четвъртък, 18 септември 2014 г.

SEÇMENİN HÖH'E MANİFESTOSU OLSUN

5 Ekim 2014'de Bulgaristan'da parlamento seçimleri var.
HÖH, 48 milletvekili çıkarabileceği bir seçmen desteğini istiyor.
Bu sayıya ulaşabildikleri taktirde bazı yasaların iptali için anayasa mahkemesine başvurma olanaklarının olacağını iddia ediyorlar.

Doğrudur!

Ancak benim bu gün HÖH'ten yarın bir başka partiden beklentim ve isteğim ister 48, ister 38 milletvekili kazansınlar şunlardır:

1- Türkçe eğitimin haftada en az 5-6 saat zorunlu ders olarak hayata geçirilmesi.

2- Türk kimlik ve kültürüne sahip çıkılması.

3- HÖH'un Türkçe sayfasının sürekli olarak güncellenmesi.

4- İki ülke arasındaki dostluk ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunulması.

5- Bulgaristan'da Türkçe medyanın hayata geçirilmesi için gerekenin yapılması.

6- Türk bölgelerinden göce neden olan ekonomik sorunların çözümü için politikalar üretilmesi.

7- Türklerin yasadığı sorunların çözümü için konunun AB ve AP'nda aktif olarak gündeme getirilmesi.

8- Bulgaristan'da demokrasi ve evrensel hukukun yerleşmesi için mücadele verilmesi.

9- Vakıf malları sorununun çözümü için aktif mücadele edilmesi.

10- Gayri menkullerin iadesi konusunda yeni yasal düzenlemelerin yapılması konusunda girişimde bulunulması.

11- Çifte vatandaşlığın kolaylaştırılması konularında en üst seviyede gayret ve çabanın gösterilmesi.

Benim, secim sonraki iktidara gelecek, ya da iktidar ortağı olacak partiden beklentim, destek veren biri olarak ister 48, ister 58, ister 38 milletvekili kazansınlar, bunlar.

Secim sonrasında bizlere düşen görev bugün HÖH'e, yarınsa belki başka partiye, her 3 ayda bir bu konuda neler yaptıklarını buradan sormak olacak.

Bu yazdıklarıma başka ekleyecekleri olan varsa lütfen eklesin.

Bu da seçmenin HÖH"e manifestosu olsun ki, sonrasında hep birlikte hesap sorabilelim.

Saygılarımla!

Metin Edirneli

(Feysbuk profilinden alıntıdır)

понеделник, 15 септември 2014 г.

ANKARA'NIN DPS'YE BAKIŞI MI DEĞİŞİYOR

Moskova'nın siparişi üzerine, Lukanov ekibi tarafından kurulan DPS'nin  eski lideri Sokol ve Ankara arasında her zaman bir soğukluk hissediliyordu.

Meşhur "O ajan çetelesini" Türkiye Elçiliği'ne teslim edilmesi ve Ankara'nın istekleri doğrultusunda Bulgaristan toprakları üzerinde hareket edilmesi, çeyrek asırdır bu partinin iktidara, şöhrete ve zenginliğe doyması, Türk devletinin, Bulgar-Sovyet istihbarat ortaklığının DPS yönetimine karşın, göz yummasını sağladı.
Bir kaç kez Ankara'nın, DPS'nin yönetim kadrosunu değiştirme çabaları sonuç vermedi.
Moskova, bu yöndeki bir gelişmeye asla rıza göstermiyordu ve böylece DPS bir Rus - Türk konsorsiyumu haline dönüştürüldü.
Erdoğan, uzun yıllar buna karşı çıktı ve başarılı ajan Sava ile görüşmeye yanaşmadı.
Formalite icabı, Mestan'ın parti başkanlığına atanmasından sonra,Türk tarafı bu  siyasi gücü tanıma yolunu seçmiş gibi gözüküyor, ne de olsa DPS artık toplumdaki monopolist konumunda.
DPS'nin başarısında Rusya ve Türkiye'nin, Bulgaristan üzerindeki ortak menfaatleri yatmaktadır. Aynı zamanda Rusya'nın elinde başka sadık enstrümanlar da bulunmakta - BSP,Ataka...

Ognyan Minçev,
politolog
dombira.eu

неделя, 14 септември 2014 г.

GERÇEK TÜRK KAHVESİ İÇİLDİKTEN SONRA ÇANTADAKİ KEKLİKLER İHANETE TAHAMMÜL ETMEZ

Ve nihayetinde Ankara kalesi kapılarını açtı...

Ana Vatan'a yüz çevirmek bize asla yakışmazdı,
çünkü bizler Türküz,
aramızda bazı "Rus" devşirmelerin olmasına ve dayatmasına rağmen.
Son tango piruetinden öncesi, ne demişti o
"Balkanların en akıllı çember ustası ve para spekülatörü";
"Bizler, Türkiye ile Bulgaristan hükümetleri arasındaki dostane ilişkiye karşıyız!"
Sonrası ise malüm!
Demek ki, o kurultay esnasında aklını başına devşiremeyen Lütvi Mestan
ve bu kendinden geçmiş zatta haddini bildirmemesinin sebepleri varmış.
Ankara, her zaman olduğu gibi Bulgaristan'daki Türklerin yanındadır.
Sonuçta, bizler öz süt kardeşiyiz!
Bulgaristan'daki Türklerin özgür ve bağımsız bir şekilde siyasi oluşumlarının
eksikliği her zaman Türkiyeli Türkleri derinden üzmüş ve sarsmıştır.
Türkiye hükümetlerinin de kaygılarını arttırmıştır.
Ne de olsa kendi çocuklarının Ana Dil eğitimi için efor harcamayan
Türk kökenli siyasilerin pek inandırıcılığı olmaz...
Diğer çok önemli bir husus asla gözardı edilmemeli.
Bugün Türkiye'de birkaç miliyon Bulgaristan'dan
göç etmiş Türk ve Pomak yaşamakta.
Ve bu göçmen camiası her iki komşu devletin yararına
çok büyük ve hiç anımsanmayacak bir potansiel.
İşte bu potansiel son çeyrek asırda devreye sokulmadı
ve bundan her iki devlet kayba uğratıldı.
Aramıza sızan kahpe ve sahte "Ruslar",
ne Türkiyeli iş adamlarını memleketimize soktular,
ne de kendilerinin çilekeş Bulgaristan halkına bir yararı dokundu.
Deliorman ve Kırcaali'de şimdi sadece birkaç tane
ve yetersiz Türkiye menşeli sanayi kuruluşu devrede.
Bu modern kuruluşlarda bugün binlerce
Bulgar ve Türk yan yana çalışarak ekmek parasını kazanmakta.
Halbuki şimdi bu tür yüzlerce başka yatırımı görebilmek mümkündü!
Kimler ve hangi güçler, memleketimiz Bulgaristan'ın daha hızlı kalkınmasını
ve çağımızın ekonomi piyasaları doğrultusunda ilerlemesine engel teşkil etmekte?
Umarım bu sorunun cevabını artık bilmelisiniz...
Bir de olaya Bulgaristan cephesinden ve Bulgar gözüyle bakalım.
Soğuk savaş zamanın pompaladığı Türkiye ve Türkler fobisinin etkisinden hala kurtulamamışlar,
günümüzde çaresizlik içinde kıvranmakta ve hala eşek inadını aşamayıp,
iyi niyet elçiliğine soyunmuş güçlü komşu halkına iki eliyle sarılmıyorlar.
Her ne kadar üzerindeki mahcubiyeti ve soğuk teri atamamış olsa da,
bugün Mestan, bunu cesaret edip yaptı...
Yarın Boyko da konabilir Ankara'ya!
Hakkıdır!
Yeni Cumhurbaşkanımızın kapısı iyi niyetli dostlara her zaman açık.
Cumhurun arzusu da zaten bu yönde.
Hatta Volen bile gelebilir.
Birazcık Türkün gücünü ve medeniyetini yakından görebilmesi için.
Ama o sıktıramaz, çünkü fesatlıktan kalbi çatlayıverir.
Sonra başımıza dert olur...
Seçimlere ramak kala, henüz Ankara şarabından tadımlık bile içilmemiş de olsa,
Bulgaristan'daki Türkler ( Rahatlıkla bütün etnoslar da denebilir)
ve Türkiye'deki göçmen kardeşleri,
artık önlerinde yeni bir yapıcı ve üretken siyasi tablo görme arzusunu yeğlemekte.
İstikrarsız, kısır ve yönsüz Bulgaristan iç ve dış siyaseti,
Türkiye'nin şüphe ve kaygılarını ortadan henüz kaldırmamıştır.
Mestan tebriğe geldi,
sıcak bir kabul gördü,
gerçek Türk kahvesi yudumladı
ve avuçlarını memnuniyetle ovuşturarak,
Sofya'ya kavuştu.
Bir de unutulmaması gereken avuçları yalamak olayı var.
Hele o çantada hazır keklik yerine koyduğu seçmen kitlesi var ya,
hele ileride bir gün Mestan'ın tek ihanetini görürse,
öyle bir Osmanlı Tokadı indirir ki ensesine...
Toprağımı ne ben kurtarabilirim, ne de Tayip Erdoğan!

Mümin Topçu

BOYKO, TÜRK GÜREŞÇİSİ FİLİZ NURULLAH'IN ANITINI AÇTI

Türk güreş tarihinin olduğu kadar, dünya tarihinde da çok büyük bir üne kavuşan Filiz Hasan Hayrullah'ın anısına, doğup büyüdüğü Şumnu'nun Bıyıklı (Bortsi) köyünde tertiplenen bir törenle heykeli açıldı.
217 boyu ve 208 kilosuyla bu sporcumuz, yağlı güreş tarihimizin en cüsseli ve en ağır pehlivanıdır.
Dedesi de ünlü bir pehlivan olan Filiz Nurullah, 22 yaşında Paris'e gitmiş ve burada dünyanın en güçlü güreşçileriyle boy ölçmüştür.
Ünlü güreşçinin anıtının açılışına GERB partisinin lideri Boyko Borisov da katıldı.
Borisov açılışta şunlar söyledi;
"Biri birimizi tanımalıyız, farklı kültürlerimizi, örf ve adetlerimizi bilmeliyiz. Bu ülkede dostça yaşayabilmek için, bütün sembollerimize karşı saygılı davranmalıyız.Bir tek bu şekilde hep beraber bu memleketi daha mutlu yarınlara götürebiliriz."

Jale Filibeli 
dombira.eu

събота, 13 септември 2014 г.

YENİ TOPRAK YASASINA GÖRE, ARZULAYAN TOPRAĞINA KAVUŞABİLECEK

Sayın Kırcaali.eu yetkilisi,

Bulgaristan'da dedemizin adına kayıtlı arazilerimiz var.
Tabi ki tapulu.
Aldığımız bir duyuma göre eylül ayı sonuna kadar miras kalan arazilerin
tapularını mirasçılar kendi üzerine almadığı takdirde
Bulgaristan devleti bu arazilere el koyacak deniliyor.
Konu hakkında bizleri acil olarak bilgilendirirseniz seviniriz.
İşlerinizde başarılar dilerim!

Cüneyt Kanlı


Resmi yetkililerden şu bilgileri aldık;

- Mevcut yasaya göre, 1997 yılına kadar aranmamış araziler devlete kalıyormuş.
Ancak, Bulgaristan vatandaşlığını kaybetmiş olan eski göçmenler
ve zamanında  iade dilekçesi vermeyenler için,
bu eylülün sonuna kadar yeni ve geçici bir düzenleme bekleniyormuş.
Buna göre, arzulayan herkes toprağına ve orman arazisine kavuşacakmış.


Jale Filibeli

вторник, 9 септември 2014 г.

25 YILDIR NEDEN YAPMADINIZ PEKİ...

Bulgaristan’da yine bir seçim ve 25 yıldır olduğu gibi yine aynı vaatlerle seçim propagandası;
 “Türklerin haklarını ancak biz savunuruz, eski göçmenlere vatandaşlık vereceğiz, Türkçe eğitim için çalışacağız, yapacağız, edeceğiz. Biz, biz, hep biz, sadece biz, hep bana hep bana…”
Ancak artık halkımız üzerindeki ölü toprağını atmaya başladı.
Her seçimde söz verilip gerçekleştirilmeyen bu vaatlere karşı insanımız haklı olarak “25 yıldır neden yapmadınız peki” diye sorar duruma geldi. 
Ve artık yavaş yavaş bu yalan siyasetin halkın yararına değil de sadece HÖH yöneticilerinin çıkarlarına çalıştığını insanlar anladı.
Çünkü gördüler ki 25 yıldır aynı vaatleri dinleyip hiçbir gelişme olmadığı, tam tersi durumlarının daha kötüye gittiği bu süreç boyunca kendilerine masal anlatan o siyasetçiler Karun kadar zengin oldular.
Bu esnada kendileri ise geçim derdine düşmüş, köyler boşalmış, gençler çalışmak için Avrupa’ya göç etmiş, çocukları ve torunları Türkçe öğrenememiş, dinini öğrenememiş, ülkenin en fakir ve azınlık hakları yönünden Avrupa’nın en geri toplumu haline gelmişler.
İnsanlar aynı masalları dinlemekten bıktı artık.
Birçok soydaşımız seçimlerde oy kullanmaya dahi gitmiyor son yıllarda.
 “Hep aynı büyük sözler ama sonuç hep aynı” diyor vatandaş.
Haksız da değiller.
Ancak Bulgaristan’daki Türk siyaseti artık alternatifsiz değil.
Belki de yenilik için yola çıkan genç beyinlerden kurulu HŞHP bu seçimlerde reformcularla birlikte meclise girerek fark yaratabilir.
Bunu zaman gösterecek.
Bu noktada Türkiye’de kurulu göçmen derneklerinin rolünü görmemiz lazım. Bilindiği gibi derneklerin yurt dışında faaliyet gösteren siyasi partilerden yardım almaları kanunen yasak.
Kaldı ki derneklerin ve federasyonların etik olarak her siyasi harekete eşit mesafede olması ve partiler üstü politika izlemeleri gerekir.
Ancak görüyoruz ki birçok dernek ve federasyon HÖH’ün Türkiye ofisleri gibi çalışmakta.
Derneklerin diğer Türk partisi HŞHP’ne destek vermeyip HÖH için canla başla çalışmasının temel nedeni ise bu derneklerin yöneticilerinin HÖH’ten ciddi menfaatler sağlaması.
Öyle ki televizyonlara çıkıp çekinmeden HÖH için propoganda yapabiliyorlar. Büyük paraların ortalarda döndüğü seçim zamanlarında bu bir takım dernek yöneticileri umarım suç işlemiyorlardır.
Başka bir derneğimizin ise GERB’in Türkiye temsilcisi olmasından bahsetmemek olmaz.
Her ortamda “en milliyetçi biziz, en Türkçü biziz” diyenlerin bir Bulgar partisi olan GERB’in ve Borisov’un elçisi olması hakikaten takdire şayan. Kendileri ile bu kadar çelişeceklerini düşünmemiştim...
Ne yazık ki, Bulgaristan’da siyaset tamamen şahsi çıkarlar üzerine kurulu.
Tabi bu siyasetin Türkiye ayağı da farklı değil.
O nedenle benim düşüncem, kendi çıkarını düşünen, 25 yıldır aynı masalı anlatan, ama bu süreçte ülkenin sayılı zenginleri arasına giren siyasetçilere değil, halktan olan, genç, yenilikçi, reformcu siyasetçilere şans tanımak yönünde.
Çünkü artık bir şeylerin değişmesini istiyorsak, yeniliğe yönelmek şart.
Ne demiş Albert Einstein;
 “Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır”.

Dr. Özcan ŞİMŞEK,

Ankara

неделя, 7 септември 2014 г.

ARDA 5 RODOPİ SMOLYAN 0

Plovdiv Amatör B Grubu’nda sezon yeni başladı. Ligin 1. maçında,  antrenör Yaşar Ramadanov yönetimindeki Arda Genç Futbol  Takımı, Rodopi Smolyan Genç Futbol takımı ile karşılatı. Antrenör Yaşar Ramadanov , 6  Eylül’de Drujba Stadı’nda oynanan maça Arda takımı adına tamamı 16 yaş olan gençlerden  oluşan bir 11 çıkardı. Stada gelen Kırcaaliler ise bu genç futbolcuların yaşça biraz daha büyük olan Rodopı Smolyan sporcuları karşısında neler yapabileceğini merak ediyordu. Ve Arda Genç Futbol Takımı tarihe geçecek bir skora imza attı.  Arda oyuncuları,  Rodopi Smolyan ağlarına tam 5 gol bıraktı.  Karşılaşmayı, S. Stoev , İ. Çakırov, Ş. Andonov hakem üçlüsü yönetti.





Düzenlenen mayeye ilgi azdı

 
Cumartesi günü Momçilgrad Bivolyane (Mandacı) köyünde bulunan Elmalı Baba Tekkesi’nde geleneksel Elmalı Baba mayesi yapıldı. Düzenlenen mayeye geçen yılkinden daha az ınsan katıldı. 










SİYAH BOY AYNASINDAN YANSIMALAR

Adaşım Mümin Sezgin, usanmadan ve ısrarla sormaya devam etmekte;
- Türkiye'de 144 göçmen derneği var. Sahi bu dernekler ne işe yarıyor?
- Bulgaristan Türkleri'nin Türkçe eğitim sorununu çözmek için ciddi bir adım attılar mı?
- Komünist zulmüne kaşı açılan dava konusunda bir çalışma oldu mu?
- Bulgar adı taşıyan dernek üyelerini tespit ettiler mi?
Sadece seçim vakti gelince;
" Biz HÖH'ü destekliyoruz,bölünmeyelim,komünist dönemde çok zulüm gördük,
inşallah bir daha tekrarlanmaz!"gibi boş laflarla halkı uyutuyorlar.
***
Genelde, Bulgaristan Türk Topluluğu'nun değişmez derdi ve çilesini,
kendine görev edinen veya edinmeyen,
yani hepimizi az veya çok bunlar ilgilendirmekte.
Ortadaki ana sorun ise her zaman gözardı edilmekte;
- Herkesin bir tek kendisini damgalanmış ilah olarak görmesi,
bir de ayrı ayrı kavşak noktalarında vakit ve zaman törpülememiz!
Halbuki, ufukta incelmiş ve kopmak üzre olan yol tektir!
Artık çomak ve ayak oyunlarını terk etme zamanı.
Aramızdaki konuşulmayacak tabular kaldırılmalı.
Meriç'in azgın suları Trakya'mızı yutmamalı!
Deliorman bozkırının sabana ihtiyacı var!
Sofya'nın kaldırım taşlarında Türklerin de alın teri bulunuyor!
Herkes yorganı kendi üzerine çekmekten vazgeçmeli,
çünkü bu örtünün altında hepimize yer var.
Sonuçta Mustafa Asi, Güner Mert, Refiye Kemal, İrfan Beyti, Bahri Ömer, Abdurahman Manafoğlu, Korman İsmail, Reşat Aydın, Sezgin Mümin, Orhan İsmail, Durmuş Arda, Gülerman Can, Adem Hayrullah, Saniye Mümün, Burak Koçanoğlu, Erhan Sali, Menderes Kungun, Ali Güler, Saliha Emin, Kenan Özgür,
Ayşe Sali, Gürsel Hüseyin, Sesil Hüseyin, Sabri İskender, Zülkef Yeşibahçe, Hüsniye Aydın, Osman Karaca, Naim Bakoğlu, Ruşen Riza, Erdinç İmamoğlu, Güner Şükri, İlhan Anday, Menent Şükri, İsmail Köseömer veya Vedat Murat,
bu sözünü ettiğim tek yolda birleşebilir mi?
***
Şimdi biraz Sezgin kardeşin sorularına değinelim.
- Türkiye'de 144 göçmen derneği var. Sahi bu dernekler ne işe yarıyor?
Aslında, Sezgin bey, kendisi Sofya merkezli bir dernek yöneticisi.
Türkiye'deki göçmen derneklerinin sayısı ise adeta bilinmez cinsten.
Gerçi, bunların arasından içi boş, tabela derneklerini hesaba katmazsak, sadece birkaç tanesi ciddi birer oluşum ve kendi çapında bazı faaliyetler yürütürler.
Dernekçilik, sanıldığı gibi kolay bir toplum marifeti değil ve doğru dürüst bizlere hizmet sunanların önünde eğilip, minnet borcumuzu belli etmeliyiz.
Bu gönüllü kuruluşlarımızın, kendi çapında takdir edilecek bir işleyişleri bulunmakta, fakat topluluğumuzun ana ve güncel problemlerinin çözümü üzerine projeler üretmeye pek yanaşılmıyor.Ayrıca bize verdikleri zararları da unutmuyoruz!
- Bulgaristan Türkleri'nin Türkçe eğitim sorununu çözmek için ciddi bir adım attılar mı?
Bu problem suyun iki tarafında kalanların canını sıkmaya devam etmekte.
Bence çözüm yolu arayışı, öncelikle Bulgaristan'daki sivil toplum ve siyasi oluşumların gündeminden asla inmemeli. Belli ki, bu iş yalnız mektup yazmalarla başarıyla noktalanmayacak.
Göçmen dernekleri, kendi bölgelerinde bir hakimiyet ve popülarite sağlayamazken,
nasıl olup ta, ayrı bir devletin eğitim sorununu ortadan kaldırabilirler?
Misal olarak, bu konunun çözümü için Sezgin Mümin ile Yüksel Özkan hiç konuştu mu? Ortak bir çalışma programı altına imza attılar da,duyan mı olmadı?
Ya da Lütvi Mestan ile Rafet Ulutürk, birkaç gün sonra start alacak yeni eğitim yılı için basılacak yeni Türkçe kitapların yeterliğini mi görüştü?
Sakın bana, bu yıl da bu özlenen kitaplardan mahrum bırakıldık demeyin!
Suçlu bulunsun ve İŞİD'e teslim edilsin...
- Komünist zulmüne kaşı açılan dava konusunda bir çalışma oldu mu?
Yıllar boyu, hoşgörü niyetinden ve iyi dilekler göstergesinden başka olumlu bir gelişmenin kaydedilmediği aşikar.
Hatta, bir Eşref Kahraman bile davasında tek başına ve kaderine bırakıldı.
Onun başlattığı hareket hiç bir göçmen derneği tarafından benimsenmedi ve desteklenmedi.
Göçmen camiası, genel bir sorumluluktan kaçınmaz, fakat bu konuda Bulgaristan'da ciddi bir mücadele başlatılmadı.
Burada ki Eşref Kahraman'ın yalnızlık kaderi, oradaki Sezgin Mümin'in gayretleriyle eşdeğerdir...
Arkalarında, kimsenin durmaması bizim içler acısı durumumuzun siyah boy aynasıdır.
İşte böylece;
- oradakiler, buradakiler derken, aramızdaki suçluyu ararken, aramızdaki yel değirmenleri bir çok suç unsurunu zaman aşımına uğratmayı başardı...
- Bulgar adı taşıyan dernek üyelerini tespit ettiler mi?
Yine başka kışkırtıcı soru ve sual!
Bu konuda nedense yine göçmen derneklerine umut bağlanmakta, gerçi bunların asli görevi hafiyelik değildir, tabi ki, Bulgar isimlerle taşan seçim listeleri hazırlamak ta değil...
Ne de olsa bir polis devletinde yaşamıyoruz sonuçta!
Sorun memlekette yaşayanlar arasında da çözüme ulaşmadı, yalnız göçmenleri zan altında bırakmak doğru olmaz.
Türkiye hukuku, vatandaşın kimliğindeki tek ismi tanır.
Tabi ki, kimin çifte isim taşıdığını da beller!
Aynısı dernekler için de geçerlidir.
Zaten, bir insanın tek isimli olma zarureti üzerinde hepimiz hemfikiriz...
Ama uygulamada çifte suratlı şeytandan beteriz.
Avrupa ülkesi olan Bulgaristan, zoraki dayatmalar sonucunda bir Türkün, Bulgar etnistesine dahil olamayacağını çoktan anlamış olmalıydı, ama nafile işte...
Türkiye'de kimliklerimizdeki gerçek Türk isimlerimizle dolaşıyor ve gururla yaşıyoruz!
Bulgaristan'da ise kimliklerimizdeki sahte Bulgar isimleriyle utanarak ve büzülerek caka atmaya kalkışıyoruz!
İki adım ötedeki adliyeye uğramayı ise ihmal etmekteyiz...
Hani Jivkov'u hiç sevmiyorduk?
Hani Hak ve Özgürlükler Hareketi'ni bizler kurmuştuk?
BALGÖÇ'ü neden yarattık?

Mümin Topçu

ARDİNO'NUN CEZASI KALKTIĞINDA BULGARİSTAN'A DEMOKRASİ UĞRAYACAK

Günümüzün Ardino ilçesi  birkaç tane eski ilçeden oluşmakta;
- Ardino, Lenişte, Mleçino, Çam Dere, Rusalsko ve Byal İzvor.
1950 yıllarından sonra, iç ve dış göçlerden sonra, bu bölgenin
nüfusu yarım asırdır eridi, bir çok köyümüz adeta "kapandı"...
Ama yine de bu şirin ilçemizde hala binlerce insanımız barınmakta.
Buraları eğitimli, aydın, ileri görüşlü ve Türk şuuru yüksek
Bulgaristan sevdalısı sakinleri ile meşhurdur.

Acaba hiç düşündünüz mü?
Bunca yıldır, Ardino insanının aday gösterdiği
bir tek deputat neden aday listesine giremedi ve seçilmedi?
Eski Byal izvor bölgesinden, göz boyamak için, bir tane seçilmesine seçildi ,
ama asıl Türklerin yoğun olarak yaşadığı köy ve kasabadan
tek deputat çıkmadı nedense...
Acaba neden?
Belli oluyor ki, bazı şer odakları halla eski korkularını terk edememiş.
Hala bu eski  kafalılar tedbiri elden bırakmamakta ve böylece
vatanı "kurtarmaya"devam ediyorlar.
Meşhur Tozçalı isyanı, Jivkov'un kalın ensesine indirilen
güçlü bir Osmanlı tokadı olmuştu.
5 ocak 1990 yılında yine Ardino merkezine
bütün Kırcaali ili toplandı, "Türküz, Türküz!"
nidaları sağır ve sultanın kulaklarını çınlattı.
Birileri bunun acısını hala ısrarla unutmamaya özen göstermekte!
Sonra, demokrasiye geçiş döneminde,
yine Ardinolu cesur yiğitler, kör köy gezerek,
Kırcaali bölgesindeki ilk özgür, bağısız
SDS ve DPS örgütlerini kurmadılar mı?
Tabi ki, ilk seçimlere ramak kala,
general Kadirev'in gizli armadasının beslemeleri bir gecede
devrim yaptı.
Bu şekilde demokrasi  yürüyüşünün ve geçidinin
önü kesilmiş oldu...
Ardino ilçesinin cezası bitmediği müddetçe,
galiba ülkemize demokrasi de uğramayacak gibi duruyor.
Düşünüyorum da,
vaktinde  Kırcaali ilinde ilk kurduğumuz tertemiz yerel DPS örgütleri,
SDS koalisyonu içinde kalmış olsaydı,
acaba ülkemiz şu an başka boyutlara mı ulaşırdı?
Evet, Ardino Türkü eğitimlidir, aydındır ve ülkesini
hepimizden fazla sever ve sayar.
O zaman,  bu korku neye dayanmakta?
 Rafet Ali

неделя, 31 август 2014 г.

BULGARİSTAN, NEDEN BATTI ?

Bulgaristan Toplumunun çeşitli etnik grupların birleşmesinden oluştuğu aşikar,
fakat sözde demokrasiye geçiş yıllarında bu etnistelerin belirli kutuplaşması ayyuka çıktı.
Başka bir gelişme beklentisinin enayilik olmasına rağmen, öncelikle şunu belirtmekte yarar var.
Güçlü ve istikrarlı Bulgaristan hedefini yakalamak, toplumdaki çoğunluğun arzusu ve seçim reyine bağlı.
Ortadaki güçlü bir siyasi oluşumun eksikliği ise daha uzun yıllar bizleri boş hayal dünyalarında çıplak ayaklarla gezdirecek.
Bulgar kökenli Simeon paşanın DPS'den vekil adayı olması çok manidar ve önemli,
çünkü kendisi diğer çapulcu bozuntularına hiç benzememekte...
Bu ülkemiz siyasetinde yeni bir dönemin işareti olmuyor mu?

Ben her zaman şunu belirtmişimdir;
- DPS, madem ki, iktidar olma peşinde değil, neden o zaman ortalıkta çabalamakta?
Ayrıca ciddi bir niyeti olmuş olsa;
- Neden, kendisini yaratan ve servis eden stratejik gücün evlatlıklarıyla kol kola gürbüzleşmekte?
- Neden doğasına ihanet edememekte?

Nihayetinde, cılız ve acemi iktidarlığını da görmüş olduk!
Simeon paşanın DPS saflarında bayrak sallamasından dolayı mutlu olduk!
Bu, Süleyman Hafızov gibi bir mert in Cumhurbaşkanlığı koltuğunda görmek eş anlamı da değil mi?
Bulgaristan yalnız Bulgar etnistesine ait olamadığına göre...

Bu arkaik düşüncelere neden mi gebeyim?
Yukarıda sözünü ettiğim Bulgaristan Toplumu genelde sağ duyuludur.
Doğruyu yanlıştan ayrıştırabilir cinsten yani...

Ama bazen şaşırtıcı olaylara da tanıklık etmekteyiz.
1989 yılının sonundaki Kırcaali caddelerini hatırlayalım.
Ağır darbe almış, yaralı derin devlet, Agop, Minço ve Garena beslemelerini acımasızca Türklerin üzerine salıvermişti.
Nasıl olup ta bunların zoraki çalınan isimleri iade edilecekmiş naraları gökleri çınlatıyordu...
İade edildi işte!
Bundan mı  battı yoksa Bulgaristan?
Aynı derin devletin militanları günümüzün bataklığına sürüdü hepimizi, hatta hiç ayrımcılık yapmadan...

Şimdilerde Agop teleskopuyla kuyruklu yıldızları seyrediyor.
Garena uslu ve barışçıl bir papaz postuna büründü çoktan.
Minço ise her halde hala sıçan deliğinde gizlenmektedir...

Bu sefer çatlak ses, ordu mensubu bir subayımızdan çıktı.
Simeon paşasına mektup göndermiş.
Eski kumandanından,çok utandığını belirtiyor çünkü,
kendisi güya bütün ordu mensuplarına  ve halkına büyük ihanette bulunmuş.
Bundan dolayı, bu subayımız bir Türkün üniformasına tükürdüğü hissine kapılmış...

Kısır ve güdümlü Bulgar milliyetçiliğin geldiği son nokta bu olmalı!
İleri ki bir tarihte, ülkemizin  Başbakanı bir Türk kökenli vatandaşımız da olabilir.
Bu gayet normaldir!
Bulgaristan'ın bir tek Bulgarlara ait olmadığına göre...
Ama o Türk kökenli Başbakan,
Bulgaristan ordusu mensuplarını selamlarken asla "Merhaba Asker!"demez.
Ağzından, sevgi ve kıvançla bir tek; "Zdraveyte Yunatsi!" sözcükleri dökülür...
İşte bu doğruluk ve gerçek, ülkemiz yeniden Balkanların  Gül Vadisi'ne dönüşür...


Mümin Topçu

BİR DOKTOR NEDİM ANALİZİNDEN ÇAĞRIŞIM VE ÇIRPINIŞLAR...

Dr. Nedim Birinci'nin "Hedef on milletvekili" başlıklı yazısını okudum ve bazı tereddütlere kapılmadım değil.
Bu on  vekil listesi kimlerden oluşacak ve nasıl belirlenecek bir türlü anlamış değilim...
İstanbul merkezli Bultürk derneğinin politik hedefinde, önümüzdeki Bulgaristan seçimlerinde Parlamento'muza on vekil göndermek varmış.
İstanbul'da çoğumuzun bilmediği Yıldırım mahalesinde bulunan bu göçmen derneği acaba nasıl olup ta bunca vekili meclisimize sokacak, ben bunu da bir türlü anlamış değilim, çünkü aday listeler artık hazır ve bunlarda değişiklik olmaz.

Belirli nedenlerden dolayı genelde Türkiye'den en fazla oy DPS'ye çıkmakta.
Geçen gün Zürfettin Hacıoğlu ile Dr.Yüksel Özkan, yine plajları yılan dolu Nesebır bölgesinde pineklemekteydi, oralarda kimlerle görüşebilecekleri ise malüm...
Nedim Birinci adının önünde doktor sıfatı kullanmış, ama Kırcaali'deki dostları, kendisinin bir sağlık memuru olduğunu belirtiyor, yani burada feldşerlik öğrenimi görmüş birisi,umarım ünüversite diploması da almıştır.
Nedim bey, yazısında  resmiyette kaydı bulunmayan bir Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi'nden de bahsediyor.
Ona göre bu merkez üç yıldır faaliyetteymiş, ama merkezin logosunda 2013 yılı yazmakta...
Bu araştırma merkezi doğal olarak bizi ilgilendirir, hem de çok, çünkü biz hala doğduğumuz topraklarda yaşamaktayız ve yarınlarımız için çok endişeliyiz, bundan dolayı karşımızda ciddi muhataplar görmeyi arzularız...
Kimler tarafından kuruldu, yöneticileri ve çalışanları kimler, tam olarak adresi neresidir bu merkezin, bir de finasörleri kimlerdir?
Biz nasıl ulaşabiliriz bu merkeze, medya olarak okuyucularımızı aydınlatmak isteriz, çünkü Nedim Birinci'ye göre bu merkez başarılı çalışmalar yürütmekte ve yönetiminin "büyük davamızda" katkıları bulunuyormuş.
Bunlar kulağa güzel gelen ifadeler, ama biz Bulgaristan'da yaşayanlar gerçek hayatımızda ne bir büyük davalara,ne de büyük bir başarılara tanıklık etmekteyiz.
Daha sonra sayın Nedim Birinci, derneklerimizin öncülüğüne güvenelim diyor.
Tamam be güzel kardeşim, ama biz bu çağrınıza nasıl güvenç ve inanç bağlayalım.
Zürfettin Hacıoğlu ve Dr.Yüksel Özkan çevresinde kutuplaşmış göçmen dernekleri her zaman olduğu gibi DPS menfaatleri namına adeta Ciguli misali göbek atmakta, biz artık adeta korkar olduk, bunlar bu malum ajan partisinin bir malubiyetinden sonra, herhalde Edirne'deki popüler Meriç köprüsünün üzerinden, kendilerini o pis suların üzerine doğru sallandırır.
Ana Vatan Türkiye'miz de bugün yaklaşık yarım milion çifte vatandaşımız barınmakta, ama şanlı derneklerimizin sağladığı oy ise 50 000 geçmemekte. Demek ki, göçmen camiasının arzu ve istekleri doğrultusunda adım atmamakta bu göçmen derneklerimiz ve çoğunlukta can kardeşlerimiz bunları asla iplememekte...
Bunca yıldır uzaktan göçmen derneklerimizi takip etmekteyim,bunlara Bultürk'te dahil.
Yakın zamana kadar bu dernek aktivistleri için Ahmed Doğan ve partisinden iyisi yoktu!
Sonrasında Boyko ve Karayançeva ile sarmaş dolaş oldular!
Vejdi ile Galata köprüsün üzerinde  puro tüttürdüler!
Bir ara Moskova talebesi Sali Şaban'ı bile naftalinden çıkarıp başımıza Cumhurbaşkanı ilan ettiler!
Geçen ki seçimlerde ise "Göçmen camiasının lideri Güner Tahir'dir"demeçleri vermediler mi?
Birinci'nin son yazısından anladığımız kadarına DPS ve Reformcular'a oy vermeyecekmişiz!
Ama nedense başka kime oyumuzu  vereceğimiz belirtilmiyor bu, çünkü kendisi ve çevresi de bunun cevabını bilemiyor, ama politik hedeflerinin arasında on vekil kazandırmak olduğunu ısrarla belirtmeyi unutmuyor.
Ayrıca yalnız ismi durmadan bir yıldız gibi parlatılan bu derneğimizin Bulgaristan siyasetine aktif katkısı varmış.
Bunun da gerçeklerle pek bir bağlantısının olmadığını düşünüyorum.
Ama Nedim Birinci ısrarla Bulgar hükümetine, hem de Türkiye'ye çözüm aramakta, işbirliği yapılacak partiyi  ve hedef belirlemekte öncü olduklarını vurgulamakta.
Bir nevi bunlar Boyko'nun, Sergeyço'nun, Ahmedço'nun ve Tayip beyin üzerinde kol kanat germe mertebesine ulaşmışlar,ama yalnız bizim bundan haberimiz olmamış...
Bultürk gibi örgütler BSP-DPS- Ataka ortaklığını  da iktidardan güya indirmişler.

Burada artık "çüüüş"derim ben!
Ayrıca benim gözüm bu "stratejik analizi" pek tutmadı.
Ve biz bu sulu ayrandan içmeyelim, karnımız tok...
Ne yazık ki, ülkemizde siyasi istikrarsızlıklar devam etmekte!
Madem ki, göçmen dernekleri bizim menfaatlerimiz doğrultusunda bu kadar cehendem ateşi ve azabı içinde çırpınıyorlar, seçimlere beş kala, vekil adayı listeleri çoktan belirlenmişken, Parlamento'da "soydaş milletvekili grubundan"bahsetmekte neyin nesi oluyor?
Hiç siz, bulanık sudan oltayla balık avlandığını gördünüz mü? Ben görmedim!
Bazılarının hayal gücü fazla olabilir, bizler de buralarda geri zekalı olmadığımıza göre, Nedim Birinci'nin yazısının finalinden şunu anladım.
O, oyumuzu çöpe atmamamızı tavsiye ederken, dernek başkanlarının öğütlerine de kulak veriniz diyor.
Demek ki, Zürfettin'in ve Özkan'ın adamları ne derse buna göre hareket edeceğiz!
Yani bizim Mestanlılı "yiğit oğlan" Lütfi'nin takım elbisesinin tozunu üflemeye devam edeceğiz, ancak bu şekilde gömleğini süsleyen kırmızı apoletleri de okşamış olacağız...

Vallahi de Billahi de, çok iyi ve isabetli bir "stratejik analiz" yapmışsın Nedim Birinci!

Rafet Ali,
Kırcaa



HEDEF 10 MİLLETVEKİLİ


Politik hedefimiz Bulgaristan seçimlerinde Sofya parlamentosuna 10 milletvekili göndermektir. Seçimler, 5 Ekim 2014 günü, hem bütün Bulgaristan’da, hem de Türkiye de aralarında olmak   üzere, dış ülkelerdeki Bulgar diplomatik temsilciklerimizde ve özel açılacak seçim bürolarında yapılacaktır. Seçimler, Kurban Bayramına rastladığından dolayı, bizler için o gün biraz Bayram telaşı olsa da,  hepimiz mutlaka katılmak zorundayız. Oyumuzu vermeliyiz. Bir önceki 2009 genel seçimleri göz önünde bulundurularak Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdi de yine 126 seçim merkezinde oy kullanılması öngörüldü. Fakat bu geçici bir karar. Verilen dilekçelere göre değişecektir. Sandık sayısı artabilir. Bu konuda son karar 9 Eylül günü alınacaktır. Sandık sayısı yapılan müracaat ve kayıtlara göre, hiçbir kısıtlamaya tabii tutulmadan, bir daha hesaplanacak ve son tespit yapılacaktır.


Dikkat edilecek bir nokta:


2014 parlamento seçimlerine T.C.’deki soydaşlar arasında olağanüstü büyük bir ilgi gözleniyor. Her gün Konsoloslukların önü seçim kaydı yaptırmak isteyenlerle dolup taşıyor. Politik aktifliğin hele ilk kez oy kullanacak gençler arasında yüksek olması çok memnuniyet vericidir. 126 seçim bürosunun şöyle bir 30 sandıkla artması bekleniyor. Bulgar seçim yasalarına göre, önceden belirlenen merkezlerden uzakta bulunan, bir yerleşim yerinde 20 kişinin seçime katılmak için dilekçe vermesi, yeni bir seçim merkezi açılması için yeterli sayılır. Bulgar Seçim Merkezi kararına göre seçim günü 8 saat sürecektir. Bir günde bir sandığa en fazla 850 – 900 kişi ov atabilir. 2009’da bazı sandıklarda 1500 seçmen soydaşın oy kullanmıştı. Rakamın büyüklüğü dikkati çekti. Bulgar Yasa ve Adalet Partisi RZP) Başkanı Y. Yanev’in Yüksek Mahkemede itirazda bulundu. Bu nedenle, kimi sandıklardan alınan sonuçlar sayılmadı. Şimdi daha fazla seçim sandığı açılması istekleri İzmir, Bursa ve İstanbul gibi mega merkezlerde artarken, lütfen herkes seçim listelerinde isim ve adresinin doğru işlenip işlenmediğine dikkat etsin. Sandık başına kimlik veya pasaportla gidiniz.


İlk kez oy kullananlar ve yaşlılar.


18 yaşına basmış olan her Bulgaristanlı soydaş oy verip seçme hakkını kullanabilir. Daha önce seçime katılmamış gençler seçim büro ve komisyonlarında görev alamaz.


Bu seçimde soydaşlarımızın en az 130 bin oyla 10 milletvekilini Sofya parlamentosuna göndermesi bekleniyor. Oy kullanmanın üst sınırı yoktur.


Bizim oylarımızla kim milletvekili oluyor:


Bu seçimde 43. millet meclisini seçeceğiz. 2009’daki olağan seçimde Türkiye’den gelen oylarla 5 HÖH – DPS milletvekili ve 1 de GERB milletvekili seçildi. Oyların hepsi Sofya’da kullanıldı.. Şimdi soydaş oylarının hangi illerde ve nasıl kullanılacağı henüz açıklanmadı. 2009’da HÖH partisi Türkiye derneklerinden yükseltilen Türk milletvekili adaylarının Sofya meclisine girmesine engel oldu. Bu oylarla kendi listesinden 5 Bulgar milletvekili çıkardı.


Vatanlarındaki politik yaşama, ağır sosyal ve mali bunalım sorunlarının çözümüne ve iki ülke arasındaki işbirliği ve yardımlaşma kapılarını daha da geniş açmaya katkıda bulunmak isteyen adaylara bu defa şans tanınmalıdır.


Oylarımızla delege edeceğimiz milletvekillerinin başlıca ödevleri:


Bu seçimlerin hem soydaşlarımızın kendi sorunlarının çözümüne hem de Bulgar Türk ilişkilerinin yeni daha semereli ve herkese yararlı bir düzeye taşınması açısından büyük önem taşıdığı biliniyor. Soydaşlarımız Bulgaristan’da kalan evlerine ve diğer taşınmazlarına sahip çıkarken, aynı zamanda demokratikleşmeyi seçen Bulgar toplumuna hak ve adalet, özgürlük ve eşitlik temin etme davasında yararlı ve faydalı olmak istiyor.


HÖH listelerindeki durum:


2014 parlamento seçimlerinde, Hak ve Özgürlükler Partisi HÖH-DPS listeleri açıklandı.  Bütün ülkede liste başı yalnız 2 Türk var. Biri Lütfü Mestan diğeri de İsperihli Ahmet Ahmet. Bu partinin Türklük ve Müslümanlığa madden ve ruhen yüz çevirdiği bu seçimlerde de ortaya çıkıyor. Ülkemizde özgün Türk kültürünü, diğer etniklerin öz kültürlerini geliştirerek, İslam dinine bağlı yurttaşlara daha büyük saygı gösterilmesi sayfasını da kapatan HÖH partisi kadrolarının Türklerden, ne Müslümanlardan ne de soydaşlarımızdan oy istemeye yüzü yoktur. Bu parti çilekeş halkımızın sorunlarını, dertlerini, geleceğini unutmuş ve çizmiş bir partidir. Politikayı halkın menfaatlerini savunmak için değil, mafyotik-oligarşi-hırsızlarının çıkarları için yürütüyor. HÖH’te liste başları yerli ve yabancı oligarşi aracıları: Daniel Peevski,  general Simyon Simyonov,  Kostenbrotlu İliya İliev, Nikolay Tsonev v.s.v.s  HÖH-DPS liste başıdır. Bu insanlar sizin, senin benim oyumuzla meclise girmeye yalakalık yapıyorlar. Bizi bu kişiler temsil edemez. Onlar ne bizim iyi ne de kötü günümüzde yanı başımızdaydı. Arkamızdan hesap kitap yapılıp iş çevrilmesi yolunu birlikte keselim. Şartlarımızı kabul etmeyene bir oy yok. Bu partinin bu defa da Türklerden ve Pomaklardan dava uğruna oy alması değil, kalaycı ve burguculardan dalavereye devam etmesi için daha fazla oy satın alması bekleniyor. İşlerin iç yüzü budur.


Avrupa ülkelerinde HÖH-DPS partisine oy verip oligarşi temsilcilerini, mafya babalarını, hapis kaçaklarını, parlamentoyu otel sanıp 1 yıl uyuklayanları seçmek istemiyor. Bu oylarla son seçimde milletvekilli olanlar (5 kişi) hiç biri hiçbir defa soydaşlarımızı aramadı, sormadı, derneklere uğramadı, AB’de çalışan işçilerimizin problemini sormadı, hiçbir sorunumuzla ilgilenmedi.


Bulgaristan’daki ana sorun:


Bu seçimle çözülmek isteyen ana sorun mafyanın ve oligarşi kenelerinin devlette ve yürütmeden atmak olsa da mümkün olmayacaktır. Parti listelerini parti merkezleri belirledi. Halkın gösterdiği milletvekili yok. Liste başlarını kimse değiştiremez, onlar Ekim ayından sonra devam edecek olan politikaya atanmış gibiler. Liste başından indirilmelerine ve yerlerine yeni birisinin gösterilmesine % 51 ol gereklidir. Bunu da kimse bu günden sonra artık kimse toplayamaz, çünkü liste değişikliği için oy kullanan kişi, seçim günü oy kullanma hakkını yitirir. Kullandığı en çok seçim dalavereleriyle devlet içine en fazla asalak yerleştiren HÖH – DPS partisidir. Plamen Oreşarski hükümetinde Maliye Bakanı olan ve burnunun dibinden 3 milyar 700 milyon leva çaldıran Petır Çobanov HÖH-DPS’den liste başı gösterildi. Bizim oylarımızı kullanıp kendine uygun kişileri milletvekili gösteren HÖH-DPS, Bulgar dili profesörü Maryana Georgievayı yine soydaş oylarıyla Sofya’dan milletvekili göstermek için liste başı yapmıştır. Tüm derneklerin bu konuda uyanık olmaları zamanı gelmiştir. Soydaşlarımız Ahmet Doğan ile Lütfü Mestan tarafından kim ne hesaplarla hazırlanmış listelerden tanımadığımız kişilerin milletvekili seçilmesi için oy vermek istemiyor. Bu gidişle Bulgar devletini çökerten oligarşi hırsızlarını biz kendi oylarımızla iktidara ve politikaya taşımız oluyoruz ki, bu çok tehlikelidir. Satır döner sap döner ve oy kullanma hakkımızı, en yasal hakımız olsa bile kaybedebiliriz.


Bildiğimiz kişileri, öz temsilcilerimizi seçelim.


Bu seçimlerde de Türkiye Cumhuriyetinden gelecek olan oyların hangi seçim bölgesinden kimi parlamentoya götüreceği hala bilinmiyor. Biz bu oylarla seçilecek olan temsilcilerimizin Türk ve Müslüman etnik grubundan, aydın, halkımızın bildiği ve tanıdığı yüksek öğrenimli ve sosyal aktif kişiler olmasında ısrarlıyız. Adaylarımızın seçmenimizin göstereceği kadrolar olmasında kesin kararlıyız. HÖH-DPS partisinin bizim oylarımızla hiç tanımadığımız, görmediğimiz, adını işitmediğimiz ve bizim sorunlarımızı bilmeyen ve onlarla ilgilenmeye niyeti olmayan kişileri milletvekili yapmasını kabul edemeyiz. Bu çözüm bu defa bize dayatılamaz. Biz bu defa aday listelerimizi politik partilere kabul ettirmeliyiz.


Adaylarımızın başlıca ödevleri:


Soydaş seçmen,  karma bölgeler adıyla bilinen Türk ve Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı köy, kasaba ve şehirlerin sosyal ve ekonomik, sağlık ve eğitim sorunlarını yakından tanıyan ve bu alanlardaki sorunların çözülmesinde aktif rol oynayacak yüksek öğrenimli, uzman, nüfuslu genç kişiler olmasında ısrarlıdır. AB fonlarının karma bölgelere akması yollarını açmak uğruna çalışmalıdırlar. Bulgaristan Türk ve Pomaklarının üretim biçiminin yenilenmesi, daha verimli, daha uygun üretimler celbe dilmesi olanaklarını araştırmalıdır. Türkiye ile Bulgaristan arasında daha sıkı ve verimli işbirliği ve yardımlaşma projeleri geliştirme öncelikli vazifelerinden olmalıdır. Oyumuzu, parti listelerine alınmış,  işten anlamayan, hayat hedefleri bizimkilerle örtüşmeyen, tanımadığımız bilmediğimiz karanlık kişilere vermek istemiyoruz.


Derneklerimizin öncülüğüne güvenelim:


Soydaş problemlerini Bulgaristan’daki kardeşlerimizin sorunlarıyla bir bütün halinde BULTÜRK kültür ve hizmet derneği konularında işlenen ve geliştirilen güncel ve uzun vadeli konular seçim işlerinde, oy kullanmada, isabetli seçim yaparken dikkate alınmalıdır. Bize bizden başka yardım eden yoktur. 25 yıldan beri oylarımız boşa gitti. Reformcu Blok partisi liste başlarından aday gösterilmeleri için 100 bin, ikinci adaylık içinde 70 bin leva para istiyor. HÖH lideri A. Doğan bizim oylarımızı 25 yıldan beri sattı. Bu gidişe dur deyen, halkımızı bilinçli oy kullanmaya davet eden BULTÜRK derneğidir. Bizi düşünmeyenleri düşünmek zorunda değiliz. Saraylarda yaşayanların bizim sırtından yılda 3 milyon leva koruma parası ödemesine daha fazla tahammül edilemez.


BULTÜRK’ün Bulgar politikasına aktif katkıları:


Ortak çözüm yolu arayan, amaç tespitlerini sosyolojik araştırmalara dayandıran, hem Bulgar hükümetine hem de Türkiye’ye faydalı çözüm aramada öncü olan BULTÜRK kültür ve hizmet derneğinin özverili ve akılcı çaba ve önerileri aday gösterme, işbirliği yapılacak partiyi belirleme, öncelikli problem belirleme, hedef belirleme gibi işlerdeki deneyimleri ve öngörüsü dikkate almalıdır. BULTÜRK gibi sivil toplum örgütleri, 2013’de Sofya’da etkinliklerini yoğunlaştırarak ülke problemlerini kucaklayamayan BSP-HÖH-ATAKA ortaklığını iktidardan indirdiler. Bugün Bulgaristan’daki sosyal ve politik durum her zamankinden ağırdır. Politikayı hayat yolu yapanlar 5 Ekim 2014 seçimlerinin de ülkeyi içine düştüğü ve son kalelerini de çökmekten korumakta güçlük çeken ülkenin sorunlarını sıçramalı çözebileceğine inanmıyorlar. En emin sosyolojik ve politik analizler bu seçimleri hiçbir Bulgar partisinin kazanamayacağını, sosyalistler ve HÖH-DPS tarafından temsil edilen sol kanat içindeki çelişkilerin çok derinleştiğini ve artık birbirinin yüzüne bakamayacak duruma geldiklerini kanıtladı. BG stratejik araştırma merkezi yayınlarında bu tespit ve öngörüler her defasında zamanında sizlere iletilmiştir. Bulgaristan hakkında doğru karar vermek için, BULTÜRK yayınlarını mutlaka izleyiniz.


Geçiş Dönemi bir çöküş dönemi olarak sona ermek üzeredir.


Zamanını doldurmuş ve modern politika sahnesinden ve Bulgaristan politikasından hiçbir iz bırakmadan bir sis gibi kalkıp gitmeleri için çanların çalmasına karşın, ayak direyenlerle iş olmayacağını hayat gösterdi. 25 yılda 2 fabrika yapamayan politik parti ve güçlerden reform, dönüşüm, yenileşme ve ilerleme beklemek yalan olur. Halkın içinde bulunduğu sefillik çukurunun daha derini ve başka dibi yok. Köyler insansız, tarlalar sürülmeden, sürüler çobansız kaldı. Daha da kötüsü memleket insansız kalıyor.


Sağ kanattaki durum:


Avrupa Halk Partilerinin Bulgaristan’daki sağ kanat temsilciliğini yapan B. Borisov’un GERB partisi de bu seçimleri salt çoğunlukla kazanıp tek başına hükümet kuramayacaktır. 240 milletvekilli mecliste tek başına hükümet kurmak için 121 oy gerek. GERB partisinde bu kadar yüksek sıçrayabilecek potansiyel yoktur. Ona yamak olarak, birçok küçük ve yerel partinin birleşmesinden oluşan Fransa sağ kanat örneği dikkate alınarak düşünülen Bulgar Reformcu Blok – ortaklığı ile sağdaki ana güç olan GERB arasından kara kedi geçti. 5 küçük partiden oluşan Reformcu Blok, GERB tarafından yutulmaktan korkuyor.


Milliyetçi Cephe heveslileri:


Seçime bir ay kala ortada milliyetçilik kanı keskin bir cephenin sesi duyulmaya başladı. Türk düşmanı “Skat” TV sahibi tarafından yönetilen, Barekov’un “Sansürsüz Bulgaristan” ve Makedon milliyetçilerinin (VBRO) partisi voyvodalarını bir araya toplayan bu cephenin iki ana politik ilkesi var: 1) Türklerin Partisi olan HÖH –DPS yi iktidardan uzaklaştırmak. 2) Türkiye Cumhuriyetini Avrupa Birliği’ne girmesi yollarını kesmek. Bulgar devleti çökmüş, ama içindeki milliyetçi benciller, “ben olmazsam o da olmasın” inadından kurtulamıyorlar.


Bu bocalama Büyük Millet Meclisi ile noktalanabilir.


Bulgaristan’da 5 Ekim 2014 seçimleri’nin ülkede herhangi bir değişikliğe neden olacağına inanalar bir elin parmakları kadar azdır. Herkes daha şimdiden, Şubat 2015’te yeni genel seçim olur mu hesaplarına dalmış. Bazıları ise, işler birkaç seçimde daha tosların da BÜYÜK MİLLET MECLİSİ seçimi yapalım ve ANAYASAYI değiştirelim hayalini gerçekleştirme kurgularına dalmıştır.


Soydan vekilleri göreve çağırılıyor:


Biz Bulgaristan Türkleri, Müslümanlar, soydaşlarımız ve dış ülkelerde çalışan işçilerimiz için bu seçimler de çok önemlidir. Bu genel seçimde biz soydaş dernekleri 10 milletvekili üzerinde anlaşıp oylarımızı veriyoruz ama bizim oylarımızla işte bu listedeki vekillerimiz meclise girip bizi temsil edecekler derken çok ısrarlı olmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek biz ilk kez olmak üzere, Bulgar parlamentosunda ilk kez bir SOYDAŞ MİLLETVEKİLİ GRUBU oluşma imkânı belirecektir. Bu grup politik duruma göre hareket edecek ve hak ve özgürlüklerimizi savunmada ısrarlı olacaktır. Bu grup üyeleri Bulgaristan Türk ve Müslümanları arasında da çok aktif ve etkin rol oynayabilirler.


Türkiye politikasının etkileri:


            28 Ağustos günü R. Tayyib Erdoğan’ın T.C. Başkanı görevine başlaması ve Dış işleri Bakanı Ahmet Dağutoğulu’nun da Ak Parti Başkanı ve T.C. Başbakanı seçilmesi ve TENİ BİR TÜRKLİYE YARATMA MÜCADELESİNİN FİİLEN BAŞLAMASI Bulgaristan’ı da alabildiğine etkiledi. Soydaşlarımız ve Bulgaristanlı Türk ve Müslümanları Türkiye örneğinde toplumu değiştirme, uzlaşma, anlaşma, iş ekmek ve güven yolunun seçimden geçtiğini artık iyi öğrendi.  İnsanlarımız demokraside seçimin önemine inandı. Soydaşlar arasındaki aktiflik ve katılım azmi buradan güç aldı. Türkiye’nin olumlu örneklerini, birikimlerini Bulgaristan2a taşıyacak gücün kendileri olduğuna da inandılar. Bununla beraber, yeni Başbakan A. Davutoğulu Kurultay konuşmasında Rodopları anmakla, insanlarımıza selam göndermekle hepimizi yüreklendirdi ve arkamızda büyük Türkiye olduğu inancımıza güç kattı. Bu bakıma, Türkiye’yi istemeyen, Türkiye’yi görmezlikten gelen ve hiçe sayan HÖH lider ekibi, Türk milletinin ortak büyük atılımından kendini bir daha dışlamış oldu. Bu durumda, bizim 10 kişilik bir soydaşların seçilmiş temsilcilerinden oluşan milletvekili ekibi olarak, HÖH-DPS bağlılığımız kalktı, uygun bulduğumuz partinin içinde çalışmalarımızı sürdürebiliriz. Zaten kimseden bir beklediğimiz de yok.          


Son Sözler


5 Ekim 2014 Kurban Bayramına rastladı. Hayırlara vesile olsun. Oyunuzu Türkiye’de yada Bulgaristan’da kullanırken, dereye çöp atar gibi atmayın lütfen, dernek başkanlarının, seçim komisyonlarının öğütlerine, tavsiyelerine kulak veriniz. Biz bu işlere birlikte başladık ve birlikte olmaya devam edelim. Mücadele ortaktı, seçim hepimizindir.


Başarı temennilerimle.
Dr.Nedim  Birinci,

BG Haber

петък, 29 август 2014 г.

IŞILDAYAN BURSA, MOLOZLAR KENTİ İZMİR...

Altı aydır ayda bir defa iş gereği Bursa'yı ziyaret ediyorum. Bilmeyenler için Kırcali - Bursa arası yolculuğu biraz aydınlatmakta yarar görüyorum. Normal yolculukta valizini otobüsün bagajına emanet eder, elindeki poşeti yanına alır ve yerine yerleşip etrafına mal mal bakar hareketini beklersin. Benim sözünü ettiğim yolculuk biraz farklı. Atıyorum, otbüsün hareket saati sabah sekiz. Saat yedide otobüsün bagaj bölümü acılıyor ve otomobiller, minibüsler, yayalar durmaksızın çeşitli çap ve ebatlarda valizleri bagaj bölümüne yerleştiriyorlar. Orası kesmiyor, otobüsün içi de bagaj bölümüne dönüşüyor. Sekizde hareket etmesi gereken otobüs nihayet dokuza çeyrek kala Razgratlıların deyimi ile hızlanıyor. Bir zaman sonra sınıra yaklaşıyoruz. Otobüsümüz bu defa ihtiyaç molası için bir marketin önünde duruyor. Alış verişte hızını alamayanlar markete hücum ediyor ve raflarda mastikalar, üzüm rakıları otobüsün gizli zulalarına yerleştiriliyor. Bulgar tarafı gerekli işlemleri yaptıktan sonra, patates, soğan, kabak,domuz eti salamı ve yeterince miktarda alkohol yüklü otobüs Ana Vatan topraklarına yanaşıyor. Herhalde vatanın gönlü hoş olsun diye olacak bu defa da orada bulunan alış veriş merkezi istila ediliyor ve yine rakılar ve sigaralar bölümleri boca ediliyor. Sonrası ne mi oluyor? Vallahi çok anlatmak istiyorum ama ne yazık ki dilimizdeki mevcut kelimeler yetersiz kalıyor...
Şimdi biraz Bursayı ele almak istiyorum. Benim göz ağrımdır Bursa. Nilüfer çiçeğimdir. Benim şanlı geçmişim ve mihenk taşım. Ulu Cami ve etrafı gurur kaynağım, çınarları ise dik duruşum. Osman Gazi'nin mekanında nefesim tutulur. Hele hele Tophane'de bir çınarın gölgesine oturup çay yudumlamak ve Bursayı seyretmek... Bursa çok güzel ve modern, işin iyi yanı idarecileri bu kentimizi seviyorlar. Tarihi mirası restore edip ve yeniden yaşatmak arzuları, artık gözle görülür bir başarı. Bir sözle ifade etmek gerekirse, Bursa yaşanacak bir şehir.
Bursa'dan İzmir'e yön tutuyoruz. Yol mükemmel. İlk şehir Balıkesir. Tertemiz pırıl pırıl bir şehir. Akhisar,sonrası Manisa. Ovası ve yol boyunca gördüğümüz uçsuz bucaksız üzümler, kavunlar... Almış başını bir bereket gidiyor ardına bakmadan. Ve İzmir'e geldik. Akdeniz'in incisi, fakat girişte denizi göremediğimden olacak, yol kenarları bakımsız, bel boyu kuru otlar, boş arsalarda moloz yığınları, gelişi güzel yapılmış iş yerleri. Yaklaşık yirmi kilometre kadar aynı manzara hiç değişmiyor. En sonunda akrabalarıma ulaşıyorum. Sohbet esnasında İzmir konusunda düşündüklerimi söylediğimde, iki düzüne kadar akrabadan tekinin bile benimle mutabık kalmadığını gördüm. Hepsinin ortak görüşü, İzmir'in derli toplu temiz bir şehir yönünde olmasıydı ve Kocaoğlu adam gibi yöneticiydi. Garibanın birine fakirliğin ne kadar sürer diye sorduklarında yedi yıl demiş. Pekiyi, ya sonrası diye sorduklarında, alışır cevabını vermiş, İzmirliler de alışmış herhalde bu kötü duruma... Unutmadan, belli mi olur, belki bu yazımı AKP'liler okur.Onlara tek tavsiyem; - Sakın hiç bir seçimde İzmir'e uğramayın! Yirmi tane 89' göçmeni akrabam arasından üçü TKP'li ve gerisi CHP'li...
Seksenler dizisindeki Fehmi'nin deyimiyle; " Düşündükçe sinirleniyorum, sinirlendikçe de düşünüyorum...


Cevdet Şahin

четвъртък, 28 август 2014 г.

LÜTVİ MESTAN'IN CANI CAN DA, BU KARDEŞLERİMİZİN Kİ PATLICAN MI?

(Seçim öncesi Kırcaali diyarı manzaraları - Bir  fotoreportaj)
Bugün sizleri bölgemizin bazı köy ve insan manzaralarıyla tanıştırma arzusundayız. İlk fotograf  Kırcaali'nin girişinde bulunuyor ve dostluk namına çekildi, ama bu dostluğun bizler için semeresi çok ağır ve acı oldu.Böyle dostluklar ve siyasi partiler olmaz ola!


 Bu fotograftaki köy Sekirka, başı bükük çeşmeden su dolduran ise köyün meyhanecisi olan Hamid bey.700 kişi yaşıyormuş vaktinde bu köyde,şimdi ise ya var,ya yok 50 hane.Görüştüğümüz bu köyün sakinleri artık ne bu devletten,ne de DPS'den bir umut ve beklentileri var...
 Ne köylerimizde, ne de il merkezimizde iş bulunuyor,Boşuna dememişler,iş (kız) isteyeni dokuz köyden kovuyorlarmış diye.

Şaka bir yana,ama durumlar çok kötü ve berbat.İşsiz,güçsüz,parasız kalan  kızlarımız köylerden,ailelerinden kaçıyorlar ve Kırcaali sokak ve kefelerinde sarhoş masalarında meze olmaktan kurtulamıyorlar.Zengin Türkiyeli macır delikanlısı gelsin de bir kafecik ısmarlasın diye boş masalarda bekleyen çok sahipsiz kız var. Çoğu "otçu" bu kızlarımız!Yarınları şimdiden çalınmış kızlarımız.Bu kızlarımızın oyunu ne yüzle isteyeceksin Mestanlılı Lütvi aga beyciğim?

 Lülyakovo köyündeyiz,ama kendimizi Kırcaali barajının içinde yüzüyormuş gibi hissetmekteyiz.Bu gözü nemli teyzeciğimizin  acaba derdini ve gamını anlayacak var mı?Lüks ve klimalı otolardan inmeyenler ne gezer buralarda.Bir de bunlar neyi bilirler?

 Koşukavak'ta bir köy kahvesi.Avrupa Birliği bir modern ülkesinde bir antik çağdan kalma kafe.Kendi kendine gülmekte disident Mustafa Mert.Halkımızın bu büyük sevinç ve mutluluğu için tam iki yıl boyunca falakalarda dayak yemiş kendisi.O,akıllı,ama bizim DPS purfesorlarına ne demeli?


Bu katırlı kardeşlerimiz tam 15 km yol alıyorlar,Rusalsko köyünün merkezine gelip te ailelerine  erzak almak için.Acaba Lütvi Mestan hayatında hiç bir zaman 15 km.yürüdü mü?Onun canı can da,bu kardeşlerimizin ki patlıcan mı...

понеделник, 25 август 2014 г.

EDİRNE'DE GENÇ YETENEKLERE EĞİTİM SUNULDU

Uzun yıllar uygulanan baskı ve yasaklardan sonra, Bulgaristan Türkleri'nin kültürel yaşantısında son zamanlarda belirli bir canlanma hissedilmekte. Şumnu, Kırcaali, Rusçuk, Burgaz ve Varna gibi kentlerde faaliyet gösteren Türk Kültür Dernekleri ve bir çok başka yerel Kültür Ocağı'nda, unutulmaya yüz tutmuş zengin folklor geleneklerimiz ve başka çeşitli sanat dalları hayat bulmakta. Kültür Bakanlığı, yerel valilikler ve belediyeler bu tür kültürel faaliyetlere her zaman yeterince finansal kaynakça bulamazken, imdada komşu ve kardeş Türkiye Cumhuriyeti'nin çeşitli resmi kurumları yetişmekte.

Geçen hafta serhat şehrimiz Edirne'den yine güzel bir haber aldık. Geleneksel "Akademi Rumeli 2" etkinliği çerçevesinde, 8 ülkeden 150 üstün yetenekli öğrencinin 25 sanatçıyla bir araya geldiği etkinlik başarıyla sonuçlandı.

Osmanlı coğrafyasından gelen 150 öğrenciyi karşısında görmekten mutluluk duyduğunu belirten Edirne valisi Dursun Ali Şahin;
"Milletlerin kaderi üzerinde yaşadıkları coğrafya ile belirlenir. Balkan coğrafyasının bir parçası olan Edirne, zor günler geçirdi. O zora karşı hürriyetler kopara kopara, dayana dayana alındı. Onlarda yeterli değil. Bugün, 10 sene, 15 sene öncesine kadar bir Balkan coğrafyası yoktu karşımızda. Artık sesini duyurabilen, kendisinin Türklüğüyle övüne bilen bir coğrafya var. İşte bizde o coğrafyanın ismini telaffuzla övünüyorum, onlarla gurur duyuyoruz" diye konuştu.

Yurt dışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül ise 150 öğrencinin farklı ülkelerden gelse dahi aynı kültürü ve aynı geleneği bilen insanlar olduğunu ifade etti. Öğrencilerin ülkelerine Türkiye'den selam götürmesini isteyen Bülbül, "Yeni cumhurbaşkanımızdan yeni başbakanımızdan selamlar götürün. Konya'dan Hazreti Mevlana'dan gittiğiniz yerlere selamlar götürün. Kırşehir'den Ahi Evran'dan selamlar götürün. İstanbul'dan, Fatih'ten, Kanuni'den selamlar götürün" şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından 150 üstün yetenekli öğrenciye ve 25 sanatçıya sertifikaları verildi. Kapanış dolayısıyla Sanatçı Erol Büyükburç ve Balkanlı sanatçılar konser verdi.
Yunanistan, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Romanya, Gagavuzya, Kırım ve KKTC'den gelen 17-25 yaş arasındaki öğrenciler, edebiyat, düşünce, müzik, güzel sanatlar, tiyatro ve sinema gibi alanlarda bir hafta boyunca eğitim aldı.


Jale Filibeli  dombira.eu

неделя, 24 август 2014 г.

DALAVERECİ VE DÜZENBAZ KARANLIK TİPLER VEKİLLİĞİMİZE SOYUNURKEN...

İşi ve gücü bertaraf ettik çoktan.
Durmadan seçimlerle, hükümet kurmalarla, deputat adayları belirlemekle meşkülüz son yıllarda.
Orantısız, değişmez ve kısır siyaset üçgenin ortasında bir türlü dengeyi tutturamıyoruz.
Bir sağ tarafımızla kucaklaşıyoruz, bir sol yanımıza öpücük konduruyoruz...
Şimdi sıra sağda!
Sonra ise sola gelecek!
Kaçışı ve alternatifi yok yani!
Bu işi gelişi güzel diye tanımlamak akılsızcadır bence...

Aslında, bu şekilde bizler de, kırmızı perdenin arkasında gizlenen dikta iktidarının ahlaksız
ve patavatsız oyun stratejisinden sadece birer biçilmiş kaftanız...
Sırma kaftanlar neyimize bizim yırtık donlu popomuza?
Artiz milletiz bea!
Ama bu sefer ki oyun çok farklı ve trajikomik!
Finalde bütün gariban palyaçolar ve seyirciler yine çok ağlayacak!
Denetimsiz ve kontrolsüz, hukuk düzensizliklerinden ve adalet duygusundan yoksun geçici iktidarlardan sonra,
her zaman olduğu gibi elimizde boş bir kase kalıyor,
balı ise doyumsuz güç ve iktidar yalamış oluyor mu?

Demek ki, günümüzün politikası, kimin neyi ve ne zaman yediğinden, kaptığından ibaret!
Görülen o ki, evimizin beyaz sakinleri güçlerine güç katarken,
siyah olanların popoları ise hep yorgandan dışarı ...
Eksen ve şuur kaybına uğrayan ülkemizde, siyaset, titiz bir şekilde yazılan senaryo gereği çoktan kirlendi.
Burada Bulgar veya Türk halklarını zerre kadar suçlayamayız, çünkü yeni ve bir güçlü siyasi oluşum peydahlamadığımız müddetçe,
ülkemizde bir tek komunyagaların varislerinin kestiği parmaktan kan akacak...

Yeni bir domuz çobanı İvaylo ve isyankar bayrağı açacak yeni bir şeyh Bedrettin ortaya çıkmadığı müddetçe bu böyle devam edecek.
Şimdilik bir tek Oktay'ımız kahramanca gladyatör meydanına çıktı ve Şipka dağına tek başına topunu taşımakta...

Çoğumuzun mantığı yerlerde sürünmekte, gönlümüzce ve sorumsuzca hareket ediyoruz, fevri reflekslerimize boyun eğmekteyiz.

Toplumsal bir isterinin kurbanlarıyız biz.

Belki de, bundan dolayı evrensel yaşam standartlarının ve insan haklarının ne kadar gerisinde kaldığımızı düşünmeyi bile ihmal etmekteyiz.
Düşünsek bile, çoktan oluruna bırakmadık mı her şeyin?
Hiç bir medet ummadığımız, sırf inat ve keyfimiz olsun diye, koşar adım gidip oy vermelerle acaba neyimizi tatmin etmekteyiz.

Peevski gibileri mi ülkeyi kurtaracak???

Vaktinde Hitler'in saçma ideolojisine de körlemesine taptılar, Stalin'in ölümüne de ağladı milyonlar...
Sonunda ne oldu?

Ülkemizde hak ve hukuktan bahsetmezken.
Her alanda yozlaşmalar boy gösterirken.
Dalavereci ve düzenbaz karanlık tipler vekilliğimize soyunurken.
Bir ömrümüz de bu yalan dolan nifak tohumları ekili topraklarda geçmiyor mu?
Bütün kırılmalar ortada!
Bulgaristan'ı nasıl bir gelecek bekliyor?
Bu sorunun cevabını bilen var mı?
Yazsın Dombıra'ya...


Mümin Topçu dombira.eu

COFİ'NİN ANISINA 80 SPORCU YARIŞTI

Ardino'da düzenlenen 12'ci Uluslararası Masa Tenisi Turnuvası'nın bütün branşlarında Yalovalı (Türkiye) sporcular birinci oldu.
Ünlü Ardinolu sporcu  ve antrenör Turgut Adem -Cofi'nin anısına düzenlenen geleneksel masa tenisi yarışmasına bu yıl Türkiye,Yunanistan ve Bulgaristan'dan 80 küçük yaşta sporcu katıldı.


Jale Filibeli

DPS/HÖH MERKEZ YÜRÜTME KURULU ÜYELERİ VE MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP

1984 yılı Bulgaristan'da Türk halkı, haklarını savunmak için ayaklandı, sokaklara indi. Türk halkı öldürüldü.
Mahpuslara tıkıldı.
Belene adasına kapatıldı.
Sürgüne gönderildi.
Binlercesi işten atıldı.
Sonunda bir milyona yakın Türk doğdukları toprakları terk etmek zorunda kaldı.
Türk halkı Bulgaristan parlamentosuna hükümet ortağı olabilmeleri, sorunlarını çözmek için 25 yıldır milletvekilleri göndermek için koşulsuz DPS/HÖH harekâtına oy vermekte.

AB kanunları çerçevesinde seçme ve seçilme hariç, Bulgaristan Türkleri ve Pomak Müslümanların ne gibi kazanımları oldu?

Sizlere DPS/HÖH yöneticileri ve milletvekillerine Türk ve Pomak Müslüman azınlıkların 25 yıldır çözülemeyen sorunlarını sizlere hatırlatmak isteriz.

Bulgaristan’da siyasi partiler tarafından DPS/HÖH dahil parlamentoda konsensüs ile kabul edilen son anayasasında Türk azınlığı çıkarılmasına niye onay verdiniz?

DPS/HÖH yönetimi ülkede ikamet eden Türklerin çocuklarına anadilini okullarda
zorunlu olarak okuyabilmelerini sağlayabildiniz mi?

Ülke çapında Türkçe yazılı, görsel yayın yapan medya sağlayabildiniz mi?
    
Var olan Türk tiyatrolarının kapatılmalarını engelleyebildiniz mi?

Zorunlu verilen Bulgar, Slav isimleri nüfuz kütüklerinden sildirtmeyi başarabildiniz mi?

Bulgaristan’da yetişen Müslüman çocuklarına din dersi almalarını niye sağlamadınız?

Türklerin ve Pomak Müslümanların yoğun olarak ikamet ettikleri bölgelerde hayatta kalmaları ve doğdukları toprakları açlık sebebiyle terk etmemek için tedbirler hangi sebeplerle alınmadı?

Asimilasyon politikasına karşı gelip şehit edilen şehitlerin, cezaevlerinde yatanların, Belene adasında sürgüne gönderilen binlerce işinden edilen Türklerin tazminatlarını sınır dışı edilenlerin soysa haklarını alabilmeleri için çalışmalar niye yapılmadı?

Dinsiz, yarım yamalak Türkçe konuşan Bulgaristan Türk gençliğini bu durumdan kurtarmak için neden çalışmalar yapılmıyor?

DPS/HÖH teşkilatı yönetiminde ve kadrolarında barınan eski DS ajanlarını uzaklaştırılmak için niye çalışılmalar yapılmadı?

Kilisenin çanları kulak zarlarını patlatırcasına çalarken neden cami minaresinden yükselen ezan sesini duyulmayacak seviyeye getirmesine çözüm aranmıyor?

Ulusal Bulgar Televizyonunda on dakika Türkçe haber okunmasıyla var olan sorunlar çözüldü mü?

Sayın DPS/HÖH MYK üyeleri ve milletvekilleri,
25 yıldır Bulgaristan devleti tarafından kabul edilmeyen Türk ve Müslüman Pomak azınlıkları koşulsuz sizlere destek vermiştir. 4 dönem hükümet ortağı oldunuz. Önemli bakanlıklar yönettiniz. Buna rağmen var olan sorunları çözmek için hiçbir gayret göstermediniz.  Yıllardır parlamentoda azınlığız olayın arkasına saklandınız.

Bulgaristan’da ve yurt dışından ikamet eden Türk ve Pomak Müslümanları sizden umudunu kesmiş bulunmaktalar.
Bulgaristan vatandaşları olarak 25 yıldır görev alan DPS/HÖH Merkez Yürütme Kurulun DS dosyalı üyelerini ve milletvekillerini halk onaylamıyor yerlerine kimselere tabi olmayan gençler arzu ediliyor.
Bundan dolayı milletvekili adaylarını parti başkanı değil halk tarafından belirlenmesi tercih ediliyor.
Sizlere 25 yıl daha oy verilse Türklerin ve Pomak Müslümanların kaderlerinde ne değişecek?

 05.Ekim 2014 yılında Bulgaristan'da gerçekleşecek olan parlamento seçimlerinde sizler DPS/HÖH yöneticileri ve Milletvekilleri, hangi gerekçeyle Türklerden ve Pomak Müslümanlarından oy isteyeceksiniz?
Ismet Topaloglu