bulgaristan Türkleri oylarını mutlaka "A" partisine verecekmiş!
Ya "B" partisine vermeye kalkışırsa ne olacak?

Hani nerede özgür ve bağımsız şekilde karar vermek?
Kardeşim, sen bana neden dayatma yapıyorsun?

Sonra kimsin sen?
Benden veya bizden daha mı ileri görüşlüsün,
sen benim duygularımın mütercinimisin,
ya da keşfedemediğimiz hint kumaşı,
yoksa zeka küpü mü?

Senin derdin ne Memleketinin,
ne de Ana vatan'ın istikbali!

Tek gayen, birilerine yaranıp, cebi doldurmak!
Mide bulandırıcı ve istismarcı bir vukuat.

Hadi, topluluğumuzun önde gelen bir sözü gecen,
seçilmiş veya gönüllere kazınmış birisi olsan,
tamam, anlarız, kaale alınırsın,
fakat ortalıkta dolaşanlar yalnız kendinden sorumlu şahıslar,
şimdiye kadar ne bir etkin sorun çözümünde bulunmuşlar,
ne de aramızda bir isim edinmişler.

Ayrıca bunların belirli ve sağlam bir siyasi duruşu da yok.
Günebakan misali, her zaman menfaate göre fırıl fırıl dönmek.
Yarın bunlara, Türkiye'den güçlü birisi,
gidin Jivkov'un mezarına çelenk koyun
veya Sofya merkez camisinde Ahmed Doğan'ın
kudreti için mevlit okutun demiş olsa,
şu bizim şuğursuz, çulsuz ve yalaka takımı
hemen koşar adım başkentin yolunu tutar...

Lafın kısası, bu tür suflörlere hiç ihtiyacımız yok.


Rafet Ali

Kırcaali Postanesi’nde yangın çıktı... Yangın uzun süre kontrol altına alınamadı !

 Kircaalı’de Bılgarıya Bulvarı üzerinde bulunan Kırcaali Postanesi  binası bodrum katında öğle saatlerinde henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.
İtfaiye ekipleri 3 araçla müdahale ettiği yangın uzun uğraşlar sonucu kontrol altına alınabildi. Video izle..








вторник, 5 август 2014 г.

PERFEKSİONİST, KTB VE PES YANİ!

Onu, ülkenin ve Balkanlar'ın en büyük sözde siyaset mimari ve jonglörü,
kendisine en uygun varis olarak tayin etmişti.

O, bir respektiv parlamentaristti,
doğuştan liberist,
diyaloğun erişilmez usta viziyoneri,
hiç bir görüşünden asla tavizkar olmayan,
aynı zamanda inanılmaz büyük siyasi tecrübe sahibi,
bütün milli çıkar ve menfaatlere, anında,
yıldırım hızıyla müdahale etme yeteneği olanı.

Bundan sonra, Bulgaristan Türkleri'nin arkası artık hiç yere değmeyecekti!
Adeta bir talih kuşu konmuştu başımıza!
Adeta Nimet Abla'nın piyango bileti bize çıkmıştı...

Hele son aylardaki onun bütün çıkış ve çalımları yürekleri yeniden fethetti.
Bu ne biçim bir demagojiydi,
ne biçim siyasi piruetlerdi bunlar,
adeta herkese küçük dilini yutturamadı mı?

Öyle akıllı ve tam isabetli çıkışlar yaptı ki!
Adeta bütün siyasiler bunun kabiliyetine ve yaratıcılık ruhuna bayıldı .
Hele son devlet bütçesi tartışmaları sırasında, yeni bir Balkanların beyaz Pele'si gibi öyle virtüözce bir gol attı ki...

Sanki, başarısız ve haksız yere kurulan,
akıbeti daha birinci gününden belirlenmiş olan
o bahtsız hükümetin mimarlarından ve sorumlularından değildi kendisi.

Sanki, o mafya bozuntularını, değil Türkün, Bulgarın
bile görmek ve duymak istemediği şahısları,
Meclisin arka kapısından iterek ben soktum içeriye...

Evet, şimdi biraz fazla abartılı konuşmakta ve övünmekte!
Adeta bir Viyana fatihi kumandan edasıyla, zarif kuğu gibi göklere yükselmekte!
Zaten, kendileri daima mavi bulutlar üzerinde süzülmeleri için seçildiler ya...
Ama nedense dedemin, lafla denizde gemi yürümez sözü aklıma esti şimdi.

Bu ülkenin gerçekten yalnız bir tek boş ve güzel laflara mı ihtiyacı var?
Sanki, Ulusal Tiyatro binamız Meclise taşınmış!

Meğer boş laf estetiği,
frivolca kurulmuş abreviaturlardan öğrenilmiyormuş,
asıl metaforların patenti kendisine mahsus.

O, bir perfeksionist!
Hele Bulgarca dilinin temizliği onun ağzından adeta yücelmekte.
Burada, kendi Ana Dili'nin bir önemi mi var yoksa?

Bunun kadrolu yalaka takımına göre, o, adeta aslında pratikte de sözünün eriymiş.
Halkının (Hangi halktan yana olduğu pek belli değil!) dertleri ise onun kalbinde çoktan kutsallık mertebesine erişmiş...
Tabi ki,onun KTB kooperatif bostanıyla hiç bir bağlantısı yok,
ne de öz vekillerinin,
hele hele fahrisinin hiç yok...

Ak kaşık gibi temizdir şu mavi göklerde uçuşan kanatsız kuğu kuşları...
Kuş lastiği yapmayı da unutmuşum artık!
Böyle işte!
Nice yükseklerden uçan,erişilmez ve zeka küpü kanatsız kuşlar doğuruyor anneler!

Ne demişti, poposunun üzerine cillop gibi oturtulan o son tangocu;
"Bulgaristan artık yeni bir döneme giriyor!"
Laf salatasının, rakı masasında iyi meze olmadığına göre, galiba biz bu 1989 yılından sonra hiç bir şekilde yeni ve temiz bir döneme giremedik...
Ama laf virtüozları, durmadan bizi yeni ve çok parlak hayali dönemlere sokmakta.
Hatta bizim boş laf ustası bakın ne naneler yemekte;

- "Madem ki, bir politikacı olmuşsun, sen milli menfaat ve çıkarları korumaya mecbursun!
Yalnızca doğruları konuşarak, bütün yaralara dokunarak,ses tonu vererek,hem de hiç tereddüt etmeden.."

Pes yani!


Mümin Topçu

HER ZAMAN RAHMETLE ANACAĞIZ

Nuri Turgut Adalı, 22.11.1922’ de Kırcaali ili Mestanli ilçesinin Adaköy’ünde doğdu.
İlk öğrenimini Kaşıkçılar köyünde, orta öğrenimini Hatiboğlları nahiyesinde okudu.
Lise ayarında öğrenimini Medresettün-Nüyab ‘ta (Şumnu ) tamamladı.
Aynı okulun bünyesinde Nüvvab’in Ali Bölümü'nde üç yıl öğrenim yaptıktan sonra ( mezun olmaya bir yıl kala ) Kemalist düşüncelerinden dolayı okuldan atılır.
Bu olaylar Bulgaristan'ın Çarlık döneminde gelişmekte.
Bir yıl sonra , 9 Eylül 1944 senesi Kızıl ordu Bulgaristan ‘ı istila eder ve komünist düzen hakimiyeti ele alır.
Tolplam 5 yıl 5 ay Gümülcine’nde, Kırcali’de ,ve Çorbacılar köyünde öğretmenlik görevinde bulundu.
1945-46 Nüvvap öğretmenlerinden hacı Muharrem ,Hacı Ahmet Davutoğlu, gazeteci- yazar Dr. Ahmet Kemal  ile birlikte o yılların korkunç "Rositsa"temerkuz kampına gönderilir , tahliyesinden hemen sonra da (1950-1953) "Belene" temerkuz kampına hapsedilir.
1960’ yılında dönemin T.C başbakanı Adnan Menderes’e Bulgaristan Türklerinin durumu ile ilgili , elçilik vasıtası ile bir rapor gönderir.
27 Mayıs devriminden sonra , birinci rapor mahiyetinde , bir rapor daha istenir, fakat Musa Cebri adında bir şahıs ( T.C. vatandaşı ) tarafından ihbar edilip tutuklanır ve  15 yıla mahküm edilir.
Aktif asimilasyon kampanyası yıllarında ( 1982 ) defterinde yazdığı şiirler bahane edilerek tekrar tutuklanır ve 3 yıl daha hüküm giyer.
Bu üç yılın sonunda , 7 Mart 1985’te tahliyesi yapılmayıp , göz hapsinde tutulur.Buna rağmen iki ay sonra ( 7 Mayıs 1985 ) tekrar tutklanır ve "Belene"temerkuz kampına gönderilir. Üç aylık dayanaksız bir tutuklamadan sonra , göstermelik bir tahliye yapılıp , Vidin’in Skomle köyüne sürgün edilir.
Yıllar sonra baba ocağına döndüğünde bile , Nuri Turgut Adalı hala sakıncalı görülüp , sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa polise imza verdi. 10 haziran 1989'da eline tutuşturulan iki bavulla Bulgaristan sınırlarını terk etmesi istenildiğinde , tabii ki gideceği yegane ülke - Anavatan Türkiye'dir.
Özetle,Türlük uğruna cezaevlerinde ve sürgünlerde geçen koca 23 yıl.yarım ömür!Söylemesi bile zor!Bulgaristan Türkleri' Nelson Mandela'sını,büyük özgürlük savaşcısı,dava adamı,şair ve aydın kişiyi ölüm yıldönümünde rahmetle anıyoruz!
Fikri Şentürk,

yakın akrabası

неделя, 3 август 2014 г.

BİR TRAJEDİNİN ARKASINDAKİ GİZLENEN GERÇEKLER

Bir asırdan fazla devam eden Bulgaristan Türkü'nün göçleri, bu topluluğun ekonomik, politik, sosyal ve kültürel yapısında önemli değişikliklere neden oldu. 
Yakın tarihe kadar bu topluluk genelde Ana Vatan bildiği ve sevdiği Türkiye'ye göç ediyordu, son 15-20 yıldır ise Avrupa ve başka kıtalara yöneldi göç kervanları. 
İlk kez Türkiye'nin Kapı Kule'sinden özgürce giriş ve çıkışlar tamamen serbest, ama artık göçlerin istikameti başka yönde. 
Bu da başka bir araştırılacak fenomenin işareti! 
Türk topraklarında barınanlar kimliğini ve ruhunu kaybetmezken, acaba Batı kervanlarına kapılanların çocukları, yakın tarihte köklerini hatırlayacaklar mı?
Şimdiki Bulgaristan topraklarında barınan Anadolu göçerlerinin varislerinin trajedisi, kendilerine “Bulgaristan Türkleri” dendiği tarihlerde başladı. 1877/78 Doksanüç (Türk-Rus) Harbi olarak bilinen savaş, Osmanlı İmparatorluğu'nun Rumeli topraklarını derinden sarsmış, yüz binlerce Türkün soykırımı ve ilk zorunlu göç başlamıştı. Bu tarihten sonra, arkada bırakılan verimli topraklar üzerinde yaşayanlara günümüze dek Bulgaristan'daki Türkler denir. Bunların Balkan devletlerinde yaşayan başka etnik kavimlerle hiç bir kan bağlantısı yok. Zamanın cesur akıncı yörük beylerinin, bugünkü torunları, belki de etnik anlamda, kendilerini en iyi şekilde muhafıza etmiş olan en temiz ve sağlam Türk unsurlarındandır, çünkü bunların çoğu sadece Türklerin yaşadığı köy ve kasabalarda yaşamış ve yaşamaktadır. Bütün örf ve adetleri, konuştuğu dilleri de eski yörük obasından kalma mirastır.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Bulgaristan bölgesinin hemen hemen her yerinde Türkler çoğunluktaydı ve azınlıkta olan Bulgar ve diğer halklarla iyi geçiniyorlardı. 
Bursa Kapalı Çarşısı'ndaki abacılar sokağında bulunan bütün dükkanların sahipleri ve işletmecileri Bulgar asıllı vatandaşlardı. İlginç olan, bu esnafların çoğu günümüzde Bulgar milliyetçisi ve Türk düşmanı olarak tanıtılan Koprivştitsa, Batak veya Panagürişte kasabalarının sakiniydi. Aynı kişiler 1925 yılına kadar bu mülklerin gerçek sahipleriydi ve onları satma olanakları oluşturulmuştu. 
Aynı zamanda yeni kurulan Bulgar Knyazlığı'na sunulan yüz sandıktan fazla, Bulgaristan topraklarından göç etmiş Türklerin toprak tapularının akıbetini ise günümüze dek hiç araştıran olmadı!
Ayrıca Susurluk kasabasında genellikle Bulgarlar yaşarken, Sofya'nın nüfusu ise yalnız Türklerden oluşuyordu Bu dönemde koskoca Osmanlı devletinin en zengin ve düzgün Müslüman Cemaat Vakfı bu şehirdeydi. 
Bulgar ve Türklerin beraber yaşadığı şehirlerde, evlerinin arasında geçiş için kurulan "komşuluk yolları"hala ayakta. 
Bulgaristan'daki Türkler her zaman diğer etnik gruplara kardeş gözüyle bakmıştır ve her zaman memleketin refahı doğrultusunda uğraşı vermişti, ona sadık kılınmıştır. Bu anlamda Bulgaristan'daki Türkler her zaman vatanperverdir ve devletine asla ihanet etmezler.
9 Mayıs 1989 yılı...
Bulgaristan hükümeti, Türkleri, zorunlu pasaport vererek sınır dışı etmeye başladı. 
Bulgaristan Devlet Başkanı, Türkiye'nin sınır kapılarını açmasını istedi. Dönemin Başbakanı Turgut Özal ise ona, Türkiye'nin sınırlarının Bulgaristan'dan gelecek soydaşlara her zaman açık olacağını söylüyordu. Göçmenler kitleler halinde trenlerle Türk sınırına bırakılıyordu. Böylece Türkiye, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da görülen en yoğun ve zorunlu göç akımını yaklaşık üç aylık bir süre içinde kabul etmek durumunda kaldı. Bu dönemde 64.295 aileye mensup 226.863 kişi serbest göçmen olarak Türkiye'ye geldi. Bu tarihten itibaren 1995 yılına kadar da aralıklı olarak gelen serbest göçmenlerin sayısı 27.224 ailede 73.957 kişiye ulaştı.1989 yılında Bulgaristan'dan gelen serbest göçmenlerin büyük bir bölümü, daha önce Türkiye'ye göç eden akraba veya komşularının yoğun olduğu bölgelere kendi imkanları ile yerleşirken, bir bölümü de devlet tarafından 14 il merkezi ile 23 ilçe ve beldede göçmen ailelerin parasal katkısı ve borçlandırılması esasına dayalı bir yöntemle yapılan toplam 21.438 konuta 5 yıllık süreç içinde yerleştirildiler.
Bu son göçün yaşandığı anlarda ben Bulgaristan'daydım. Şöyle bir manzarayı aktarmak istiyorum.Bu hareketin ilk günlerinde, evrak hazırlama noktalarında büyük kuyruklar oluştu. İlginç olan bu kuyrukların en başında diğerlerinden daha varlıklı, yüksek eğitimli, iktidar partisinin en aktif ve sadık üyeleri duruyordu. 
Aslında bu yeni bir aydın ve bilinçli şahısları gönderme, onlardan kurtulma, hareketiydi. Eğitimsiz ve mesleksiz bireylerden ibaret bir Bulgaristan Türk Topluluğunu yönlendirmek her zaman daha kolay düşüncesi hakimdi devlet katmanlarında. Hala da böyle değil mi? 
Şu an aynı bu gizli katmanlara karşı ne bizim topluluğumuzun temsilcileri bir karşı atağa geçebiliyor ve gıkını çıkarabiliyor, ne de başımıza konan kızıl paraşutçular. Sondaki somuncuların görevi zaten itaat etmekten ve ceket önü iliği düzeltmekten öte geçmiyor...
Bir asır boyunca, Bulgaristan devleti her aydın ve eğitimli Türkün Anadoluya göç etmesi taraftarıydı ve bunu on yılda bir sistematik bir şekilde gerçekleştiriyordu. 
Etnik temizlikten yana siyaset yürütülmemiş olsaydı, bugün Bulgaristan'ın sosyo-ekonomik durumu, çalışkan,dürüst ve yeniliklere açık çağdaş Türklerin sayesinde çok daha parlak olabilirdi...
Bulgaristan'daki Türklerin, Anadolu'ya göçlerinden, yani eski vatan topraklarına dönüşlerinden bahsederken, genelde her zaman, bizlerle aynı akıbeti paylaşan Pomak kardeşlerimizi unutmaktayız. Onlar da bizlerle beraber göçü yaşadılar ve ikinci bir gerçek vatan edindiler. Bizim kimliklerimizde isimlerimizi bir kere değiştirildiyse, onlarınkiler ise yüz yıl içinde en az 12 kere zoraki bir değişime uğradı. 
Şu an, Pomakların gördüğü insanlık dışı bu muamelenin ve ızdırabın boyutunu hiç gözlerinizin önüne getirebiliyor musunuz? Bugün onların Türkiye'deki varlığı birkaç milyonu bulurken ve özgürce yaşayabiliyorlarken, Bulgaristan'daki Pomaklar ise hala, devlet makamı önünde, kendilerinin etniste tanımını kabul ettiremiyorlar. 
Sanki aynı durum Bulgaristan'daki Türkler için geçerli değil? 
Karşımızdaki yüzeysel ve aldatıcı görüntüye baktığımızda sanki Bulgaristan'da her şeyin bir normalleşme sürecine girdiğine inanmak istiyoruz, ama biraz daha derinleştiğimizde önümüze çıkan tablo hala daha çok vahim ve berbat. Günümüzün Bulgaristan'ında , bütün toplumu kapsayan siyasi tutumun kökten bir değişime uğramadığı müddetçe, ülkenin gelişmiş Avrupa ülkelerine ve komşu Türkiye'nin gelişme hızına erişmesi asla mümkün olamaz...
Bir Bulgaristan vatandaşı olarak, bana bugün herhangi bir resmi devlet makamı memuru, benim Türk etnik kimliğine sahip olduğuma dair elime hiç bir resmi belge veremez, adeta buna yasal bir izni, hakkı ve dayanağı yok. 
Biz hala Bulgaristan diye bir devlette Marslı olarak yaşıyor gözüküyoruz...
Son sözde demokratik yirmi yılının bizleri kavuşturduğu nokta işte bundan ibarettir. 
Yani avucumuzda yine bir büyük sıfır var. 
Yine avucumuzu yalamaya devam!
Adeta Bulgaristan'da tek Türkün yaşamadığını bu şekilde kayıtlara düşürebiliriz. 
Aynı zamanda Bulgaristan Devleti, İnsan Haklarıyla ilgili bütün Birleşmiş Milletler Örgütü ve Avrupa Birliği mevzuatlarını çoktan imzasını çaktı. 
Ya çaktı da neler oldu?
Eski totaliter sistemin derin devlet uzantıları, göstermelik ve kendi emirlerine sadık,acilen sözde bir de Türk partisi kurdular.. .
Bu şekilde, eski komünist parti, devlet ve istihbarat nomenklatür ordusu sayesinde bütün Türk Camiası ile alay edilmeye devam edilmekte. Aynı güçlerin direktifinde vaktinde Avrupa Parlamentosu'ndaki sözde Türk partisinin milletvekilleri bebek katili Apo'nun lehine oy kullandılar. Daha eski tarihlerde ise aynı güçler bazı Türk aydınlarımızı PKK kamplarında Rusça eğitmeni olarak görevlendirdiler. 
Günümüzde, eğer Bulgaristan'daki Türklerin Ana dili eğitimi ciddi bir çözüme kavuşamıyorsa, bu ayıp sözde Türk partisinin satılmış militanları sayesinde vuku bulmaktadır. 
Ebeveyilerin bu konuda pasifliğinin arkasında gizlenmek nankörlüktür. 
Bu partizanlık aymazlığı aynı yönde devam ettiği müddetçe, Bulgaristan'daki Türklerin geleceğinin üzerinden karamsarlığın kara bulutları hiç bir zaman kalkmaz. 
Zaten hedeflenen amaç bu değil mi? 
Madem ki, ben bütün diğer etnoslarla beraber aynı eşit vatandaşlık haklarına sahibim, neden o zaman benim oğlum mecburen yalnız devletin resmi dilini öğrenecek ve aynı zamanda Ana Dili eğitimi hakkından mahrum kalacak? 
Sonuçta, benim görevim iyi ve sadık bir vatandaş yetiştirmenin yanı sıra, bunu gerçek bir Türk yavrusu gibi yetiştirmek boynumun borcu değil mi?
Burada güdülen hedef; etnik kimliğinden uzak ve arındırılmış yeni bir homojen topluluk yaratmak. 
Ülkemiz, değişti diyenlere yalnız şunu hatırlatmakta yarar var, günümüzün Bulgaristan Milli Doktirinini hazırlayanların arasında hala o "şanlı akademik" Şükrü Tahir de bulunuyor. 
Hala bu eşekten sorumluyuz yani!
Bu yeni yetme prorus strateglerine göre, yalnız Türk kökenli nomenklatür üyelerinin istikbali açık ve parlak gözüküyor...
Kimlerin saraylarda ve saray yavrularında yaşadığını aramızda herhalde bilmeyen yoktur? 
Ülkemizdeki Türklerin çoğunluğuna ise çoktan Avrupa Birliği standartlarına göre yeni ve katmerli eşek semerleri ısmarlanmış...
Etnik konulardaki son yasal düzenlemeler çok demokratik gözüküyor, ama pratikte hiç birinin uygulaması yok bunların.
Eski totaliter zihniyet unsurlarından kurtulamayan Bulgaristan derin devletinin gözünde, hala Bulgaristan Türkleri bir tehdit ve korku oluşturmakta, bundan dolayı asla onlara Türk kimliği ve ruhu doğrultusunda bir özgürlük yaşantısı sağlanmaması görüşü hakim. 
Geçen gün Prezident Plevneliev yeni ve geçici bir hükümet oluşturdu. 
Siz bu hükümet üyelerinin arasında herhangi bir Türkün, Pomakın veya Çingenenin adına hiç rastladınız mı? Sadece bir etnosun temsilcileri hala, kendilerini diğerlerinden daha üstün, akıllı ve becerikli görmeye devam etmekte.
Buna güpegündüz ırkçılık ve ayrımcılık derler kardeşim!
Bu ülkenin durumu ve istikbali neden bunca kötü çizilmiş sorusunun cevabını sakın benden beklemeyiniz! 
Bundan dolayı Bulgaristan'daki Türklerin her oluşturduğu bir siyasi veya sivil toplum kuruluşunun başında illaki derin devletin piyonları olacak ve bu şekilde bu kuruluşlar daha temelinde başarısızlığa mahküm olacak. 
Halbuki Bulgaristan Türkü'nün tek dileği, kendi öz Memleketinde, diğer etnik unsurlarla beraber, ortaklaşa ve özgür bir şekilde yaşayabilmesidir. 
Derin devlet uzantılarının gayesi ise, bir tek kendi şahsi çıkarlarının korunmasıdır. 
Bir de tavarişt Putin'in!
Böylece bu yanlış politikalar sayesinde Bulgaristan derin bir uçuruma sürüklenmiştir.
Geçenlerde ise Pevski gibi bir oligark ve azılı mafya temsilcisini, yani tescilli bir Türk düşmanını, Avrupa Parlamentosu'nda, Bulgaristan'daki Türklerin temsilcisi yapma gayretine giriştiler, ama sağduyulu AP yöneticilerinin utançtan yüzü kızardı ve acilen bu şahsın asla Brüksel'e gelmemesi talimatını buyurdular...
Tuhaf, komik ve trajik olan bu düşüş ve rezilliğe, en fazla Türkiye'deki bazı göçmen kuruluşları üzüldü! 
Ne yazık ki, Türkiye'deki, kendilerini en büyük sivil toplum örgütü olarak tanıtan bazı göçmen kuruluşları, işte bu sözünü ettiğim eski totaliter güçlerin uzantılarını canı gönülden her zaman desteklemekte ve alkışlamakta...
Bence, bu durumun sağlıklı ve mantıklı bir izahı ve yorumu olamaz! 
Nasıl olup ta, bizler, kendi katillerimizi, işkencecilerimizi, kültürel ve kimlik soykırımcılarımızı baş tacı edebiliriz?
Ya bu göçmen derneği temsilcileri, herhangi bir menfaat karşılığında, kendilerini bunlara satmışlar, ya da herhangi bir tarih ve siyaset bilincinden yoksunlar...
Nasıl olup ta, bir Mümin Gençoğlu gibi Bulgaristan Türklerinin özgürlük savuncusunun fotografı yanı başında eski komünist sistemin ajanlarının fotografları yer alabilir?
Aynı ajanlar vaktinde Viena'daki o toplantıda Mümin Gençoğlu'nu öldürme emri almamışlar mıydı?
Bulgaristan toplumundaki yıllar boyu cereyan eden bazı etnik olumsuzluklar ve kıyımlar, iktidara gelen mesnetsiz ve açgözlü siyasi yöneticiler sayesinde ortaya çıkmıştır. 
Bu arada Rusya'nın kötü etkisi de gözardı edilmemeli. Bulgaristan'daki sadık piyonları sayesinde toplumun önüne her zaman sahte tarih bilgileri ve ideolojiler sunulmuştur. Bunların doğrultusunda yanlış siyasi yöntemlere başvurulmuştur. 
Böylece, sahte ve sözde bir Türk partisi kurularak eski totalitarist sistem en az yarım asır daha ayakta kalmayı hedeflemiştir. 
Şimdilik daha bu esaretin çeyrek asrına katlandık!
Şu an Bulgaristan toplumu hala gerçek tarihini bilmiyor, sahte milli olay ve kahramanların itibarını koruyor. Şimdi ki Kırcaali bölgesinde, Balkan savaşları zamanında Bulgar askeri ve başıbozuğu tarafından yakılmamış Türk köyü bırakılmamış, şehit mezarlıksız mahalle yokken, bugün aynı bölgede bu acı gerçekler hala gizlenmekte ve hala Türklerin bir takım yaptığı vahşetlerden bahsedilmekte... 
Bu açıdan baktığımızda ortada hala devam eden bir Türk ve Türkiye düşmanlığı görmekteyiz. 
İşte bu kin ve nefret duygusu, Bulgaristan toplumunun içini oymakta ve sonucu ne olacağı belli olmayan bir bataklığa sürüklemekte. 
Türklerin iyi niyet ve kardeşçe duygularını bu toplum yanlış asimile ettiği müddetçe, bence bu toplumun akıbeti hayırlı vesilelere ulaşamaz. 
Bugünlerde medya dünyasına bakıyorum ve orada bir Bulgaristan Türk Cumhuriyeti'nin ilanını görmekteyim. Bu ise yeni bir provokasyon girişimidir! 
Bunu hazırlayanlar bir tek Bulgaristan'daki Türklerin düşmanı olabilir! 
Eğer, bunu Bulgaristan'ın eski derin devlet uzantıları yapıyorsa, bu zaten kendilerinin patentli bir yöntemidir ve kendilerine çok yakışır, ama işin içinde Türkiyeli bazı aşırı uçlar varsa, bu yine asla tasvip edilemez bir durum ve düşmanca tavırdan öte geçemez...
Son zamanlarda Bulgaristan'daki Türk kardeşlerimizin kültürel etkinliklerinde belirli bir kıpırdama ve hareketlenme var. 
Birkaç Türk Kültür Derneği kuruldu ve bunlar Türkiye'nin diplomatik misyonunun destekleriyle ayakta durmakta. Buradan, Türkiyeli diplomatlarımızı, halkımızın arasına karışmalarından dolayı tebrik ederiz, ama bence su yüzüne çok yanlış bir uygulama çıkıyor. 
Örnek olarak bir Silistre, Rusçuk, Şumnu veya Varna bölgelerinde çeşitli folklor festivalleri tertipleniyor. 
Bulgar veya Çingene etnosunun bu yöndeki faaliyetlerinin sponsorluğunu yerel valilikler veya belediyeler karşılamakta. 
Aynı uygulama Türklerin kültürel faaliyetleri için de geçerli olmalı. 
Ortaya şöyle bir durum çıkmakta. 
Sözde Türk partisinin baş militanları ülkeyi soyup soğana çeviriyor, kendilerine lüks saraylar ve gemiler alıyor, ama herhangi bir Türk köyündeki folklor şenliğinin sponsoru Türkiyeli diplomatların araya girmesi ile sağlamakta... 
Her kültürel etkinliğimizde Türk diplomatlarını görmekteyiz, ama yerel valilik ve belediye temsilcileri ise ortalıkta hiç gözükmüyor. 
İşte bu da başka bir ayrımcılığın boyutu ve böylece Bulgaristan devletinin kültüre ayrılmış bütçesinden yararlanamamış olmuyoruz mu?
Bu şekilde yeni bütçe hazırlıklarında, Bulgarın Kemençe Çalma Festivali'ne yüklü bir pay ayrılırken, Türkün Saz Çalma Festivali'ne ise bütçeden olanak yok. 
Ne de olsa arkamızda çok zengin ve güçlü bir Türkiye bulunmakta...
Aynı zamanda sözde Türk partisinin liderinin 400 000 avroya kol saati , lüks sarayları ve gemileri var, ama bugün Bulgaristan'da beş bin civarında Ana dilde eğitim gören afacanımızın önünde birer yeni Türkçe Alfabe kitabı yok. 
Yeni Türkçe kitaplar basılmamakta, bunun kanunen yasak olmamasına ramen. 
Tabi ki, bir de ne Bulgaristan'da, ne de Türkiye'de bu kitapların basılması için kimsede sadece 10 000 lira bulunmaması ise başka bir vukuat...
Hepimiz çok fakiriz ve yamalı dır kıçımızdaki don,ama bir göçmen derneği Anadolu'dan kalkıp Kızanlık'ın, oruç tutmayan çingenelerine zengin bir iftar yemeği verebiliyor...
Bulgaristan'nın acilen, demokrasi kurallarının işlediği bir devlet yönetimine ulaşması çoktan şart olmuştur. 
Bir tek o zaman, Bulgaristan'daki Türkler gerçek hak ve özgürlüklerine kavuşabilir. 
Türkiye'deki büyük göçmen camiası kitlesi de bu süreç içinde yalnız doğru olan yolları seçmeye mecburdur. 
Onlar bizlere asıl eğitim ve kültür alanında yardımcı olmalı! 
Komünist Kalfin'e oy vermemiz için, neden Bursa'daki Balgöç başkanı bize çağrıda bulunsun ki?
Hani nerede Bulgaristan'daki kurduğumuz ve açtığımız Türk okullar ve ünüversiteler?
Nerede Türk medyalarımız, yayıncı kuruluşlarımız? 
Bulgaristan'da yüz binden fazla okul çağında Türk kökenli öğrenci var. 
Bunların sadece beş bini yarım yamalak Türkçe yazma ve okuma öğrenmekte!
Ama dediğim gibi, önlerinde birer Türkçe Alfabe'leri bile yok...
Düne kadar ise iktidar sahte ve sözde bir Türk partisinin elindeydi güya...
Demek ki, hükümetler kurabiliyoruz ve sonra onları batırmaya gücümüz de var, ama minik afacanlara Ana Dili'mizde birer kitap almaya gücümüz kıt...
Belli ki bu yönde arzumuz yok!
Arzumuz olsa ne yazar, Peevski ne derse o olur,be agalar...
Üzerimizde dolaşır kara kargalar...

Mümin Topçu