неделя, 31 август 2014 г.

BULGARİSTAN, NEDEN BATTI ?

Bulgaristan Toplumunun çeşitli etnik grupların birleşmesinden oluştuğu aşikar,
fakat sözde demokrasiye geçiş yıllarında bu etnistelerin belirli kutuplaşması ayyuka çıktı.
Başka bir gelişme beklentisinin enayilik olmasına rağmen, öncelikle şunu belirtmekte yarar var.
Güçlü ve istikrarlı Bulgaristan hedefini yakalamak, toplumdaki çoğunluğun arzusu ve seçim reyine bağlı.
Ortadaki güçlü bir siyasi oluşumun eksikliği ise daha uzun yıllar bizleri boş hayal dünyalarında çıplak ayaklarla gezdirecek.
Bulgar kökenli Simeon paşanın DPS'den vekil adayı olması çok manidar ve önemli,
çünkü kendisi diğer çapulcu bozuntularına hiç benzememekte...
Bu ülkemiz siyasetinde yeni bir dönemin işareti olmuyor mu?

Ben her zaman şunu belirtmişimdir;
- DPS, madem ki, iktidar olma peşinde değil, neden o zaman ortalıkta çabalamakta?
Ayrıca ciddi bir niyeti olmuş olsa;
- Neden, kendisini yaratan ve servis eden stratejik gücün evlatlıklarıyla kol kola gürbüzleşmekte?
- Neden doğasına ihanet edememekte?

Nihayetinde, cılız ve acemi iktidarlığını da görmüş olduk!
Simeon paşanın DPS saflarında bayrak sallamasından dolayı mutlu olduk!
Bu, Süleyman Hafızov gibi bir mert in Cumhurbaşkanlığı koltuğunda görmek eş anlamı da değil mi?
Bulgaristan yalnız Bulgar etnistesine ait olamadığına göre...

Bu arkaik düşüncelere neden mi gebeyim?
Yukarıda sözünü ettiğim Bulgaristan Toplumu genelde sağ duyuludur.
Doğruyu yanlıştan ayrıştırabilir cinsten yani...

Ama bazen şaşırtıcı olaylara da tanıklık etmekteyiz.
1989 yılının sonundaki Kırcaali caddelerini hatırlayalım.
Ağır darbe almış, yaralı derin devlet, Agop, Minço ve Garena beslemelerini acımasızca Türklerin üzerine salıvermişti.
Nasıl olup ta bunların zoraki çalınan isimleri iade edilecekmiş naraları gökleri çınlatıyordu...
İade edildi işte!
Bundan mı  battı yoksa Bulgaristan?
Aynı derin devletin militanları günümüzün bataklığına sürüdü hepimizi, hatta hiç ayrımcılık yapmadan...

Şimdilerde Agop teleskopuyla kuyruklu yıldızları seyrediyor.
Garena uslu ve barışçıl bir papaz postuna büründü çoktan.
Minço ise her halde hala sıçan deliğinde gizlenmektedir...

Bu sefer çatlak ses, ordu mensubu bir subayımızdan çıktı.
Simeon paşasına mektup göndermiş.
Eski kumandanından,çok utandığını belirtiyor çünkü,
kendisi güya bütün ordu mensuplarına  ve halkına büyük ihanette bulunmuş.
Bundan dolayı, bu subayımız bir Türkün üniformasına tükürdüğü hissine kapılmış...

Kısır ve güdümlü Bulgar milliyetçiliğin geldiği son nokta bu olmalı!
İleri ki bir tarihte, ülkemizin  Başbakanı bir Türk kökenli vatandaşımız da olabilir.
Bu gayet normaldir!
Bulgaristan'ın bir tek Bulgarlara ait olmadığına göre...
Ama o Türk kökenli Başbakan,
Bulgaristan ordusu mensuplarını selamlarken asla "Merhaba Asker!"demez.
Ağzından, sevgi ve kıvançla bir tek; "Zdraveyte Yunatsi!" sözcükleri dökülür...
İşte bu doğruluk ve gerçek, ülkemiz yeniden Balkanların  Gül Vadisi'ne dönüşür...


Mümin Topçu

BİR DOKTOR NEDİM ANALİZİNDEN ÇAĞRIŞIM VE ÇIRPINIŞLAR...

Dr. Nedim Birinci'nin "Hedef on milletvekili" başlıklı yazısını okudum ve bazı tereddütlere kapılmadım değil.
Bu on  vekil listesi kimlerden oluşacak ve nasıl belirlenecek bir türlü anlamış değilim...
İstanbul merkezli Bultürk derneğinin politik hedefinde, önümüzdeki Bulgaristan seçimlerinde Parlamento'muza on vekil göndermek varmış.
İstanbul'da çoğumuzun bilmediği Yıldırım mahalesinde bulunan bu göçmen derneği acaba nasıl olup ta bunca vekili meclisimize sokacak, ben bunu da bir türlü anlamış değilim, çünkü aday listeler artık hazır ve bunlarda değişiklik olmaz.

Belirli nedenlerden dolayı genelde Türkiye'den en fazla oy DPS'ye çıkmakta.
Geçen gün Zürfettin Hacıoğlu ile Dr.Yüksel Özkan, yine plajları yılan dolu Nesebır bölgesinde pineklemekteydi, oralarda kimlerle görüşebilecekleri ise malüm...
Nedim Birinci adının önünde doktor sıfatı kullanmış, ama Kırcaali'deki dostları, kendisinin bir sağlık memuru olduğunu belirtiyor, yani burada feldşerlik öğrenimi görmüş birisi,umarım ünüversite diploması da almıştır.
Nedim bey, yazısında  resmiyette kaydı bulunmayan bir Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi'nden de bahsediyor.
Ona göre bu merkez üç yıldır faaliyetteymiş, ama merkezin logosunda 2013 yılı yazmakta...
Bu araştırma merkezi doğal olarak bizi ilgilendirir, hem de çok, çünkü biz hala doğduğumuz topraklarda yaşamaktayız ve yarınlarımız için çok endişeliyiz, bundan dolayı karşımızda ciddi muhataplar görmeyi arzularız...
Kimler tarafından kuruldu, yöneticileri ve çalışanları kimler, tam olarak adresi neresidir bu merkezin, bir de finasörleri kimlerdir?
Biz nasıl ulaşabiliriz bu merkeze, medya olarak okuyucularımızı aydınlatmak isteriz, çünkü Nedim Birinci'ye göre bu merkez başarılı çalışmalar yürütmekte ve yönetiminin "büyük davamızda" katkıları bulunuyormuş.
Bunlar kulağa güzel gelen ifadeler, ama biz Bulgaristan'da yaşayanlar gerçek hayatımızda ne bir büyük davalara,ne de büyük bir başarılara tanıklık etmekteyiz.
Daha sonra sayın Nedim Birinci, derneklerimizin öncülüğüne güvenelim diyor.
Tamam be güzel kardeşim, ama biz bu çağrınıza nasıl güvenç ve inanç bağlayalım.
Zürfettin Hacıoğlu ve Dr.Yüksel Özkan çevresinde kutuplaşmış göçmen dernekleri her zaman olduğu gibi DPS menfaatleri namına adeta Ciguli misali göbek atmakta, biz artık adeta korkar olduk, bunlar bu malum ajan partisinin bir malubiyetinden sonra, herhalde Edirne'deki popüler Meriç köprüsünün üzerinden, kendilerini o pis suların üzerine doğru sallandırır.
Ana Vatan Türkiye'miz de bugün yaklaşık yarım milion çifte vatandaşımız barınmakta, ama şanlı derneklerimizin sağladığı oy ise 50 000 geçmemekte. Demek ki, göçmen camiasının arzu ve istekleri doğrultusunda adım atmamakta bu göçmen derneklerimiz ve çoğunlukta can kardeşlerimiz bunları asla iplememekte...
Bunca yıldır uzaktan göçmen derneklerimizi takip etmekteyim,bunlara Bultürk'te dahil.
Yakın zamana kadar bu dernek aktivistleri için Ahmed Doğan ve partisinden iyisi yoktu!
Sonrasında Boyko ve Karayançeva ile sarmaş dolaş oldular!
Vejdi ile Galata köprüsün üzerinde  puro tüttürdüler!
Bir ara Moskova talebesi Sali Şaban'ı bile naftalinden çıkarıp başımıza Cumhurbaşkanı ilan ettiler!
Geçen ki seçimlerde ise "Göçmen camiasının lideri Güner Tahir'dir"demeçleri vermediler mi?
Birinci'nin son yazısından anladığımız kadarına DPS ve Reformcular'a oy vermeyecekmişiz!
Ama nedense başka kime oyumuzu  vereceğimiz belirtilmiyor bu, çünkü kendisi ve çevresi de bunun cevabını bilemiyor, ama politik hedeflerinin arasında on vekil kazandırmak olduğunu ısrarla belirtmeyi unutmuyor.
Ayrıca yalnız ismi durmadan bir yıldız gibi parlatılan bu derneğimizin Bulgaristan siyasetine aktif katkısı varmış.
Bunun da gerçeklerle pek bir bağlantısının olmadığını düşünüyorum.
Ama Nedim Birinci ısrarla Bulgar hükümetine, hem de Türkiye'ye çözüm aramakta, işbirliği yapılacak partiyi  ve hedef belirlemekte öncü olduklarını vurgulamakta.
Bir nevi bunlar Boyko'nun, Sergeyço'nun, Ahmedço'nun ve Tayip beyin üzerinde kol kanat germe mertebesine ulaşmışlar,ama yalnız bizim bundan haberimiz olmamış...
Bultürk gibi örgütler BSP-DPS- Ataka ortaklığını  da iktidardan güya indirmişler.

Burada artık "çüüüş"derim ben!
Ayrıca benim gözüm bu "stratejik analizi" pek tutmadı.
Ve biz bu sulu ayrandan içmeyelim, karnımız tok...
Ne yazık ki, ülkemizde siyasi istikrarsızlıklar devam etmekte!
Madem ki, göçmen dernekleri bizim menfaatlerimiz doğrultusunda bu kadar cehendem ateşi ve azabı içinde çırpınıyorlar, seçimlere beş kala, vekil adayı listeleri çoktan belirlenmişken, Parlamento'da "soydaş milletvekili grubundan"bahsetmekte neyin nesi oluyor?
Hiç siz, bulanık sudan oltayla balık avlandığını gördünüz mü? Ben görmedim!
Bazılarının hayal gücü fazla olabilir, bizler de buralarda geri zekalı olmadığımıza göre, Nedim Birinci'nin yazısının finalinden şunu anladım.
O, oyumuzu çöpe atmamamızı tavsiye ederken, dernek başkanlarının öğütlerine de kulak veriniz diyor.
Demek ki, Zürfettin'in ve Özkan'ın adamları ne derse buna göre hareket edeceğiz!
Yani bizim Mestanlılı "yiğit oğlan" Lütfi'nin takım elbisesinin tozunu üflemeye devam edeceğiz, ancak bu şekilde gömleğini süsleyen kırmızı apoletleri de okşamış olacağız...

Vallahi de Billahi de, çok iyi ve isabetli bir "stratejik analiz" yapmışsın Nedim Birinci!

Rafet Ali,
Kırcaa



HEDEF 10 MİLLETVEKİLİ


Politik hedefimiz Bulgaristan seçimlerinde Sofya parlamentosuna 10 milletvekili göndermektir. Seçimler, 5 Ekim 2014 günü, hem bütün Bulgaristan’da, hem de Türkiye de aralarında olmak   üzere, dış ülkelerdeki Bulgar diplomatik temsilciklerimizde ve özel açılacak seçim bürolarında yapılacaktır. Seçimler, Kurban Bayramına rastladığından dolayı, bizler için o gün biraz Bayram telaşı olsa da,  hepimiz mutlaka katılmak zorundayız. Oyumuzu vermeliyiz. Bir önceki 2009 genel seçimleri göz önünde bulundurularak Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdi de yine 126 seçim merkezinde oy kullanılması öngörüldü. Fakat bu geçici bir karar. Verilen dilekçelere göre değişecektir. Sandık sayısı artabilir. Bu konuda son karar 9 Eylül günü alınacaktır. Sandık sayısı yapılan müracaat ve kayıtlara göre, hiçbir kısıtlamaya tabii tutulmadan, bir daha hesaplanacak ve son tespit yapılacaktır.


Dikkat edilecek bir nokta:


2014 parlamento seçimlerine T.C.’deki soydaşlar arasında olağanüstü büyük bir ilgi gözleniyor. Her gün Konsoloslukların önü seçim kaydı yaptırmak isteyenlerle dolup taşıyor. Politik aktifliğin hele ilk kez oy kullanacak gençler arasında yüksek olması çok memnuniyet vericidir. 126 seçim bürosunun şöyle bir 30 sandıkla artması bekleniyor. Bulgar seçim yasalarına göre, önceden belirlenen merkezlerden uzakta bulunan, bir yerleşim yerinde 20 kişinin seçime katılmak için dilekçe vermesi, yeni bir seçim merkezi açılması için yeterli sayılır. Bulgar Seçim Merkezi kararına göre seçim günü 8 saat sürecektir. Bir günde bir sandığa en fazla 850 – 900 kişi ov atabilir. 2009’da bazı sandıklarda 1500 seçmen soydaşın oy kullanmıştı. Rakamın büyüklüğü dikkati çekti. Bulgar Yasa ve Adalet Partisi RZP) Başkanı Y. Yanev’in Yüksek Mahkemede itirazda bulundu. Bu nedenle, kimi sandıklardan alınan sonuçlar sayılmadı. Şimdi daha fazla seçim sandığı açılması istekleri İzmir, Bursa ve İstanbul gibi mega merkezlerde artarken, lütfen herkes seçim listelerinde isim ve adresinin doğru işlenip işlenmediğine dikkat etsin. Sandık başına kimlik veya pasaportla gidiniz.


İlk kez oy kullananlar ve yaşlılar.


18 yaşına basmış olan her Bulgaristanlı soydaş oy verip seçme hakkını kullanabilir. Daha önce seçime katılmamış gençler seçim büro ve komisyonlarında görev alamaz.


Bu seçimde soydaşlarımızın en az 130 bin oyla 10 milletvekilini Sofya parlamentosuna göndermesi bekleniyor. Oy kullanmanın üst sınırı yoktur.


Bizim oylarımızla kim milletvekili oluyor:


Bu seçimde 43. millet meclisini seçeceğiz. 2009’daki olağan seçimde Türkiye’den gelen oylarla 5 HÖH – DPS milletvekili ve 1 de GERB milletvekili seçildi. Oyların hepsi Sofya’da kullanıldı.. Şimdi soydaş oylarının hangi illerde ve nasıl kullanılacağı henüz açıklanmadı. 2009’da HÖH partisi Türkiye derneklerinden yükseltilen Türk milletvekili adaylarının Sofya meclisine girmesine engel oldu. Bu oylarla kendi listesinden 5 Bulgar milletvekili çıkardı.


Vatanlarındaki politik yaşama, ağır sosyal ve mali bunalım sorunlarının çözümüne ve iki ülke arasındaki işbirliği ve yardımlaşma kapılarını daha da geniş açmaya katkıda bulunmak isteyen adaylara bu defa şans tanınmalıdır.


Oylarımızla delege edeceğimiz milletvekillerinin başlıca ödevleri:


Bu seçimlerin hem soydaşlarımızın kendi sorunlarının çözümüne hem de Bulgar Türk ilişkilerinin yeni daha semereli ve herkese yararlı bir düzeye taşınması açısından büyük önem taşıdığı biliniyor. Soydaşlarımız Bulgaristan’da kalan evlerine ve diğer taşınmazlarına sahip çıkarken, aynı zamanda demokratikleşmeyi seçen Bulgar toplumuna hak ve adalet, özgürlük ve eşitlik temin etme davasında yararlı ve faydalı olmak istiyor.


HÖH listelerindeki durum:


2014 parlamento seçimlerinde, Hak ve Özgürlükler Partisi HÖH-DPS listeleri açıklandı.  Bütün ülkede liste başı yalnız 2 Türk var. Biri Lütfü Mestan diğeri de İsperihli Ahmet Ahmet. Bu partinin Türklük ve Müslümanlığa madden ve ruhen yüz çevirdiği bu seçimlerde de ortaya çıkıyor. Ülkemizde özgün Türk kültürünü, diğer etniklerin öz kültürlerini geliştirerek, İslam dinine bağlı yurttaşlara daha büyük saygı gösterilmesi sayfasını da kapatan HÖH partisi kadrolarının Türklerden, ne Müslümanlardan ne de soydaşlarımızdan oy istemeye yüzü yoktur. Bu parti çilekeş halkımızın sorunlarını, dertlerini, geleceğini unutmuş ve çizmiş bir partidir. Politikayı halkın menfaatlerini savunmak için değil, mafyotik-oligarşi-hırsızlarının çıkarları için yürütüyor. HÖH’te liste başları yerli ve yabancı oligarşi aracıları: Daniel Peevski,  general Simyon Simyonov,  Kostenbrotlu İliya İliev, Nikolay Tsonev v.s.v.s  HÖH-DPS liste başıdır. Bu insanlar sizin, senin benim oyumuzla meclise girmeye yalakalık yapıyorlar. Bizi bu kişiler temsil edemez. Onlar ne bizim iyi ne de kötü günümüzde yanı başımızdaydı. Arkamızdan hesap kitap yapılıp iş çevrilmesi yolunu birlikte keselim. Şartlarımızı kabul etmeyene bir oy yok. Bu partinin bu defa da Türklerden ve Pomaklardan dava uğruna oy alması değil, kalaycı ve burguculardan dalavereye devam etmesi için daha fazla oy satın alması bekleniyor. İşlerin iç yüzü budur.


Avrupa ülkelerinde HÖH-DPS partisine oy verip oligarşi temsilcilerini, mafya babalarını, hapis kaçaklarını, parlamentoyu otel sanıp 1 yıl uyuklayanları seçmek istemiyor. Bu oylarla son seçimde milletvekilli olanlar (5 kişi) hiç biri hiçbir defa soydaşlarımızı aramadı, sormadı, derneklere uğramadı, AB’de çalışan işçilerimizin problemini sormadı, hiçbir sorunumuzla ilgilenmedi.


Bulgaristan’daki ana sorun:


Bu seçimle çözülmek isteyen ana sorun mafyanın ve oligarşi kenelerinin devlette ve yürütmeden atmak olsa da mümkün olmayacaktır. Parti listelerini parti merkezleri belirledi. Halkın gösterdiği milletvekili yok. Liste başlarını kimse değiştiremez, onlar Ekim ayından sonra devam edecek olan politikaya atanmış gibiler. Liste başından indirilmelerine ve yerlerine yeni birisinin gösterilmesine % 51 ol gereklidir. Bunu da kimse bu günden sonra artık kimse toplayamaz, çünkü liste değişikliği için oy kullanan kişi, seçim günü oy kullanma hakkını yitirir. Kullandığı en çok seçim dalavereleriyle devlet içine en fazla asalak yerleştiren HÖH – DPS partisidir. Plamen Oreşarski hükümetinde Maliye Bakanı olan ve burnunun dibinden 3 milyar 700 milyon leva çaldıran Petır Çobanov HÖH-DPS’den liste başı gösterildi. Bizim oylarımızı kullanıp kendine uygun kişileri milletvekili gösteren HÖH-DPS, Bulgar dili profesörü Maryana Georgievayı yine soydaş oylarıyla Sofya’dan milletvekili göstermek için liste başı yapmıştır. Tüm derneklerin bu konuda uyanık olmaları zamanı gelmiştir. Soydaşlarımız Ahmet Doğan ile Lütfü Mestan tarafından kim ne hesaplarla hazırlanmış listelerden tanımadığımız kişilerin milletvekili seçilmesi için oy vermek istemiyor. Bu gidişle Bulgar devletini çökerten oligarşi hırsızlarını biz kendi oylarımızla iktidara ve politikaya taşımız oluyoruz ki, bu çok tehlikelidir. Satır döner sap döner ve oy kullanma hakkımızı, en yasal hakımız olsa bile kaybedebiliriz.


Bildiğimiz kişileri, öz temsilcilerimizi seçelim.


Bu seçimlerde de Türkiye Cumhuriyetinden gelecek olan oyların hangi seçim bölgesinden kimi parlamentoya götüreceği hala bilinmiyor. Biz bu oylarla seçilecek olan temsilcilerimizin Türk ve Müslüman etnik grubundan, aydın, halkımızın bildiği ve tanıdığı yüksek öğrenimli ve sosyal aktif kişiler olmasında ısrarlıyız. Adaylarımızın seçmenimizin göstereceği kadrolar olmasında kesin kararlıyız. HÖH-DPS partisinin bizim oylarımızla hiç tanımadığımız, görmediğimiz, adını işitmediğimiz ve bizim sorunlarımızı bilmeyen ve onlarla ilgilenmeye niyeti olmayan kişileri milletvekili yapmasını kabul edemeyiz. Bu çözüm bu defa bize dayatılamaz. Biz bu defa aday listelerimizi politik partilere kabul ettirmeliyiz.


Adaylarımızın başlıca ödevleri:


Soydaş seçmen,  karma bölgeler adıyla bilinen Türk ve Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı köy, kasaba ve şehirlerin sosyal ve ekonomik, sağlık ve eğitim sorunlarını yakından tanıyan ve bu alanlardaki sorunların çözülmesinde aktif rol oynayacak yüksek öğrenimli, uzman, nüfuslu genç kişiler olmasında ısrarlıdır. AB fonlarının karma bölgelere akması yollarını açmak uğruna çalışmalıdırlar. Bulgaristan Türk ve Pomaklarının üretim biçiminin yenilenmesi, daha verimli, daha uygun üretimler celbe dilmesi olanaklarını araştırmalıdır. Türkiye ile Bulgaristan arasında daha sıkı ve verimli işbirliği ve yardımlaşma projeleri geliştirme öncelikli vazifelerinden olmalıdır. Oyumuzu, parti listelerine alınmış,  işten anlamayan, hayat hedefleri bizimkilerle örtüşmeyen, tanımadığımız bilmediğimiz karanlık kişilere vermek istemiyoruz.


Derneklerimizin öncülüğüne güvenelim:


Soydaş problemlerini Bulgaristan’daki kardeşlerimizin sorunlarıyla bir bütün halinde BULTÜRK kültür ve hizmet derneği konularında işlenen ve geliştirilen güncel ve uzun vadeli konular seçim işlerinde, oy kullanmada, isabetli seçim yaparken dikkate alınmalıdır. Bize bizden başka yardım eden yoktur. 25 yıldan beri oylarımız boşa gitti. Reformcu Blok partisi liste başlarından aday gösterilmeleri için 100 bin, ikinci adaylık içinde 70 bin leva para istiyor. HÖH lideri A. Doğan bizim oylarımızı 25 yıldan beri sattı. Bu gidişe dur deyen, halkımızı bilinçli oy kullanmaya davet eden BULTÜRK derneğidir. Bizi düşünmeyenleri düşünmek zorunda değiliz. Saraylarda yaşayanların bizim sırtından yılda 3 milyon leva koruma parası ödemesine daha fazla tahammül edilemez.


BULTÜRK’ün Bulgar politikasına aktif katkıları:


Ortak çözüm yolu arayan, amaç tespitlerini sosyolojik araştırmalara dayandıran, hem Bulgar hükümetine hem de Türkiye’ye faydalı çözüm aramada öncü olan BULTÜRK kültür ve hizmet derneğinin özverili ve akılcı çaba ve önerileri aday gösterme, işbirliği yapılacak partiyi belirleme, öncelikli problem belirleme, hedef belirleme gibi işlerdeki deneyimleri ve öngörüsü dikkate almalıdır. BULTÜRK gibi sivil toplum örgütleri, 2013’de Sofya’da etkinliklerini yoğunlaştırarak ülke problemlerini kucaklayamayan BSP-HÖH-ATAKA ortaklığını iktidardan indirdiler. Bugün Bulgaristan’daki sosyal ve politik durum her zamankinden ağırdır. Politikayı hayat yolu yapanlar 5 Ekim 2014 seçimlerinin de ülkeyi içine düştüğü ve son kalelerini de çökmekten korumakta güçlük çeken ülkenin sorunlarını sıçramalı çözebileceğine inanmıyorlar. En emin sosyolojik ve politik analizler bu seçimleri hiçbir Bulgar partisinin kazanamayacağını, sosyalistler ve HÖH-DPS tarafından temsil edilen sol kanat içindeki çelişkilerin çok derinleştiğini ve artık birbirinin yüzüne bakamayacak duruma geldiklerini kanıtladı. BG stratejik araştırma merkezi yayınlarında bu tespit ve öngörüler her defasında zamanında sizlere iletilmiştir. Bulgaristan hakkında doğru karar vermek için, BULTÜRK yayınlarını mutlaka izleyiniz.


Geçiş Dönemi bir çöküş dönemi olarak sona ermek üzeredir.


Zamanını doldurmuş ve modern politika sahnesinden ve Bulgaristan politikasından hiçbir iz bırakmadan bir sis gibi kalkıp gitmeleri için çanların çalmasına karşın, ayak direyenlerle iş olmayacağını hayat gösterdi. 25 yılda 2 fabrika yapamayan politik parti ve güçlerden reform, dönüşüm, yenileşme ve ilerleme beklemek yalan olur. Halkın içinde bulunduğu sefillik çukurunun daha derini ve başka dibi yok. Köyler insansız, tarlalar sürülmeden, sürüler çobansız kaldı. Daha da kötüsü memleket insansız kalıyor.


Sağ kanattaki durum:


Avrupa Halk Partilerinin Bulgaristan’daki sağ kanat temsilciliğini yapan B. Borisov’un GERB partisi de bu seçimleri salt çoğunlukla kazanıp tek başına hükümet kuramayacaktır. 240 milletvekilli mecliste tek başına hükümet kurmak için 121 oy gerek. GERB partisinde bu kadar yüksek sıçrayabilecek potansiyel yoktur. Ona yamak olarak, birçok küçük ve yerel partinin birleşmesinden oluşan Fransa sağ kanat örneği dikkate alınarak düşünülen Bulgar Reformcu Blok – ortaklığı ile sağdaki ana güç olan GERB arasından kara kedi geçti. 5 küçük partiden oluşan Reformcu Blok, GERB tarafından yutulmaktan korkuyor.


Milliyetçi Cephe heveslileri:


Seçime bir ay kala ortada milliyetçilik kanı keskin bir cephenin sesi duyulmaya başladı. Türk düşmanı “Skat” TV sahibi tarafından yönetilen, Barekov’un “Sansürsüz Bulgaristan” ve Makedon milliyetçilerinin (VBRO) partisi voyvodalarını bir araya toplayan bu cephenin iki ana politik ilkesi var: 1) Türklerin Partisi olan HÖH –DPS yi iktidardan uzaklaştırmak. 2) Türkiye Cumhuriyetini Avrupa Birliği’ne girmesi yollarını kesmek. Bulgar devleti çökmüş, ama içindeki milliyetçi benciller, “ben olmazsam o da olmasın” inadından kurtulamıyorlar.


Bu bocalama Büyük Millet Meclisi ile noktalanabilir.


Bulgaristan’da 5 Ekim 2014 seçimleri’nin ülkede herhangi bir değişikliğe neden olacağına inanalar bir elin parmakları kadar azdır. Herkes daha şimdiden, Şubat 2015’te yeni genel seçim olur mu hesaplarına dalmış. Bazıları ise, işler birkaç seçimde daha tosların da BÜYÜK MİLLET MECLİSİ seçimi yapalım ve ANAYASAYI değiştirelim hayalini gerçekleştirme kurgularına dalmıştır.


Soydan vekilleri göreve çağırılıyor:


Biz Bulgaristan Türkleri, Müslümanlar, soydaşlarımız ve dış ülkelerde çalışan işçilerimiz için bu seçimler de çok önemlidir. Bu genel seçimde biz soydaş dernekleri 10 milletvekili üzerinde anlaşıp oylarımızı veriyoruz ama bizim oylarımızla işte bu listedeki vekillerimiz meclise girip bizi temsil edecekler derken çok ısrarlı olmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek biz ilk kez olmak üzere, Bulgar parlamentosunda ilk kez bir SOYDAŞ MİLLETVEKİLİ GRUBU oluşma imkânı belirecektir. Bu grup politik duruma göre hareket edecek ve hak ve özgürlüklerimizi savunmada ısrarlı olacaktır. Bu grup üyeleri Bulgaristan Türk ve Müslümanları arasında da çok aktif ve etkin rol oynayabilirler.


Türkiye politikasının etkileri:


            28 Ağustos günü R. Tayyib Erdoğan’ın T.C. Başkanı görevine başlaması ve Dış işleri Bakanı Ahmet Dağutoğulu’nun da Ak Parti Başkanı ve T.C. Başbakanı seçilmesi ve TENİ BİR TÜRKLİYE YARATMA MÜCADELESİNİN FİİLEN BAŞLAMASI Bulgaristan’ı da alabildiğine etkiledi. Soydaşlarımız ve Bulgaristanlı Türk ve Müslümanları Türkiye örneğinde toplumu değiştirme, uzlaşma, anlaşma, iş ekmek ve güven yolunun seçimden geçtiğini artık iyi öğrendi.  İnsanlarımız demokraside seçimin önemine inandı. Soydaşlar arasındaki aktiflik ve katılım azmi buradan güç aldı. Türkiye’nin olumlu örneklerini, birikimlerini Bulgaristan2a taşıyacak gücün kendileri olduğuna da inandılar. Bununla beraber, yeni Başbakan A. Davutoğulu Kurultay konuşmasında Rodopları anmakla, insanlarımıza selam göndermekle hepimizi yüreklendirdi ve arkamızda büyük Türkiye olduğu inancımıza güç kattı. Bu bakıma, Türkiye’yi istemeyen, Türkiye’yi görmezlikten gelen ve hiçe sayan HÖH lider ekibi, Türk milletinin ortak büyük atılımından kendini bir daha dışlamış oldu. Bu durumda, bizim 10 kişilik bir soydaşların seçilmiş temsilcilerinden oluşan milletvekili ekibi olarak, HÖH-DPS bağlılığımız kalktı, uygun bulduğumuz partinin içinde çalışmalarımızı sürdürebiliriz. Zaten kimseden bir beklediğimiz de yok.          


Son Sözler


5 Ekim 2014 Kurban Bayramına rastladı. Hayırlara vesile olsun. Oyunuzu Türkiye’de yada Bulgaristan’da kullanırken, dereye çöp atar gibi atmayın lütfen, dernek başkanlarının, seçim komisyonlarının öğütlerine, tavsiyelerine kulak veriniz. Biz bu işlere birlikte başladık ve birlikte olmaya devam edelim. Mücadele ortaktı, seçim hepimizindir.


Başarı temennilerimle.
Dr.Nedim  Birinci,

BG Haber

петък, 29 август 2014 г.

IŞILDAYAN BURSA, MOLOZLAR KENTİ İZMİR...

Altı aydır ayda bir defa iş gereği Bursa'yı ziyaret ediyorum. Bilmeyenler için Kırcali - Bursa arası yolculuğu biraz aydınlatmakta yarar görüyorum. Normal yolculukta valizini otobüsün bagajına emanet eder, elindeki poşeti yanına alır ve yerine yerleşip etrafına mal mal bakar hareketini beklersin. Benim sözünü ettiğim yolculuk biraz farklı. Atıyorum, otbüsün hareket saati sabah sekiz. Saat yedide otobüsün bagaj bölümü acılıyor ve otomobiller, minibüsler, yayalar durmaksızın çeşitli çap ve ebatlarda valizleri bagaj bölümüne yerleştiriyorlar. Orası kesmiyor, otobüsün içi de bagaj bölümüne dönüşüyor. Sekizde hareket etmesi gereken otobüs nihayet dokuza çeyrek kala Razgratlıların deyimi ile hızlanıyor. Bir zaman sonra sınıra yaklaşıyoruz. Otobüsümüz bu defa ihtiyaç molası için bir marketin önünde duruyor. Alış verişte hızını alamayanlar markete hücum ediyor ve raflarda mastikalar, üzüm rakıları otobüsün gizli zulalarına yerleştiriliyor. Bulgar tarafı gerekli işlemleri yaptıktan sonra, patates, soğan, kabak,domuz eti salamı ve yeterince miktarda alkohol yüklü otobüs Ana Vatan topraklarına yanaşıyor. Herhalde vatanın gönlü hoş olsun diye olacak bu defa da orada bulunan alış veriş merkezi istila ediliyor ve yine rakılar ve sigaralar bölümleri boca ediliyor. Sonrası ne mi oluyor? Vallahi çok anlatmak istiyorum ama ne yazık ki dilimizdeki mevcut kelimeler yetersiz kalıyor...
Şimdi biraz Bursayı ele almak istiyorum. Benim göz ağrımdır Bursa. Nilüfer çiçeğimdir. Benim şanlı geçmişim ve mihenk taşım. Ulu Cami ve etrafı gurur kaynağım, çınarları ise dik duruşum. Osman Gazi'nin mekanında nefesim tutulur. Hele hele Tophane'de bir çınarın gölgesine oturup çay yudumlamak ve Bursayı seyretmek... Bursa çok güzel ve modern, işin iyi yanı idarecileri bu kentimizi seviyorlar. Tarihi mirası restore edip ve yeniden yaşatmak arzuları, artık gözle görülür bir başarı. Bir sözle ifade etmek gerekirse, Bursa yaşanacak bir şehir.
Bursa'dan İzmir'e yön tutuyoruz. Yol mükemmel. İlk şehir Balıkesir. Tertemiz pırıl pırıl bir şehir. Akhisar,sonrası Manisa. Ovası ve yol boyunca gördüğümüz uçsuz bucaksız üzümler, kavunlar... Almış başını bir bereket gidiyor ardına bakmadan. Ve İzmir'e geldik. Akdeniz'in incisi, fakat girişte denizi göremediğimden olacak, yol kenarları bakımsız, bel boyu kuru otlar, boş arsalarda moloz yığınları, gelişi güzel yapılmış iş yerleri. Yaklaşık yirmi kilometre kadar aynı manzara hiç değişmiyor. En sonunda akrabalarıma ulaşıyorum. Sohbet esnasında İzmir konusunda düşündüklerimi söylediğimde, iki düzüne kadar akrabadan tekinin bile benimle mutabık kalmadığını gördüm. Hepsinin ortak görüşü, İzmir'in derli toplu temiz bir şehir yönünde olmasıydı ve Kocaoğlu adam gibi yöneticiydi. Garibanın birine fakirliğin ne kadar sürer diye sorduklarında yedi yıl demiş. Pekiyi, ya sonrası diye sorduklarında, alışır cevabını vermiş, İzmirliler de alışmış herhalde bu kötü duruma... Unutmadan, belli mi olur, belki bu yazımı AKP'liler okur.Onlara tek tavsiyem; - Sakın hiç bir seçimde İzmir'e uğramayın! Yirmi tane 89' göçmeni akrabam arasından üçü TKP'li ve gerisi CHP'li...
Seksenler dizisindeki Fehmi'nin deyimiyle; " Düşündükçe sinirleniyorum, sinirlendikçe de düşünüyorum...


Cevdet Şahin

четвъртък, 28 август 2014 г.

LÜTVİ MESTAN'IN CANI CAN DA, BU KARDEŞLERİMİZİN Kİ PATLICAN MI?

(Seçim öncesi Kırcaali diyarı manzaraları - Bir  fotoreportaj)
Bugün sizleri bölgemizin bazı köy ve insan manzaralarıyla tanıştırma arzusundayız. İlk fotograf  Kırcaali'nin girişinde bulunuyor ve dostluk namına çekildi, ama bu dostluğun bizler için semeresi çok ağır ve acı oldu.Böyle dostluklar ve siyasi partiler olmaz ola!


 Bu fotograftaki köy Sekirka, başı bükük çeşmeden su dolduran ise köyün meyhanecisi olan Hamid bey.700 kişi yaşıyormuş vaktinde bu köyde,şimdi ise ya var,ya yok 50 hane.Görüştüğümüz bu köyün sakinleri artık ne bu devletten,ne de DPS'den bir umut ve beklentileri var...
 Ne köylerimizde, ne de il merkezimizde iş bulunuyor,Boşuna dememişler,iş (kız) isteyeni dokuz köyden kovuyorlarmış diye.

Şaka bir yana,ama durumlar çok kötü ve berbat.İşsiz,güçsüz,parasız kalan  kızlarımız köylerden,ailelerinden kaçıyorlar ve Kırcaali sokak ve kefelerinde sarhoş masalarında meze olmaktan kurtulamıyorlar.Zengin Türkiyeli macır delikanlısı gelsin de bir kafecik ısmarlasın diye boş masalarda bekleyen çok sahipsiz kız var. Çoğu "otçu" bu kızlarımız!Yarınları şimdiden çalınmış kızlarımız.Bu kızlarımızın oyunu ne yüzle isteyeceksin Mestanlılı Lütvi aga beyciğim?

 Lülyakovo köyündeyiz,ama kendimizi Kırcaali barajının içinde yüzüyormuş gibi hissetmekteyiz.Bu gözü nemli teyzeciğimizin  acaba derdini ve gamını anlayacak var mı?Lüks ve klimalı otolardan inmeyenler ne gezer buralarda.Bir de bunlar neyi bilirler?

 Koşukavak'ta bir köy kahvesi.Avrupa Birliği bir modern ülkesinde bir antik çağdan kalma kafe.Kendi kendine gülmekte disident Mustafa Mert.Halkımızın bu büyük sevinç ve mutluluğu için tam iki yıl boyunca falakalarda dayak yemiş kendisi.O,akıllı,ama bizim DPS purfesorlarına ne demeli?


Bu katırlı kardeşlerimiz tam 15 km yol alıyorlar,Rusalsko köyünün merkezine gelip te ailelerine  erzak almak için.Acaba Lütvi Mestan hayatında hiç bir zaman 15 km.yürüdü mü?Onun canı can da,bu kardeşlerimizin ki patlıcan mı...

понеделник, 25 август 2014 г.

EDİRNE'DE GENÇ YETENEKLERE EĞİTİM SUNULDU

Uzun yıllar uygulanan baskı ve yasaklardan sonra, Bulgaristan Türkleri'nin kültürel yaşantısında son zamanlarda belirli bir canlanma hissedilmekte. Şumnu, Kırcaali, Rusçuk, Burgaz ve Varna gibi kentlerde faaliyet gösteren Türk Kültür Dernekleri ve bir çok başka yerel Kültür Ocağı'nda, unutulmaya yüz tutmuş zengin folklor geleneklerimiz ve başka çeşitli sanat dalları hayat bulmakta. Kültür Bakanlığı, yerel valilikler ve belediyeler bu tür kültürel faaliyetlere her zaman yeterince finansal kaynakça bulamazken, imdada komşu ve kardeş Türkiye Cumhuriyeti'nin çeşitli resmi kurumları yetişmekte.

Geçen hafta serhat şehrimiz Edirne'den yine güzel bir haber aldık. Geleneksel "Akademi Rumeli 2" etkinliği çerçevesinde, 8 ülkeden 150 üstün yetenekli öğrencinin 25 sanatçıyla bir araya geldiği etkinlik başarıyla sonuçlandı.

Osmanlı coğrafyasından gelen 150 öğrenciyi karşısında görmekten mutluluk duyduğunu belirten Edirne valisi Dursun Ali Şahin;
"Milletlerin kaderi üzerinde yaşadıkları coğrafya ile belirlenir. Balkan coğrafyasının bir parçası olan Edirne, zor günler geçirdi. O zora karşı hürriyetler kopara kopara, dayana dayana alındı. Onlarda yeterli değil. Bugün, 10 sene, 15 sene öncesine kadar bir Balkan coğrafyası yoktu karşımızda. Artık sesini duyurabilen, kendisinin Türklüğüyle övüne bilen bir coğrafya var. İşte bizde o coğrafyanın ismini telaffuzla övünüyorum, onlarla gurur duyuyoruz" diye konuştu.

Yurt dışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül ise 150 öğrencinin farklı ülkelerden gelse dahi aynı kültürü ve aynı geleneği bilen insanlar olduğunu ifade etti. Öğrencilerin ülkelerine Türkiye'den selam götürmesini isteyen Bülbül, "Yeni cumhurbaşkanımızdan yeni başbakanımızdan selamlar götürün. Konya'dan Hazreti Mevlana'dan gittiğiniz yerlere selamlar götürün. Kırşehir'den Ahi Evran'dan selamlar götürün. İstanbul'dan, Fatih'ten, Kanuni'den selamlar götürün" şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından 150 üstün yetenekli öğrenciye ve 25 sanatçıya sertifikaları verildi. Kapanış dolayısıyla Sanatçı Erol Büyükburç ve Balkanlı sanatçılar konser verdi.
Yunanistan, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Romanya, Gagavuzya, Kırım ve KKTC'den gelen 17-25 yaş arasındaki öğrenciler, edebiyat, düşünce, müzik, güzel sanatlar, tiyatro ve sinema gibi alanlarda bir hafta boyunca eğitim aldı.


Jale Filibeli  dombira.eu

неделя, 24 август 2014 г.

DALAVERECİ VE DÜZENBAZ KARANLIK TİPLER VEKİLLİĞİMİZE SOYUNURKEN...

İşi ve gücü bertaraf ettik çoktan.
Durmadan seçimlerle, hükümet kurmalarla, deputat adayları belirlemekle meşkülüz son yıllarda.
Orantısız, değişmez ve kısır siyaset üçgenin ortasında bir türlü dengeyi tutturamıyoruz.
Bir sağ tarafımızla kucaklaşıyoruz, bir sol yanımıza öpücük konduruyoruz...
Şimdi sıra sağda!
Sonra ise sola gelecek!
Kaçışı ve alternatifi yok yani!
Bu işi gelişi güzel diye tanımlamak akılsızcadır bence...

Aslında, bu şekilde bizler de, kırmızı perdenin arkasında gizlenen dikta iktidarının ahlaksız
ve patavatsız oyun stratejisinden sadece birer biçilmiş kaftanız...
Sırma kaftanlar neyimize bizim yırtık donlu popomuza?
Artiz milletiz bea!
Ama bu sefer ki oyun çok farklı ve trajikomik!
Finalde bütün gariban palyaçolar ve seyirciler yine çok ağlayacak!
Denetimsiz ve kontrolsüz, hukuk düzensizliklerinden ve adalet duygusundan yoksun geçici iktidarlardan sonra,
her zaman olduğu gibi elimizde boş bir kase kalıyor,
balı ise doyumsuz güç ve iktidar yalamış oluyor mu?

Demek ki, günümüzün politikası, kimin neyi ve ne zaman yediğinden, kaptığından ibaret!
Görülen o ki, evimizin beyaz sakinleri güçlerine güç katarken,
siyah olanların popoları ise hep yorgandan dışarı ...
Eksen ve şuur kaybına uğrayan ülkemizde, siyaset, titiz bir şekilde yazılan senaryo gereği çoktan kirlendi.
Burada Bulgar veya Türk halklarını zerre kadar suçlayamayız, çünkü yeni ve bir güçlü siyasi oluşum peydahlamadığımız müddetçe,
ülkemizde bir tek komunyagaların varislerinin kestiği parmaktan kan akacak...

Yeni bir domuz çobanı İvaylo ve isyankar bayrağı açacak yeni bir şeyh Bedrettin ortaya çıkmadığı müddetçe bu böyle devam edecek.
Şimdilik bir tek Oktay'ımız kahramanca gladyatör meydanına çıktı ve Şipka dağına tek başına topunu taşımakta...

Çoğumuzun mantığı yerlerde sürünmekte, gönlümüzce ve sorumsuzca hareket ediyoruz, fevri reflekslerimize boyun eğmekteyiz.

Toplumsal bir isterinin kurbanlarıyız biz.

Belki de, bundan dolayı evrensel yaşam standartlarının ve insan haklarının ne kadar gerisinde kaldığımızı düşünmeyi bile ihmal etmekteyiz.
Düşünsek bile, çoktan oluruna bırakmadık mı her şeyin?
Hiç bir medet ummadığımız, sırf inat ve keyfimiz olsun diye, koşar adım gidip oy vermelerle acaba neyimizi tatmin etmekteyiz.

Peevski gibileri mi ülkeyi kurtaracak???

Vaktinde Hitler'in saçma ideolojisine de körlemesine taptılar, Stalin'in ölümüne de ağladı milyonlar...
Sonunda ne oldu?

Ülkemizde hak ve hukuktan bahsetmezken.
Her alanda yozlaşmalar boy gösterirken.
Dalavereci ve düzenbaz karanlık tipler vekilliğimize soyunurken.
Bir ömrümüz de bu yalan dolan nifak tohumları ekili topraklarda geçmiyor mu?
Bütün kırılmalar ortada!
Bulgaristan'ı nasıl bir gelecek bekliyor?
Bu sorunun cevabını bilen var mı?
Yazsın Dombıra'ya...


Mümin Topçu dombira.eu

COFİ'NİN ANISINA 80 SPORCU YARIŞTI

Ardino'da düzenlenen 12'ci Uluslararası Masa Tenisi Turnuvası'nın bütün branşlarında Yalovalı (Türkiye) sporcular birinci oldu.
Ünlü Ardinolu sporcu  ve antrenör Turgut Adem -Cofi'nin anısına düzenlenen geleneksel masa tenisi yarışmasına bu yıl Türkiye,Yunanistan ve Bulgaristan'dan 80 küçük yaşta sporcu katıldı.


Jale Filibeli

DPS/HÖH MERKEZ YÜRÜTME KURULU ÜYELERİ VE MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP

1984 yılı Bulgaristan'da Türk halkı, haklarını savunmak için ayaklandı, sokaklara indi. Türk halkı öldürüldü.
Mahpuslara tıkıldı.
Belene adasına kapatıldı.
Sürgüne gönderildi.
Binlercesi işten atıldı.
Sonunda bir milyona yakın Türk doğdukları toprakları terk etmek zorunda kaldı.
Türk halkı Bulgaristan parlamentosuna hükümet ortağı olabilmeleri, sorunlarını çözmek için 25 yıldır milletvekilleri göndermek için koşulsuz DPS/HÖH harekâtına oy vermekte.

AB kanunları çerçevesinde seçme ve seçilme hariç, Bulgaristan Türkleri ve Pomak Müslümanların ne gibi kazanımları oldu?

Sizlere DPS/HÖH yöneticileri ve milletvekillerine Türk ve Pomak Müslüman azınlıkların 25 yıldır çözülemeyen sorunlarını sizlere hatırlatmak isteriz.

Bulgaristan’da siyasi partiler tarafından DPS/HÖH dahil parlamentoda konsensüs ile kabul edilen son anayasasında Türk azınlığı çıkarılmasına niye onay verdiniz?

DPS/HÖH yönetimi ülkede ikamet eden Türklerin çocuklarına anadilini okullarda
zorunlu olarak okuyabilmelerini sağlayabildiniz mi?

Ülke çapında Türkçe yazılı, görsel yayın yapan medya sağlayabildiniz mi?
    
Var olan Türk tiyatrolarının kapatılmalarını engelleyebildiniz mi?

Zorunlu verilen Bulgar, Slav isimleri nüfuz kütüklerinden sildirtmeyi başarabildiniz mi?

Bulgaristan’da yetişen Müslüman çocuklarına din dersi almalarını niye sağlamadınız?

Türklerin ve Pomak Müslümanların yoğun olarak ikamet ettikleri bölgelerde hayatta kalmaları ve doğdukları toprakları açlık sebebiyle terk etmemek için tedbirler hangi sebeplerle alınmadı?

Asimilasyon politikasına karşı gelip şehit edilen şehitlerin, cezaevlerinde yatanların, Belene adasında sürgüne gönderilen binlerce işinden edilen Türklerin tazminatlarını sınır dışı edilenlerin soysa haklarını alabilmeleri için çalışmalar niye yapılmadı?

Dinsiz, yarım yamalak Türkçe konuşan Bulgaristan Türk gençliğini bu durumdan kurtarmak için neden çalışmalar yapılmıyor?

DPS/HÖH teşkilatı yönetiminde ve kadrolarında barınan eski DS ajanlarını uzaklaştırılmak için niye çalışılmalar yapılmadı?

Kilisenin çanları kulak zarlarını patlatırcasına çalarken neden cami minaresinden yükselen ezan sesini duyulmayacak seviyeye getirmesine çözüm aranmıyor?

Ulusal Bulgar Televizyonunda on dakika Türkçe haber okunmasıyla var olan sorunlar çözüldü mü?

Sayın DPS/HÖH MYK üyeleri ve milletvekilleri,
25 yıldır Bulgaristan devleti tarafından kabul edilmeyen Türk ve Müslüman Pomak azınlıkları koşulsuz sizlere destek vermiştir. 4 dönem hükümet ortağı oldunuz. Önemli bakanlıklar yönettiniz. Buna rağmen var olan sorunları çözmek için hiçbir gayret göstermediniz.  Yıllardır parlamentoda azınlığız olayın arkasına saklandınız.

Bulgaristan’da ve yurt dışından ikamet eden Türk ve Pomak Müslümanları sizden umudunu kesmiş bulunmaktalar.
Bulgaristan vatandaşları olarak 25 yıldır görev alan DPS/HÖH Merkez Yürütme Kurulun DS dosyalı üyelerini ve milletvekillerini halk onaylamıyor yerlerine kimselere tabi olmayan gençler arzu ediliyor.
Bundan dolayı milletvekili adaylarını parti başkanı değil halk tarafından belirlenmesi tercih ediliyor.
Sizlere 25 yıl daha oy verilse Türklerin ve Pomak Müslümanların kaderlerinde ne değişecek?

 05.Ekim 2014 yılında Bulgaristan'da gerçekleşecek olan parlamento seçimlerinde sizler DPS/HÖH yöneticileri ve Milletvekilleri, hangi gerekçeyle Türklerden ve Pomak Müslümanlarından oy isteyeceksiniz?
Ismet Topaloglu

събота, 23 август 2014 г.

KÜLTÜR OCAĞINDA TÜRKÇE ÖĞRENDİLER

Milli Eğitim bakanlığına bağlı okullarımızın ve öğretmen derneklerimizin yapamadığını, Dobriç'te bulunan Mevlana Kültür Evi başardı. Bu Türk Kültür Ocağı'nın yetkilileri tarafından tertiplenen Türkçe öğrenme yaz kursu başarıyla tamamlandı. Tecrübeli öğretmen Sabri İsmailov'un emekleri boşa gitmedi ve küçük afacanlar artık Ana Dili'nde yazmayı ve okumayı biliyor.

Jale Filibeli

понеделник, 18 август 2014 г.

İNKUBATORUN ÇATLAK YUMURTALARI...

"Ağabeylerim, ablalarım, kardeşlerim, olabildiği kadarı sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bizim muhtarların, başkanların evlerinin önüne kadar asfalt döşeli yolları var, kendi keyfiyetleri için, özel arabaları için...
Ben onları kıskanmıyorum, arzu ederlerse bahçe ve tarlalarına kadar asfalt döşesinler.
Ama gelin ve görün ki, bizim Dedino köyünde kış aylarında, asfalt döşenmemiş toprak yolumuz, traktör tarafından temizlenmiyor ve bizim okul çağındaki öğrencilerimiz iki ay boyunca  okuluna gidemiyor.
O, evlerinin önüne kadar asfalt döşeyenlerin sayesinde, bizim çocuklarımız cahil kalmakta!
Sekiz yıldır bu böyle devam ediyor!
Köy yolumuza asfalt döşeneceği vaatlerinde bulunan bir çok yetkililer oldu, ama bunların hepsi yalancı çıktı.
Doktor olmayı arzulayan benim küçük kızım, bu kış yine okuluna gidemeyecek!
Lütfen, bu çağrılarımızı ve feryadlarımızı işitin ve bizlere yardımcı olunuz!"

Birkaç zamandır sanal alem, Ardino ilçesinin Dedino köyündeki bu yol rezaletinden dolayı çalkalanmakta.
Olay çoktan sınırlarımızı aşmış durumda!
Bugün Kuzey Amerika'da, Belçika'da, Almanya'da ve Türkiye'de yaşayan onlarca Ardino bölgesinde doğup yetişen insanımızın gündemini bu köyümüzün yol problemi belirlemekte.

Gerçekten, nasıl olup ta günümüzde okul çağındaki öğrencilerimiz, yalnız karla kaplı bir yoldan dolayı, iki ay boyunca okuluna  gidemiyorlar?
Bu onların anayasal hakkıdır!
Bu rezalete ön ayak olanlar büyük cezalara çarptırılabilir!
Halbuki, bu güzel ilçemizin muhtarının, özel fotografçısının çektiği dev gibi fotografları her gün Kırcaali medyalarında boy göstermekte.
Sanki herif ilçe muhtarı değil de, bir moda dergisinin konu mankeni!
Acaba hangi sebepten dolayı bunca yıldır bu soruna bir çare aranmadı ve bulunmadı?
Ardino ilçesinin acaba bunca yıldır neden bir deputatı bile yok mecliste?
Acaba vaktinin Tozçalı isyanına bir ceza mı konuldu?
İlimizde halkımızın menfaatlerini göz önünde bulunduracak gerçek siyasi güçler ve liderler olmuş olsa, bugünlerde giderler  ve işte bu köyde millet vekili adaylarını belirlerlerdi.
İnkubatorun yumurtladığı vekil aday listesinde, Ardino muhtarının ismi de saklı...

Bu işler kapalı inkubator ortamlarında gerçekleştiği müddetçe, bizim öğrenci çağındaki yavrularımız cahil kalmaya devam edecektir...
Bu yazımızı yayımlayacağımız saatlerde, Dedino sakinlerinden haber aldık.
Güya bu köy yolunun tamiratı en yakın zamanda başlayacakmış.
Seçim öncesi bir uydurma ve aldatmaca palavrası da olabilir bu!
Dedino halkı,olayın takibini elden bırakmamalı ve kamuoyununu bilgilendirmeye devam etmeli.
İşte böyle, sayın okuyucular, "demokrasinin" 25'ci yılı arifesinde, küçük bir köyün ahalisi, sanal alem sayesinde, sesini cümle aleme duyurmayı başardı!

Mümin Topçu

неделя, 17 август 2014 г.

OLANLAR OLDU, TORBALAR DOLMADI GALİBA?

Geçenlerde Kırcaali’deki ofisimizde bulunduğum saatlerde, özel telefon numaramdan tanımadığım birileri aradı beni, önce kendilerini daha tanıtmadan, benimle görüşme talebinde bulundular, konu ise son günlerde yayımladığımız bazı yorumlarmış.

Okuyucularıma beslediğim saygı ve sevgiden dolayı, hiç tereddüt etmeden, merkez caminin oradaki randevuya gittim, ama bekleyenim filan yoktu. Kaydettiğim numarayı tekrar aradım, fakat nedense Kırcaali’den uzaklaşmışlar benim anonim konuklarım. Şu numaradan beni aramışlardı; 00905324356562. İstihbarat şefimiz Jale Filibeli için bu telefonun sahibini anında çözmek hiç sorun olmadı zaten.

Evet, benim adım Rafet Ali. Adım, adresim, işim ve soyum belli!

Ya sizler kimlersiniz, bana ses yükselten ve akıl vermeye kalkışanlar, hatta tehdit etme cüretinde bulunanlar?

Ben dobra insanımdır, siyasi tercihlerimi de asla kimseden gizlemem.
Daha Belçika’da yaşadığım yıllarda sıkı bir Tayip’çi oldum ve şimdi her seçim zamanında Bursa’ya gider ve oyumu AKP’ye veririm.
Geçenlerde yine bunca yol katettim  ve Tayip Erdoğan için oy kullandım.

Bulgaristan siyaset yelpazesinde ise antidoganizmi seçtim, hatta daha yıllar öncesi Kırcali.eu medyasını bu uğur doğrultusunda yarattım, çünkü şehrimizdeki o malum yandaş gazete gerçekleri yazmıyordu.

Lafın kısası, kendi inanç ve doğruluk duygularım yön verir bana. Bulgaristan’daki Türklerin partisine gelince. Ben bu siyasi gücün demokratikleşmesinden ve şeffaflığından yanayımdır.

Her zaman çevremdeki iki yüzlülere karşı belirli ve sağlam bir duruşum vardır.
Rant kapılarından hiç bir zaman uzaklaşmayan  sözde siyasi cüce ve fırıldaklar ise her zaman beni karşılarında bulur.
Bu basiretsizler genelde beni gördüklerinde ya süratla uzaklaşırlar, ya da gidip arkamdan dedikodu üretirler. Bana diş geçiremedikleri anlarda ise sülalemden sayılan bir hayırsızın ismine takılıp kalırlar. Halbuki onun sayesinde benim ailem vaktinde Ana Vatanımız Türkiye’ye göç edemedi. Rahmetli babam her gün karakola gidip imza atıyordu, yani sıkı kontrol altında ve ev hapsinde tutuluyordu. En sonunda üzüntü ve kahırdan erken yaşta vefat etti…

İşim icabı, ben her çeşit düşünce ve mevki sahibi şahıslarla görüşmekteyim. Bazen bazı göçmen aktivistleri öyle bir havalar atıyorlar ki buralarda, sanki bizim Türkiye’nin siyasi gündeminden hiç de haberimiz yok…

Bizim buralarda ekmek yok ya, biz yeşil çayırlarda ot otlamaktayız…

Ayrıca kendilerini bizlerin birer kurtarıcısı ve can simidi olarak ilan etmeyi de ihmal etmediklerinde ise adeta pes diyorum. 

Ben normal bir insan olarak gülüp geçiyorum kendilerine!

Dediğim gibi, ben Tayip Erdoğan’a yanımda kimseye laf söyletmem! 

Bir de Atatürk’e! 

Son günlerde, birden bire yüzlerine sıkı AKP taraftarı ve Tayip Erdoğan sevdalısı maskesi takanlar, düne kadar Kırcaali sokaklarında benimle aynı Tayip Erdoğan için sert bir şekilde tartışıyorlardı ve onun Türkiye’ye ne kadar zararlı olduğunu bana izah etmeye kalkışanlardı..

Demek ki, bunlar kara kedi misali, her zaman dört ayak üstüne düşen cinsten.

Bizler ise her zaman yüzüstü zemine çakılanlardan!

Yutmazlar be kardeş bu tiyatro oyununu!

Şimdi ise aynı şahsi bir rant ve çıkar peşinden koşturanlar, yedi kişinin eline birer Tayip posteri tutuşturmakla çok büyük bir iş bitirdiklerini sanmakta.

Sanki Tayip Erdoğan’nın ve AKP’nin bu tür şaklabanlıklara hiç ihtiyacı var…

Belli ki, kendileri açısından yalnız medyalara haber olabilmek önemli, yüzlerce defa amelleri doğrultusunda isimlerinin ve fotograflarının paylaşılması ise daha da önemli.

Şimdilerde çıkmış bir kadıncağız ve kendini acil elden bizim yeni Jeanne d'Arc'ımız ilan edivermiş.

Emel ve Filiz'imiz ne güne duruyor ki bizim?

Halbuki bakıyorum, düne kadar Ankara’daki MHP genel merkezinden çıkmayan bu kadın, bir gecede sıkı Tayip’çi oluvermiş.

Ayrıca Cebel’deki Bahri Baba’nın karargahına Türkiye’den heyetler de götürmekte.
Seçimler yaklaşıyor, bu  kadının iyiliklerini sakın unutma Mestan çavuş!

Bizim çocuklarımızın Ana Dil konusunu ise çeşitli Türk Dünyası toplantılarında çoktan çözmüş bu kadın, ama nedense bu işin sırrını bir tek biz anlayamadık gittik.

Şimdi bu takım fırıldaklara karşı dil uzattığımız için ben suçluyum tabi ki.

Onlar ise masum birer melek ve büyük hümanist.

Acaba geçen yıl neredeydi bunlar, sayın Bürge ve takımı buralarda totalitarizmin uzantılarına karşı mücadele ederken?

Olanlar oldu, ama torbalar dolmadı galiba?

Benim bildiğim Ankara'nın  boş laflara ve vaatlere karnı tok!

Zaten aldığım bir duyuma göre, bütün fırıldakların ve yalakaların bu kalenin kapısından girmesi yasaklanmış…

Yeni Türkiye’de galiba adetler değişecek!

Rafet Ali,
Kırcaali
Huseyin Burge / Kırcaalı

KASIM DAL; BİZİM SORUMLULUĞUMUZ ALTERNATİF SUNMAK

Reformcu Blokun Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Bulgaristan genelinde yüzde
6.45, Kırcaali İli’nde de 836 oy almasını neye bağlıyorsunuz?

Sebebini söyleyeyim, biz fazla büyük kampanya yürütmedik. Maalesef tercihli oyun geçeceğine ben pek ihtimal vermiyordum. Sadece Kırcaali’de değil, Razgrad’da da aynısı, Şumnuda’da aynısı, Burgaz’da da aynısı. Kırcaali’deki 800 oydan 600’ünü HŞHP’li arkadaşların çalışması sayesinde aldık. Fazla da çalışmadık, çünkü insanlar çok korkuyor.

Yani HÖH'ten korktukları için Reformcu Bloka oy veremiyorlar?

Avrupa seçimlerinde Hürriyet ve Şeref Halk Partisinin (HŞHP) adayı dördüncü sırada olduğu için fazla çalışmadık.

HŞHP, Reformcu Blokun bir parçası oldu; partiniz, o blokta Türkleri temsil eden bir parti profilini koruyabilecek mi?

Koruyacak tabiȋ. Biz uzun ve ince yolu seçtik. Kısa yolu seçseydik her şey bambaşka olurdu. Her zaman A plȃnı B plȃnı vardır. Biz de sağ kanatta yer almak için Reformcu Bloka girdik. Çünkü Bulgaristan’ın geleceği Reformcu Blokta.

Peki ya genel seçimlerde nasıl sonuç bekliyorsunuz?

Bu seçimlerde Reformcu Blokla meclise kesin gireceğiz. Radan Kınev’in Reformcu Blokun sözcülüğünden istifa etmesi biraz sorun yarattı. Ama kendi aramızda görüşüp anlaştık. Fakat öte yandan onun istifası iyi oldu. Şimdi Reformcu Blokun başında olacak. Vatandaşların Bulgaristan’ı Hareketinin (DBG) Genel Başkanı Meglena Kuneva ve Bulgaristan Halk Tarımcılar Birliğinin (BZNS) Genel Başkanı Nikolay Nençev burada olsaydı bu sorun daha çabuk çözülecekti. Onlar geç vakte kadar toplantıdaydılar.

Kırcaali’den milletvekili çıkarabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Halkımız desteklerse çıkarırız. Oy kullananların kendi üstüne düşen sorumlulukları var. Bizim siyasȋ parti olarak sorumluluğumuz alternatif sunmak. Bu hükümet, Ataka ile ortak oldu. Böyle bir hükümete söyleyecek söz bulamıyorum. Bunun etik ve ahlȃkȋ yönünü düşünün. Bir yandan Bulgar Sosyalist Partisi, öte yandan Hak ve Özgürlükler Hareketi, bir de Ataka’nın desteği. Bu hükümet kuruldu kurulalı her gün skandal çıkıyordu. HÖH’lü Delyan Peevski’yi gizli servisin başına getirebilmek için Devlet Millȋ Güvenlik Ajansı (DANS) Kanununu değiştirdiler. Hak ve Özgürlükler hareketi oy satın aldı.

Sizce HÖH oy kaybetti mi?

Nasıl oy kaybetmemiş.

Oy kaybetti mi derken ciddi ölçüde oy kaybetmekten söz ediyorum.

Oy haritasına bakarsanız görürsünüz ki Hak ve Özgürlükler Hareketi 2013’ten beri yüzde 50 oy kaybetti. Mesela 2009 yılında 618 bin oy almıştı, ama biraz düşürdüler. 610 bine indirdiler. HÖH’ün oyları 300 bine, hatta 280 bine düştü. 600 bin olduğu zamanlar HÖH’ü ben yönetiyordum. Ivraca’da (Vratsa), Montana’da, Varna’da, Pazarcık’ta, Eski Zağra'da, Filibe’de, İslimiye’de (Sliven) nasıl oy satın aldıklarına bakın. Hem de yüklü paralarla. Oralarda HÖH’e kimse oy vermiyordu. Bütün oylarını Çingene mahallelerinden satın aldılar. Çingeneler, Boyko Borisov’u oyumuzu sana vereceğiz diye aldattılar. Sonra da oyunu HÖH’e verdiler. Delyan Peevski sadece Eski Zağra için 5 milyon leva harcadı. Ben sorarım size bunlarla nasıl başa çıkabiliriz? Bizde bu kadar para yok. Bu yüzden de görevini lâyıkıyla yerine getiren savcı olması gerek, polis olması gerek. Bu çıban bir gün patlayacak. Türklere yazık oluyor. Hak ve Özgürlükler Hareketi eşittir Türkler diye algılanıyor. HÖH; hırsızların, dolandırıcıların partisidir. Türkleri de HÖH’le aynı kefeye koyuyorlar. Ben Türklerle ilgili çizilen bu imajı silmek istiyorum.

HÖH’ün günahları Türklere yazılıyor diyorsunuz yani?

Evet. Türklerin çalışkan, dürüst diye bir imajı vardı. HÖH bu imajı kirletti. Eskiden Bulgarlar “Türk dostun olsun” derdi. Şimdi ne oldu. Yanına bir Türk geldi mi “Aman dikkatli ol bu Türk sana kazık atabilir” diyorlar. Annesi öldü. Allah rahmet eylesin. Bu adam bir maşa. Bir dediği bir dediğine uymuyor.

Ama en çok Türk HÖH’te var.

Maalesef öyle. Eskiden ben de en çok HÖH’e çalıştım. Şimdi bana da gittiğim yerde “Kasimcim iyi de sen geldin bize; ayrılmayalım, bölünmeyelim dedin” diyorlar. İyi de ne zamana kadar böyle devam edelim. Biz meydana çıkalı beri HÖH de iyi çalışmaya başladı. HÖH'ü biz teşvik ettik. Rekabet oldu mu daha iyi çalışılıyor. Yunanistan’daki gibi 120-130 bin, Makedonya’daki gibi 80 bin, Kosova’daki gibi 20-30 bin Türk olsak bölmeyelim diyeceksin.

"Kasim eskiden HÖH'ü savunuyordu, partinin eleştirilmesine bile izin vermiyordu" diyorlar.

Eleştirsinler. Ben eleştirilere açıkım. Ben 17 yıl boyunca oradaydım. Her zaman da doğruluk için savaşıyorum. HÖH bizim davamızdı. Ben HÖH’ün şirket haline geleceğini nasıl bilebilirdim ki? Biz partiyi kurarken ideallerimizin üzerine kurduk. Fakat dosyalar açılınca kimin ne olduğu ortaya çıktı. Bunu ben 17 sene sonra söylemişim. 25 yıl sonra bunu Almanya’nın istihbaratı söylüyor. Şöyle diyor: Rusların çalıştığı birinci parti Hak ve Özgürlükler Hareketi, ikinci parti de Bulgar Sosyalist Partisi.

İyi de dosyalar 2006 yılında açıldı, siz ise HÖH’ten 2011 yılında ayrıldınız.

Dosyalar Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısı 1 Aralık 2006'da kabul edildi. Komisyon bir buçuk yıl sonra çalışmaya başladı. Ben dosyaları 2009’un sonunda elime aldım. O zamana kadar vermezlerdi. Dosyalar Nikolay Svinarov’un bir odasında dururdu.

Fakat 2007’de milletvekillerinin gizli dosyaları açıklanmıştı.

Ayrıntılı bilgi yoktu. Okuyamıyordun. Ben onların isimlerini daha 91 yılında biliyordum. Ama ne yaptıklarını bilmiyordum. Rahmetli Kadir Celil Kadir “Ben kimseye zarar vermedim” diye yemin etti. Ben çıkıp da bunu davul zurnayla mı duyurayım. Oradaki ajanlar benimle göz göze gelmesin diye Ahmet Doğan, HÖH’ün Merkez Kurulunu toplamazdı. Ben hatamı kabul ediyorum. HÖH’ün birlik ve beraberliğine birilerinin katkısı varsa benim en çok olmuştur. Fakat tekrar söylüyorum bu gerçeği gördün mü niye durasın ki orada. Ben size sorarım HÖH bir Türke yardım ediyor mu? Gerekirse Ataka’nın da desteğini alarım ama Türklere yardım ederim, kitap da basarım. Siz biliyor musnuz 1993’ten beri bir tek Türkçe ders kitabı basılmadı. Bunu da Lütfi Mestan’ın, yani ajan Pavel’ın yüzüne söyledim. Sen iki dönem eğitim komisyonu başkanı oldun, neden kitap basmadınız dedim. Türkiye’de basılmış kitaplar buraya sokulmuyor. Niye izin vermiyorsunuz diye sordum. Geçen yıl Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi İsmail Aramaz 2 bin adet yardımcı ders kitabı bastı. Hayriye Memova da bu konuda yardımcı olmaya çalıştı. Avrupa’dan da yardım gelmiş. Ben bunu Ankara’da kurultayda öğrendim. Duyduğum kadarıyla Emine hanımla Fikriye hanım Şumnu’da bu konuda çalışıyorlar. Ders kitapları onaylanmış, basılacak.

Türkçe sorununu kanun yoluyla çözmeye çalıştınız mı? Bu konunun üzerine gittiniz mi?

Türkçeyle ilgili sorunları şimdi görmeye başladık. Bu konunun üzerine gidince partide çok büyük kavga oldu. Bunu Ahmet Hüseyin ile Ayruş Hacı’ya da sorabilirsiniz. İvan Kostov hükümeti döneminde meclisten azınlık hakları ile ilgili Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçevesi Sözleşmesi geçti. Biz Avrupa Birliği’ne girince her şey düzelecek sandık. Yok öyle şey. Hak verilmez, hak alınır. Mücadele etmemiz lâzım. Ama zamanla gördüm ki çok yanılmışız. Dosyaları okuyunca gördüm ki, Ahmet Doğan Türklere karşı eğitilmiş, Türklerin asimile olması için, Bulgaristan’da bir tek Türk kalmasın diye eğitilmiş. Komünist partisinin yaptığını biz ne yazık ki Ahmet Doğan’la yapmışız. Bunu gördükten sonra da orada kalınmaz.

Kasim bey basından okumuştum, Vecdi Raşidov, Ahmet Doğan’ın sizi ve eşinizi ispiyonladığını söylüyor. Siz de duymuşsunuzdur. Doğru mu bu söylenenler?

Evet doğru. Ahmet Doğan, Haziran 1986'da Ruşen Rıza'yı da ispiyonladı.

Yani Ruşen Rıza buna rağmen HÖH’te kaldığını söylüyorsunuz?

Ne yapalım, bazılarının iradesi yok.

HÖH’te kimler kaldı, partiden kimleri uzaklaştırdılar?

HÖH ilk önce Türklük yaşatılsın, Türk kültürü yaşatılsın diyen arkadaşları uzaklaştırdılar. Hapishanede yatan otoriteli arkadaşlar vardı. Hepsi HÖH’ten kovuldu. Necmettin Hak’a hep sordum “Neden bir akşamda kaçtın” dedim. Biz 4 Ocak 1990’da Varna’da partiyi kuracağız diye karar aldık. Daha sonra Sofya’ya gittik. 1 ay açlık grevi de yaptım. HÖH’ü 33 kişi kurduk.

HÖH’ü kuran 33 kişilik heyetin 31’i DS ajanı çıktığını okumuştum.

Durun şimdi, olayı ben şöyle anlatayım. Türk Millȋ Kurtuluş Hareketi (TMKH) kuruldu. Ben kurucu üyelerinden biriyim. O hareketi 18 kişi kurduk. Ben en genç kurucularından biriydim. 11’i Tolbuhinden (Hacıoğlu Pazarcık), biz Varna bölgesinden 5 kişiydik (biri Pir-i Vadi (Provadiya) şehrinden, diğerleri Hallaçlı (Drındar) köyünden), 2 de Şumnu’dan vardı. Rahmetli Veterniner Haldun bey de vardı. Hareketin, yani gizli örgütün kurucuları hapse atıldı. O 18 kişiden 12’si DS ajanı çıktı. Haziran 1986’da 18 kişi mahkemeye çıktık. 22 Aralık 1986 yılında beraat ettik. Hareketimiz parçalı parçalı 23 Ocak’a bağlayan gece 23 Ocak 1985 tarihinde kuruldu. Ruşen Rıza öğrenci olmasına rağmen hareketimize o da katıldı. Biz Varna’daydık, Necmettin Hak’lar Tolbuhin’deydi. O zamanlar daha Ahmet Doğan yoktu.

Ahmet Doğan’ı örgüte kim davet etti?

Ahmet Doğan’ı Dobriçliler (Hacıoğlu Pazarcıklılar) davet etti. Daha doğrusu Ahmet Doğan’ın dayısı Mümin Mustafa davet etti. Mümin Mustafa ile Necmettin Hak kardeş çocuklarıdır. 33 kişi toplandık. Rahmetli Salim Pasajov geldi. Kırcaali’den İsmet İsmail geldi, Hüsniye Recep geldi. Fakat Ali Topal yoktu. Ali Topal’ın şimdiki adı Ali Öztürk. Şükrü Şerifov yoktu. Emin Hamdi oradaydı. En aktiflerin gelmediğini görünce çok şaşırdık. İkisi eksikti, oysa tarihi beraber belirlemiştik. Varna’ya bağlı Damlalı köyde toplantılar yapıyorduk, her yeri geziyorduk. Biri çıktı “Kasim siz burada iyi hoş konuşuyorsunuz, ama bildiğim kadarıyla Necmettin şimdi kahvesini İstanbul’da içiyor” dedi. “Geçen hafta burada Şumnu’daydı o da böyle konuşurdu. Sen de mi öyle yapacaksın” dedi. Bunu duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Mehmet Berkant’ın önüne çıkmışlar, yolunu kesmişler, korkutmuşlar. Bunu Ahmet Doğan bilirmiş, ama ben bilmiyordum. Şükrü ile Ali bir gecede pılını pırtısını toplayıp kaçmış. Onları "Sizi tekrar hapse atacaklar" diye tehdit etmişler. Onlara devlet darbesi olacak demişler. 29 Aralık 1989’da Bulgar Komünist Partisinin (BKP) Merkez Komitesi Türk adlarını geri verme kararı almıştı o zaman. Oraya gittim, Emin’den başka kimse kalmamıştı. Bizim bütün toplantımızı kaydetmişler. Varna’da partiyi kurduktan sonra ben, Ahmet Doğan, İsmail İsmet ve Hüsniye Recep trenle Kırcaali’ye yola çıktık. Treni Perperek köyünde durdurdular. Karda kışta Perperek’ten Kırcaali’ye 20 kilometre yol yürüdük. Kırcaali’ye geldiğimizde bir binada toplantı yaptık. Kırcaali’yi unutamam. Hayatımın en güzel kuru fasulyesini Kırcaali’de yedim. Ondan sonra Mestanlı’ya gittik. Ahmet Doğan’la sonra Kayacık’a (Dimitrovgrad) gittik. Cebimizde hiç para yok. Son stotinkalarla ısınalım diye 2 konyak aldık. 1 leva 20 stotinka verdik. Beni sorgu için aldılar Razvigor’a götürdüler. Bu arada söyleyeyim Hüseyin Hafızov’la da aramız çok iyidir. Uzun zaman Başmüftülüğün sekreterliğini yaptı. Kendisi Pomaktır. Aytos’un köylerindendir. İyi çocuktur ama işte HÖH’ten teklif gelmiş, oraya geçti, kendisinin bileceği iş. Konumuza dönelim, HÖH’ü kurarken bana hep tehditler geliyordu. Barsaklarımı asacaklarını söylüyorlardı.

Kimler tehdit ediyordu?

Bilmiyorsun ki, telefondan arıyorlardı. Oğlum hasta, gazeteler beni belden aşağı vurmak için bunu bile kullanıyordu.

Partinize gelen paraları yürüttüğünü söylüyorlar. Buna ne diyeceksiniz?

Yok öyle bir şey. Benim hesap veremeyeceğim bir şey yok.

Eskiden HÖH’ü eleştirenlerin veya kusurlarını söyleyenlerin karşısında duruyordunuz diye de eleştiriyorlar sizi, yani HÖH’ü savunuyor diye.

Ben her zaman eleştiriye açıktım. Bölünmeyelim diye HÖH’ü savunuyordum. Biz HÖH’ü aslında hep eleştiriyorduk. Hep kavga yapıyordum. Remzi Osman burada olsa da söylese. Çoğu susuyordu. Benden başka Ahmet Doğan’a karşı gelen yoktu. Ben siyasȋ hayattan elimi çektim. Şahsȋ sorunlarım var. Şimdiye kadar başkalarını düşündük de nereye vardık. Büyük oğlum İsmail’in küçüklüğünde yanında değildim. Bensiz büyüdü. Baba sevgisi nedir bilmez. İsmail dedesinin adını taşır. Küçük oğlum 2000 yılında geldi dünyaya. O da bensiz büyüdü. Artık çocuklarıma daha yakın olacağım. Kimseye de açıklama yapmaya mecbur değilim. Ama HÖH’lüler bizim faaliyetlerimizden korkuyor. Bir olay anlatayım. Bekir Bozdağ geldi. HÖH’lüler “Kimseye haber verilmedi” dediler. Ataka’lılara “Bu ziyaret gayrı resmȋ” dedirttiler. Bunlar doğru değil. Bozdağ’ı Başbakan Yardımcısı Zanaida Zlatanova ağırladı. HÖH’lüler gelmedi, boykot etti. İnsanları da tehdit ettiler. Başka bir olay daha anlatayım: Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliev 1989 yılındaki Mayıs Olayları’nı anmak için 20 Mayısı seçti. Şehitler Şumnu İli’ne bağlı Yusufhanlar (Pristoe) köyünde anılacaktı. Bunu ilk defa Cumhurbaşkanı yapıyor. Belediye başkanı ile köy muhtarı son güne kadar geleceğiz diyor. Sonra yukarıdan biri “gitmeyin” diye talimat veriyor, onlar da gitmiyor. Onlar sadece 4 Mayısta etkinlik düzenliyor Yusufhanlar köyünde. Onu da parti işlerine kullanmak için yapıyor. İnsanlara anma törenine gitmeyi yasak etmişler. Etraf köylerden birkaç insan geldi. Belediye başkanı nasıl orada bulunmayacakmış. Olacak şey mi?! Şimdi ismini söylemeyeceğim. Bir Bulgarın bir köye çok hizmeti geçmiş. O adam anma etkinliğinde bizim yanımıza da gelmedi. Adam Peevski’nin bölgesinden. Doğruyu söylemiş diye adamı izole etmişler. Adama merhaba diyen yok. Adamın tek suçu “Bunlar doğru olanı yapıyor” demiş. Kurultayda imamları bile HÖH’lüler seçiyor. Biz bir siyasetçi olarak bu rezalete karşı halka bir alternatif sunuyoruz. Bu yüzden de korkmadan bizi desteklemelerini istiyoruz.

Niye korksunlar ki, sonuçta oylama gizli yapılıyor?

Nasıl gizli yapılıyormuş. Ben benim seçim bölgem Eski Cuma (Tırgovişte) ile bir örnek vereyim. Mesela orada 1200 oyla belediye başkanı seçilecek. Belediyede çalışan 50 kişi çalışıyor. Bunları belediyeye yeteneklerine göre atamıyorlar. Arkasında 10 kişi var mı diye bakıyorlar. Yani en az 10 seçmen bulabilecekler mi diye bakıyorlar. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ellerinde liste vardı. Bakıp diyorlar senin listende ki 10 kişiden 5’i gelmemiş. Bir yolunu bul anları getir diyorlar. Gerçek bu. 50 kişiyi 10’a çarp, ne kadar oldu. 500 kişi. 360 kişiyi de geçici olarak işe atamışlar. Eder 860. O 360 kişiden de birer kişi istemişler. Oldu 1220. Böylece gerekli olan 1200 oy çıkarıldı. Program da yerine getirildi.

Yani belediyede oy getirene iş veriyorlar.

Evet, aynen öyle. İş adamlarını da bağlamışlar. Onların kontrolu dışında iş yapılmıyor. Geçen yıl bizi Killi’ye (Benkovski) sokmadılar. Belediye başkanı otobüslerimizin belediyeye girmesine izin vermedi. Yerel yönetimin izni gerekiyormuş. Bu konuda skandal çıktı, kavga yaptık. Bir başka örnek daha vereyim. Cebel’de Mihaylevski üçlü koalisyon döneminde sokak lambalarını bedava düzelteceğim diye söz vermiş. Belediye Başkanı Bahri Ömer “Bırak düzeltme” demiş. Avrupa Parlamentosu seçimleri de çok ilginç geçti, ama ben pek yakından takip edemedim.

Birçok insan buna rağmen HÖH’ün Türk partisi olduğuna inanıyor ve oy veriyor. Buna ne diyeceksiniz?

HÖH yönetiminin Türklükle hiçbir alȃkası yok. Onları Türklüğe karşı eğitmişler diyorum ya.

Peki ya bu konularda bilgisi olmayan geçlere veya HÖH’e körü körüne inanan yaşlılara bunları nasıl anlatacaksınız? Sonuçta onlar HÖH’ün Türk partisi olduğuna inanıyor ve oyunu HÖH’e veriyor. Bu insanları size oy vermeye nasıl ikna edeceksiniz?

Şimdiye kadar anlattıklarımızı anlatarak. Siz inanmak istemiyorsanız ben ne kadar da anlarsam doğru değil diyeceksiniz. Ama bir örnek vereyim. Ben Şişecam şirketini Bulgaristan’a yatırım yapmaya çağırdım. Şirketin başına gelmedik kalmadı. Bunu yaptığım için Ramadan Atalay başta olmak üzere HÖH’ün yönetim kurulunda bana güldüler. Kim uğraşacak Türk iş adamı getirmekle demişlerdi. Ama ben ne yaptım. Bulgar belediye başkanını topladım, savcıyı topladım, mahkemenin başındakileri, bölge emniyet müdürünü topladım. Razı mısınız değil misiniz diye sordum. Biriniz başka telden çalırsa bu iş olmaz dedim. Kimse itirat etmedi. Bulgaristan’a 900 milyon levalık yatırım geldi. Orada çalışanların yüzde 80’i Türk. Biz bunu Kırcaali’de de yapacağız, ama belediye yönetimi buna izin vermiyor.

Bu Kırcaali’de de denendi mi?

Denendi tabiȋ. HÖH’te “Türk iş adamı çağırdığı için ve dosya meselesini fazla kurcaladığı için Kasim’in kellesi gidecek” diyorlardı. Zaten Dosyalar Kanunu 1997 yılında meclisten geçti. Bu kanunun en büyük özelliği bütün dosyaları Dosyalar Komisyonuna getirdi ve siz bile gidip görebilirsiniz. HÖH’lüler kanunu geçirebileceğimize ihtimal vermezdi. Biz bir oyun yaptık. BSP’li Tatyana Donçeva’yı yanımıza çektik. Demokratlardan (DSB’li) Atanas Atanasov desen zaten Dosyalar Kanununun geçmesini isterdi. Rumen Petkov bana bön bön bakarak “Biliyorsun değil mi, bütün dosyalar açılırsa devlet mevlet diye bir şey kalmayacak” diyor.

Yani Bulgarları korkuturken kullandıkları propagandaları sizin yanınızda kullandı.

Evet. 6 Aralık 2006’da Dosyalar Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısı meclisten geçti. Fakat o zamanın İçişleri Bakanı Rumen Petkov, dosyaları 9 ay bana vermedi. Petkov bana telefon edip “Komisyon bana mektup yazarak baskı yapıyor” diyor. Komisyon o zaman ona baskı yapıyordu. Adam hapis bile yatabilir. Ben de ona kanunu uygula dedim. Petkov da bana “Yok, sen dosyalardan kim çıkacağını biliyorsun” diyor. Ben de ona “Benim bilmem ayrı konu, sen görevini yap” dedim. Meğerse bana telefon ederken başında HÖH’ün başkanı varmış.

HÖH’ün Onursal Başkanı Ahmet Doğan mı?

Yok, bugünkü Genel Başkanı Lütfi Mestan. Şunu da belirteyim, 2001 seçimlerinde tamamının ismi çıktı. Bizim getirdiğimiz kanunla ise herkes gidip görebiliyor. Bazı dosyalar yok edilmiş bile olsa 3-4 yerde izi kalıyor. Ciddi bir araştırmacıysan mutlaka bulabilirsin. Yani dosyaların yok olma şansı yok. Tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi her şey not edilmiş. Osmanlı devleti bir köyle ne kadar insan yaşıyor onların ne kadar hayvanı var. Köyde yaşayayanların kaçı Müslüman kaçı değil. Her şeyi not edermiş. Bir gün olası bir savaş sırasında ne kadarını alıp da ne kadarını halka bırakacağını, askerini nasıl doyurabileceğini bu şekilde hesaplarmış. Bu notların da en az 3-4 yerde kalıntısı var. Konuya dönelim Hristo Hristov diye bir gazeteci var, onun desebg.com diye bir sitesi var. Orada her şey çıkıyor. Bizim de desteğimiz oldu. Hristov’un sitesini kapatmak istediler. Adamı bundan dolayı tehdit ettiler. Bu arada kurduğumuz teşkilȃttaki 12 ajandan birisi daha 1971’den beri DS ajanıymış. Benim çok sevdiğim birisiydi. Bunu gördüğümde elim ayağım kesildi.

Benim aklıma Necmettin Hak geliyor. Sözünü ettiğiniz kişi Necmettin Hak mı?

Daha fazla konuşmak istemiyorum.

Yani “Necmettin Hak değil” demiyorsunuz?

İsteyen gidip yoklasın. 5 gazeteci zamanında bana “Kasim açtırma şu dosyaları, yoksa hayal kırıklığına uğrarsın” dedi. Ben gerçekten de hayal kırıklığına uğradım. Gidip yüzlerine söyledim, "Ajan olduğunuzu öğrenince kötü oldum" dedim. 18 kişiden 12'si ajan. Bu çok büyük bir rakam. Ben bu ajanların isimlerini bile duymak istemiyorum. Ben HÖH’lülerin ne olduğunu gördükten sonra o çöplüklerin arasında nasıl kalabilirim ki. Hiçbir şey yapmasam bile en azından bu gerçekleri söylemeliyim. Ben bunların ajan olduğunu bilmezken bile HÖH yönetimi bunların ajan olduğunu biliyordu. Büyüklük yanlışları görmekle ölçülür. Yanlışları görüp de susmakla değil. Ben de susabilirdim. Babam bana her zaman “Dininden dönmeyle sonradan görmeden her zaman kork” derdi. Remzi Osman bana “Şumnu’da seni çok seviyorlar, koltuğunu niye riske atıyorsun” dedi. Ben Şumnu’dan 97’de milletvekili seçildim, öbürleri gibi mecliste büyümedim. Onlar Sofya’da otururken ben HÖH teşkilȃtını teker teker gezerdim. Bulgar bölgelerine de giderdim, Türk bölgelerine de. Ben stratejimi belirledim, yönetim de onayladı. Beni öldüreceklermiş diye HÖH’te mi kalsaydım. HÖH’te kalacaksak biz niye savaştık. En kötüsü dinimiz gitti, dilimiz de gitti. Bu iki şeydir bizi ayakta tutan. Bizim işimiz bitmiş. Her gittiğim köyde gördüğüm gençler ya sarhoş ya kafadan kontak. İnsanların bu halini görünce geçen yıl hasta halimle seçim kampanyasına katıldım. HÖH ise geçen yılki genel seçimlerde benim seçim bölgem olan Eski Cuma’da (Tırgovişte) 1 milyon 300 bin leva harcamış. Bende o kadar para yok. Peevski seçim kampanyaları için çok para harcıyor.

90’lı yılların başında komünist dönemde işlenen suçlarla ilgili dava açıldı. Sizin bu konuda bir çalışmanız oldu mu?

Maalesef vakit geçsin de unutulsun diye bakıldı. Tek bir kişi Varna’da mahkemeye çıkıp ceza aldı. 1 Mayıs Olaylarında Pir-i Vadi’de bir kişiyi dayaktan öldürdüler. Kurban feci haldeydi. Ben görünce fena oldum. Onu öldüren kişi yargılandı. Ama dayak atanlar 2-3 kişiydi. Diğerleri Ukrayna’ya kaçtı. Askeriyede çalışan Kolev adında biri vardı. Öldürdüler o adamı. Kolev katillere neyi nasıl yapacklarını söylerdi. Ama katillerden biri şu an askerî savcı. Bunlar olurken ben 1993 yılına kadar HÖH’ün Varna İl Başkanıydım.
Bulgaristan Türkleri, Türk adlarını almalarına rağmen Bulgar adları hȃlȃ belediye kütüklerinde duruyor. Buna ne diyeceksiniz?

Evet doğru. Bizi yıllardır hep uyuttular. Dediğim gibi Avrupa’ya girince her şey düzele cek sandık. Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya girerken HÖH azınlıkların temsilcisi olarak Türklerin hakları korunuyor diye imza attı.

HÖH diyorsunuz ama isim vermiyorsunuz, kim attı o imzayı? Ahmet Doğan mı...

2007’de başkan oydu. Azınlık haklarını geçirme konusunda Ahmet Hüseyin’le, Ayruş Hacı’yla tartışmıştık. Meclisten geçmesi gerektiğini söyledim. 1997’de SDS’nin tek başına bunu yapacak gücü vardı. “Ama biz bunun için savaşmışız, nasıl meclisten geçirmeyeceğiz bunu” dedim. İkisi de git gide Ahmet Doğan’ın suyundan gitti. Ben de onlara “Hepinize bir etek takıp sizi çevre yoluna bırakacağım” dedim. Sonuç olarak SDS ile birlikte oyladık, meclisten geçti, bu yüzden de HÖH yönetimiyle kavga ettim. Bu konuyu Anastasiya Mozer’le de görüştük. Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçevesi Sözleşmesi konusunu konuşmak için SDS’lilerle de görüşmeye gittim. Giderken yanıma Ahmet Hüseyin’i de aldım. Ahmet Doğan ise buna çok kızdı. Elindeki dosyaları bile fırlattı. Adam “Benim anam da babam da DS” diyor. Doğan'ın görevi Bulgar Sosyalist Partisiyle çalışmak, o partiyi yalnız bırakmamak. Adam bunun için eğitilmiş.

Aydın Osman | T HABER

Fотоğraf: Tsvetalina Balutova